Son Dakika
22 Ekim 2019 Salı
”

ZİBA

Görselliğin egemenliği yanında öykü için yürek ve beyin yoranlar bir çıkış bulacaklar mı bilmem, ancak ‘Hasibe Geyik’ in ‘Ziba’ adlı, birbirinden güzel okuru kendine çeken öyküleri, bence bu tür düşüncelere benzer kaygı, kaygılar taşımıyor…

21 Şubat 2017 Salı, 13:44

 

Bu toprakların insanı yalın konuşur. Dolaylı anlatımı pek sevmez, kullanmaz da. Günümüz öykülerindeki, modern ötesi (postmodern) patentli kapalılık,  okuru fazlaca düşündürüyor,  yoruyor gibi. Şiddetin ve endazesiz yalanın kapanındaki mecalsiz kent bireyi için kolay değil hiçbir şey. Kışkırtılmış tüketim pazarındaki toplum, sözü tepki aracı sözü tepki aracı olarak görmekten aciz. Bu durum, öykülerin gergefinde olan yazarları, yalın ya da giydirik, (imgeli) söylem arasında, ikilemde bırakıyor olabilir. Görselliğin egemenliği yanında öykü için yürek ve beyin yoranlar bir çıkış bulacaklar mı bilmem, ancak ‘Hasibe Geyik’ in ‘Ziba’ adlı, birbirinden güzel okuru kendine çeken öyküleri, bence bu tür düşüncelere benzer kaygı, kaygılar taşımıyor… O yalın bir anlatımla güncel yaşam sorunlarından damıtarak oluşturuyor anlattığı öykülerinin, okurla buluşturacağı satırlarına ve omurgasını… Zamanı, herkesin zamanını yiyen “Süreç” sonunda;

 

          “… Halamdan öğreniyorum. Yıllar önce şehirde, yabancı ismin ötekileştirildiğini… Ona akın bir isimle geçiştirildiğimi. Nüfusun olmadığından, okul çağında köy muhtarının kendi kafasına göre isim yazdığını. /… Kim nerden bilecek, nasıl bocaladığımı. Kendimi parçalanmış hissettiğimi. Yıllardır kendi içimde ötekileştiğimi. Ruh, beden ve isim bütünlüğüne inandım hep. Çağrıldığım ismin anlamı muhasebe eden, resmiyette kullandığım ise minnettarlıktı. Asıl olanı öğreniyordum ki! Gülün üzerinde yaşayamayan, altın böceği ve güzel…” // (sy.103)-(*).

 

Görmezden gelip, vurdumduymazlığımızı yaşadığımız veya yaşamaya çalıştığımız, oysa farkındalığımızı betimlemeye çalışıp, okurunu, “biraz çevrene bak” diye uyaran bir yazarla karşı karşıyayız. Birçok nitelikli öykülerle yoğunlaştırdığı kitabından alıntıladığım, yukarıda kısa bir paragrafla aktarmaya çalıştığım ve kitaba adını veren ‘Ziba’ adlı öyküsünü ve daha sonra da yer alan diğer öykülerini irdelemeye çalıştım!

Eskimeyen, eskitilmeyen bir kavram üzerinde dil gezdirmek zordu. Sözcük dağarcığı hemencecik tükeniverir insanın, beyni yoksullaşır. Daha önce söylenmiş ve hala söylenen birçok öykü, roman, şiirsel dizeler, mesel, söz harmanında yuvalanmışsa hele o kavram. Yinelenme ve yadsınma tehlikesi eşiktedir. An gelir bir adım daha gidilemez, güya “hep yeni” izleğin güzergâhı üzerinde.  Anlatım yolunun iki yanı uçurumdur.

“Aşk” tır söz konusu kavram.

Yaşamsal öneme sahip, bin bir tatta, bin bir kokuda ve renkte baş gösteren kavram. Göklerin ve yerlerin, bilinçaltının ve bilinç üstünün gerçek hükümdarı “aşk”… Herkesin iyi bildiği ama o oranda iyi-güzel yaşayamadığı “büyülü hal”. Yürek taşkınlarının tanımsız sancısı. Ter-su içinde geçilen uykuların renkli düşü… Özde olan, çoğu kez gizli olan ve çoğu kez başkalarınca “suç” sayılan… Evet, suç, kozmik bir sancı. İnsanı Leyla kıldığı, Mecnun kıldığı yoğunlukta olgunlaşan serüven. Ergin ve engin bir dünyadır artık.

“Aşk” tır söz konusu dünya…

 

          “…Ha, işte ordaydım tam. Arkadaşlar arkadan geliyordu. Çalıların arkasında bir kıpırtı oldu. Kendimi kenara çektim. Tilki! Köye doğru yöneldi. Az biraz gitti ki! Durdu. Kulaklarını dikti. Burnunu havaya kaldırdı. Köyden ikindi ezanı duyuldu. Hicaz makamından. O zamanlar öyleydi. Şimdi nerde makama uymak…” (sy.108)-(**).

 

Birçok insanın yaşadığı benzer ‘olay’ sanki: karşılıksız tedirginliği… Gizli kaygı. Belki de tüm zamanı, gelen-gelecek yaşamı Sis’i altında tutacak gerçek; … Yazarımız ‘Hasibe Geyik’ in öykülerinde hissedilen ana tema, büyük ilk aşk, okullu dönemlerin rahvan aşkı… diyesi geliyor insanın.

Neden böyle dedim! Çünkü burada yazılan öykülerin olumsallıklarına baktığımda, düşüncelerimin dağarcığıma ekleyen hususları ucu, bucağı görünmeyen bir ‘aşk’… Ben, yaşanmışlıklara ve yaratılan kurgusallıklara biraz farklı bakarım. Bakış açınız ne denli objektif olursa, yazar kişinin, yazdıklarını yüzeysel değil de, bir anlamda hissettiklerini de okursunuz.  Bunu bana aktaran yazarımız ‘Geyik’, işte tam da böyle yapıyor. Her öyküde okura başka bir pencere açıyor. Bu pencerelerden gördüğünüz manzaralarda kimi zaman gökkuşağı oluyor. Bu nedenle okunası bir kitap…

 

Sızılı imge örtüsünü araladıkça yazar, kitaba ismini veren öyküsü ‘Ziba’ ve diğer öyküler; nerede başlayıp nerede bittiğini, zaman ötesi bir kavramla unutturan söylem:  “… Yıllardır kendi içimde ötekileştiğimi…” (*), dediği bir ikinci “ben” –içben- ile söyleşmesini paylaşıyor okurla yazarımız ‘Hasibe Geyik’…

 

Gerçeküstücü biçeme yakın gizdili düğümlerini çözmek, şiiri anlamak isteyene kalıyor.

 

Meraklısına; Yazarımız; 1964 Afyon-Sandıklı doğumlu. “Her kitap bir insandır, insansa sayısız bir kitaptır” düşüncesiyle yazım dünyasına, ‘Ziba’ adını verdiği ilk öykü kitabıyla başladı… Bu güzel öykülerin deneyimi ile nice öykülere ulaşmasını dilerim…

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kaçak iddaa siteleri iddaa siteleri bahis siteleri

mersin escort

eskişehir escort

mersin escort

mersin escort

mersin escort
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
testlinkpanel
bahis forum izmir escort izmir escort ankara escort ankara escort izmir escort ataşehir escort bayan ümraniye escort kadıköy escort hd porno izle ataköy escort bakırköy escort esenyurt escort beylikdüzü escort ankara escort escort bayan ankara escort bayan sincan escort keçiören escort Ankara escort Antalya escort Pendik escort travesti porno izle antalya escort bayan mama escorts karabuk escort bartin escort artvin escort kocaeli escort kocaeli escort afyon escort aydin escort ankara escort escort bayan istanbul pendik escort Restbet Bahis Sitesi Tipobet Piabet Giriş Bahis Siteleri canlı maç siteleri bixbet giriş porno indir beylikdüzü escort gaziantep escort