Son Dakika
21 Temmuz 2018 Cumartesi
25 Mart 2018 Pazar, 12:39
Sezai Bayar
Sezai Bayar sbayar@haberhurriyeti.com Tüm Yazılar

Yazık oldu Hürriyet’e…(1)

Amiral gemisi Hürriyet’in rahmetli patronu Erol Simavi, Milliyet’i satın alıp medya dünyasına adımını atan Aydın Doğan ile birlikte 1984 sonrası Ankara’ya gelmişlerdi.

Sirkeci’nin eski oto satış bayii ve parçacı Aydın Doğan’ın, kendine ait medya kuruluşlarını, tüp gazcı olarak tanınan Erdoğan Demirören’e satışı sonrası ortalık derin bir sessizliğe girdi.
Oto parçacısı ve tüp gazcıdan oluşan basın yayın imparatorluğu…
Şimdi imparatorluk Demirören’e geçti.
Oto parçacısı kenara çekildi.
Bu son tablo beni yıllar gerisine sürükledi nedense.

Amiral gemisi Hürriyet’in rahmetli patronu Erol Simavi, Milliyet’i satın alıp medya dünyasına adımını atan Aydın Doğan ile birlikte 1984 sonrası Ankara’ya gelmişlerdi.
Hürriyet’in Rüzgarlı Sokak’daki matbaası ve Ankara Temsilciliğine gezmişlerdi.
Hürriyet’in sayfa nakilleri o sıralarda Fransız tekniği ile yani Faksimile denilen bir sistemle yapılıyordu. Matris uygulaması ortadan kalkmıştı. Uçaklarla Istanbul’dan matbaalara matris gönderilmesine son vermişti Simavi ailesi.
Hatta bu sistemi kiralamak isteyenlere de hizmet veriyordu.
Milliyet de yeni abone olmuştu bu servise. Parasını bastırıp, sayfa naklini Hürriyet sayesinde gerçekleştiriyordu.
Bizler de matbaada Milliyet’in Anadolu baskısına ait tüm haberleri sayfa negatiflerinden okuyabiliyorduk.

Hürriyet’in Ankara’daki tepe yönetimini, Erol bey Ankara Oteli’ne davet etmişti;
Muhtemelen Matbaa Müdürü Ergin İnanç’a “Çocukları çağır, barda bir iki kadeh içelim, sonra yemeğe geçeriz” demiş olmalı ki, bizler saat 18.00 sıralarında Ankara Oteli’nin yolunu tutmuştuk.
Simavi ve Doğan barda demleniyorlardı…
Bizler de bar dibindeki lobide oturduk.
Sonra Aydın bey ve Erol bey bizim olduğumuz yere geldiler.
Sanırım konuştukları sayfa nakli olmalı ki, bizimle tanışan Aydın Doğan ortaya bir laf attı:
“Bizim Milliyet’in sayfalarının sizin sistem sayesinde erkenden Ankara gelmesi çok iyi oldu. Hem erken baskı yapabiliyoruz, hem de uçak kalktı-kalkmadı telaşını yaşamıyoruz. Kötü hava şartlarında uçak kalkmayınca matrisleri karayolundan gönderilmesi korkusu da kalktı. Bu çok iyi bir gelişme” dedi ve bir soluk aldıktan sonra devam etti Aydın bey:
“Her şey iyi de, son uygulamalarda öğrendik ki bizim özel haberlerimiz sayfa naklinden sonra Hürriyet’ciler tarafından çalınıyor Erol bey, bunu nasıl önleriz?”
Üst yönetim takımı olarak kafalarımızı öne indireceğimizi sanan Aydın Doğan’ın beklentisinin aksine bizler sanki hiçbir şeyden haberimiz yokmuş gibi Aydın beye baktık.
Erol bey bir bize baktı, bir de Aydın beye bıyık altından gülerek bir bakış fırlattı. Sonra bize döndü:
“Çocuklar, ben sizlere hiçbir zaman Milliyet’in haberlerine bakın veya çalın diye bir emir verdim mi?”
Bizler, biraz da içimizden gülerek “Haşa efendim, bizler sizden emir gelse bile yapmayız öyle şey” diye karşılık verdik.
Erol bey Aydın beye döndü;
“Bak gördün mü nasıl yanılmışsın. Ben emir filan vermem. Bunlar gazeteci takımı. Meraklı insanlardır. Ha sizin sayfalara göz atıp, atladıkları haberleri görüp, onları daha da geliştirerek ertesi gün için yeni unsurlarıyla haber yaparlarsa ona bir şey diyemem. Ben zaten bu gazeteci takımına hiç güvenemem. Onlar bildiklerini yaparlar, yani çalarlar.”
Bu cümleden sonra masada büyük bir kahkaha tufanı yaşandı.
Aydın bey de gülüyordu:
Erol bey devam etti:
“Bak Aydıncığım, gazetecilik zor meslektir. Her meslek gibi değildir. Her ihtimali düşüneceksin.Eğer bu meslekte kalıcı olacaksan ve haberlerini çaldırmaktan kurtulmak istiyorsan, benim sistemin aynısı satın alıp kendi sayfanı kendin geçeceksin”
Aydın bey bir süre sonra sayfa nakli sisteminin aynını Avrupa’dan ithal etmişti.
Evet aynı Aydın bey sonunda Hürriyet’i satın almıştı.
Almıştı almasına da gazetenin eski itibarını, etkinliğini bir türlü sürdürememişti.
Sürdürememesi bir yana Hürriyet’i tüpçü arkadaşa satana kadar da ne trajını koruyabilmiş, ne eski kadrosunu ve ne de “Türkiye’nin en etkin ve en güvenilir” yayın organı olma vasfını devam ettirebilmişti.
Trajı da bir milyondan 300 binin altına inerken elini bile kıpırdatamamıştı.
Çünkü 1970’ler sonrası Sirkeci’de hayata atıldığı Oto parça satıcılığı “kafası” ile gazetecilik yapılamayacağını hala anlamış değildi.
Yazık oldu.
Aydın beye değil.
Hürriyet’e…
Koskoca Armada…
Kocaman “Amiral Gemisi”…
Herhangi bir “Yük Gemisi” sahibine satılsa iyi de.
Tüpçüye gitti…

www.haberhurriyeti.com / SEZAİ BAYAR

Yorum

  1. Sevinç Özküçük

    25 Mart 2018 at 13:05

    Sahiden yazık oldu

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir