Tasada ve Kıvançta Mı?

Mehmet Aycan
Mehmet Aycan

Hayatın derin kodlarını çözmedik hala...

Ne zaman mutluyuz ne zaman üzgün.

Bilmiyoruz...

Hele bu baş belası corona ile birlikte iyice yalnızlaştık ve kendi kabuğumuza çekildik…

Karşımızdaki sanki ‘’özel Azrail’imizmiş’’ gibi görmeye başladık…

‘’Eyvah hapşırdı, öksürdü, buraya dokundu şurayı elledi’ vehmi ile insanları düşmanımız gibi görmeye başladık…

Bunun sonucu da insan ister istemez ‘’bu salgın yeni bir toplum düzeni kurmak için mi üretildi’’ sorusunu akıllara getirdi ve bunu uygulamaya bile soktu..

Ve sonuçta karmaşık duygular insanı her geçen gün biraz daha umutsuzluğa sürükledi...

Artık hepimiz değerli bir yalnızlığı yaşıyoruz…

Ve artık benim mutluluğum onun hüznü olarak algılanıyor.

 Kimi zamanda ender de olsa ortak mutluluklarımız kederlerimiz oluyor.

 İşte o aman kaynaşmış bir toplum olduğumuzu varsayıyoruz.

 Acaba bu ne kadar doğru...

 Hani derlerdi ya "tasada kıvançta olan ortaklık, millet olmanın temel taşıdır"

 Ancak son yıllarda bu anonim sözcüğü de; iyiden iyiye unuttuk.

Aramıza nifak tohumlarını ekenler, bu coğrafya için kötü emelleri olanlar bu durumdan hoşnut.

  Türkiye’nin yaşamsal damarlarının en önemlisini çatlattıklarını varsayıyorlar.

 Son yıllardaki erkeğin kadınlara karşı gösterdiği vahşet; İşte bu da toplumsal bir insanlık kodunu çözemediğimizi ortaya koyuyor.

 Ne demek şimdi bu.

 Efendim Türkiye’;de bir eğitim sorunu vardır; Öncelikle okul eğitimi, sonrada aile içi eğitim adeta yok olmuştur.

Bu da doğal olarak İnsanlık sorununu, insanca yaşama hakkı sorununu ortaya çıkarmış görünüyor.

Tıpkı diğer sorunlarda olduğu gibi her şeyi katagorize etmek, toplumu derin ayrılıklara sürüklüyor.

Bir kadının insan olduğunu unutan bir başka insan, yani erkek hangi türden ürediğini unutarak kendisini doğuran annesinin hem cinsine saldırıyorsa ortada oldukça ciddi başka bir sorun vardır.

Bunu feminizmler, kadın hakları savunuculuğu gibi palyatif tedbirlerle çözmek kolaycılığa kaçmaktan başka bir şey değil gibi görünüyor….

Bu kolaycılık kadın ve erkek arasındaki uçurumu çok daha derinleştirmektedir.

Durum her geçen gün daha da vahimleşiyor..

Toplumsal belleğimiz ‘’Anaerkil bir toplumdan gelen Türkler böylesi bir ilkelliğe nasıl ve ne zaman saplanmıştır’’ sorusunu gündeme taşıyor....

Evdeki eşine ‘’Han’ım’’ yani ‘‘kral’ım’’ unvanı veren bir toplum nasıl böyle maganda bir kimliğe bürünmüştür. (Han-ım) Moğolca kökenlidir.

Tarihsel kayıtlarımıza göre de; Osmanlı saraylarının perde arkasındaki egemen güç sultanlar veya valide sultanlardır.

Hala Türk erkeği ‘‘ana kuzusu’’; olarak bilinir ve ne gariptir ki artık bu tanımlanma bir  aşağılama ifadesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Evin kızı ise  hep ‘‘Prenses’’ olmuştur. Onu da unuttuk…

Şimdi tüm bu kavramları unutarak hayatı çok yüzeysel ve basit bir hale getirdik...

Biz Türküz, o Kürt, biz sünniyiz; o alevi gibi örnekleri çoğaltmak mümkün: Böyle olunca da  ‘‘o bizden değildir, Acısı da tasası da bizi ilgilendirmez’’ gibi vahim bir sonuç ortaya çıkıyor.

Bir de ‘’O kadındır, erkeğin kölesidir. Erkek ne isterse, kadın onu yapar’’ gibi dehşet verici anlamsız  ifadeler  son yıllarda yeniden hortladı…

Bu söylemleri, hem etnik, hem de cinsiyet olarak çoğaltabiliriz.

Hatta hatta zengin- fakir, sakat- sağlam gibi çok acımasız sıfatları da ekleyebiliriz

İşte tüm bu sıkıntılar, teknolojiyle birlikte yaşamamıza giren bireysel bencilliğin sonucudur.

Aileleri küçülten, en küçük birimde yani ailede akrabalarda bile birbirine tahammülsüz insanlar yetiştirdik...

Eskiden ilk ve orta eğitimde yurttaşlık bilgisi diye bir ders vardı...

O derslerde iyi insan olmayı, iyi vatandaş olmayı, toplumsal kurallara uymayı öğretirlerdi.

Düşünmeyi, düşündüğümüz de söylemeyi, söylerken hangi kurallara uyarak söylenmesi gerektiği anlatılırdı çocuklara.

Sonra bu dersi ‘’tek tip insan yetiştirme modeli’’ olduğu gerekçesiyle kaldırdılar.

Bireyin birey olarak kalması gerektiğini anlattılar. Ama nasıl birey olunacağını öğretmediler.

Bir adım ötesi yurttaşlık derslerini; televizyonda önce anlamsız Brezilya dizileri, sonra ahlaksız ABD yapımlarına devrettiler.

Şimdilerde ikisinin karması yerli diziler toplumsal öğretmenlerimiz oldu.

Toplum giderek yozlaştı ve birbirinden koptu…

Bu yaşam tarzını da  ‘’kentte yaşamanın ve teknolojin gerekleri’’ olarak anlattılar..

Şimdi de ‘‘Nereye gidiyoruz’’; feryatları yükselmeye başladı...

Nereye mi gidiyoruz?.

Toplum, dış mihraklar ve yardakçısı, ‘’iç çırakları’’ sözde toplum mühendislerinin istediği yöne doğru  gidiyoruz.

***

Çözüm ne?

Öncelikle ‘’uyutma’’ eğitiminden vazgeçilmeli...

Okullarda ‘’önce insan olmak’’ dersleri konmalı.

Elbette bu konuda da en büyük sıkıntı yeterli ve donanımlı öğretmen bulmakta çok zorlanacağımız kesin. Çünkü bugünün öğretmeni dünün öğrencisiydi ve  okulda  tersi bir eğitim almıştı.

Sonra ‘’hayatın kotları’’nı çocuklara öğretmeli.

Onlara maddi duygusallığı değil, insani duygusallığı belletmeli....

Bu öğretiyi, kadın-erkek, Türk-Kürt- Laz-Çerkez-Sünni-alevi herkese vermeliyiz...

Yani önce insan olmayı öğrenmeliyiz.

O kadar...

Nokta....

Mehmet Aycan / [email protected]

 

- Haber Hürriyeti, Mehmet Aycan tarafından kaleme alındı
https://www.haberhurriyeti.com/makale/9904469/mehmet-aycan/tasada-ve-kivancta-mi