Perşembenin Konusu: Korsan

Murat Tepebaşılı
Murat Tepebaşılı

BANA SORSAN

Korsanlık deniz soyguncularının Antik Yunanistan'ın ticaret gemilerine saldırmasıyla başladı.

Korsanlara genellikle tanrı adları verildi. Tarihin ilk korsanı belki de Homeros’un Odessa Destanı’ndaki kahramanı “Ulysea”. Ulisea adamlarını doyurabilmek için Trakya ve Ege Denizi çevresinde yağmacılık yapmış.

Roma gemileri, yüklerini tahıl ve zeytinyağına el koyan korsanlar tarafından saldırıya uğradı. Denizci ülkeler arasında korsanlık tehdidi, düzenli donanmaların doğuşuna kadar sürdü.

Korsanlık toplumsal gereksinimlerin sonucunda tarih sahnesine çıkmış olabilir. Ancak korsanlığın bundan sonraki tarihi, öncesini de sorgulatıyor.

Avrupa monarşileri denizlere egemen olmak ve Doğu’dan gelen zenginliklere el koymak istiyordu. Krallar emir verdi. Başladı devlet korsancılığı. Gemiler yaptırdılar. Toplarla güllelerle tüfeklerle kılıçlarla donattılar.

Gemiler, toplar, gülleler, tüfekler kralın emriyle üretilirdi. Silah araçlarının gereçlerinin üretimi yalnızca kralların tekelindeydi. Sıradan varlıklı insanlar isteseler de savaş gemileri üretemezdi.

Krallar korsanları saraylarına çağırırlardı. Kendi adlarına denizlerde egemenlik ve güvenliği sağlamakla görevlendirirlerdi. Denetimli korsanlık gelir kaynaklarından biri oluyordu.

Krallar düşman devletlerin gemilerine saldırmak ve yağmalamak için yetkilendirilmiş yasal korsanlar türetti. Kazandıklarını paylaştılar.

Devletler ganimetten pay aldıkça hazinelerini doldurdu. Korsanlar yağlı iple asılma korkusu taşımadan denizlerde hüküm sürdü. Böylece devlet korsancılığı düzeni kuruldu.

Zamanın en büyük İngiliz limanlarında barınan ve devlet eliyle korsanlık yapan Francis Drake, Henry Morgan ve William Captain Kidd gibi ünlü korsanlar da İngiliz Krallığı için çalışmışlardır. Bu korsanlar kral ile anlaşırken ya İncil’e ya da baltaya el basarak yemin ederlerdi.

Anlaşmaya göre;

- Savaşırken zarar gören korsana tazminat ödenirdi.

- Korsan bir parmağını ya da gözünü kaybederse 100 altın para, sol kolunu kaybederse 500 altın para ve sağ kolunu kaybederse 600 altın para tazminat alırdı.

- Korsan gemisinin kaptanı zarar görürse, tayfadan iki misli tazminat alırdı.

Kaptanlar yanlışlardan sorumluydu. Gemide işler ters giderse, yönetim kaptandan alınarak yanında bir tüfekle ıssız bir adaya bırakılır ya da güverteden denize atılarak köpek balıklarına yem edilirdi.                 

O nedenle bugün bildiğimiz korsan ‘izinli deniz görevlisi’ demektir. Bu da Eski Yunan döneminden beri korsanların devletler tarafından üretilip kullanıldığını anımsatır.

16. ve 18. yüzyıllar arasında hükümetler, yabancı gemileri yağmalama yetkisi veren “çömelme yazıları” yani ‘izinli deniz görevlisi’ yayınlardı. Bu, özel kişilerin ölümle cezalandırılan korsanlıkla suçlanmalarını önlerdi.

Francis Drake (daha sonra şövalye olacak) İngiltere'nin en ünlü korsanıydı.

16. Yüzyıl’da Yeni Dünya'dan dönen İspanyol hazine gemilerine saldırdı ve anlaşma gereği kârını Kraliçe I. Elizabeth ile paylaşırdı.

16. ve 19. Yüzyıl arası Akdeniz’de Müslüman ve Hıristiyan korsanlar vardı. Karşılıklı olarak birbirlerinin ticari gemilerine saldırma yani ‘izinli deniz görevlisi’ yetkileri vardı.

Pek çok korsan, korsanlığa geçmeden önce ticaret veya deniz gemilerinde hizmet vermişti.

Bir korsan gemisinde yaşam, ulusal yasalardan bağımsız oldukları için daha çekici görünüyordu. Mürettebat, normal denizcilerden çok daha iyi muamele görürdü. Para ödülü eşit olarak paylaştırılırdı. Çoğu denizci hazine ve kargo gemilerinin yağmalanmasıyla zengin olmayı umarak korsan olurdu.

Korsan gemileri ticaret gemilerini ele geçirdiğinde, korsan kaptanı gönüllülerden emrinde hizmet etmesini isterdi. Mürettebatın çoğu, bir ticaret gemisinde yaşam zor ve koşullar berbat olduğu için gönüllü olurdu.

Denizciler, gemilerde kadın bulundurmanın şanssızlık olduğuna inanırdı. Çok fazla kadın korsan yoktu. Bu nedenle kadınlar kendilerini erkek kılığına sokmak zorunda kalırdı. Çok az da olsa, 80 bin kişilik korsan topluluğunu yöneten Ching Shih (Cing Şiş) gibi çok güçlü kadın korsanlar vardı.

Korsan olmaya “hesaba girmek” deniyordu. Geminin kurallarına göre yaşamayı kabul etmeleri gerekti. Bu kurallar katıydı. Kuralları çiğnemek kırbaçlanma ve ölüm anlamına gelebilirdi. Yoldaşlarından hırsızlık yapan veya savaş sırasında firar eden bir korsan olursa, bir ıssız adaya yetersiz gereçlerle bırakılırdı. Avlanamazsa veya balık tutamazsa açlıktan yavaş yavaş ölürdü.

Korsanlar, gemileri korkutup savaşmadan teslim olmaları için bayraklar kullanırdı. İlk korsan bayrakları kan kırmızısıydı. Bu, korsanlar gemiye binip savaş başladığında acınılmayacağı demekti.

Korsanlık geliştikçe daha fazla bayrak kullanıldı. Korsanların genellikle kendi bayrakları oldu. Jolly Roger (bir kafatası ve çapraz kemik) en ünlü korsan bayrağıdır.

Bayrak, gemi kütüklerinde kullanılan ve gemide ölümü temsil ettiği simgeden alındı. İlk olarak 1700 civarında korsan bayrağı olarak kullanıldı.

Saldırıya uğrayan tüccar denizciler, güverteleri yağlayıp veya güvertelere kuru bezelye veya kırık cam serperti. Korsanların binmesini engellemeye çalışırdı.

Direnip kaybederlerse, korsanların acımayacaklarını, sakatlanacaklarını veya öldürüleceklerini biliyorlardı. Korsanlar gemideki hazineyi veya yükü alacaktı. Bunlar ipek, mücevher, baharat, şarap, brendi, keten, para veya köleleri içerebilirdi. Bazen korsanlar, kendilerini mahkûm edecek herhangi bir kanıttan kurtulmak için ele geçirilen gemiyi filolarına katarlardı veya batırırlardı. Denizciler öldürülür, fidye ödenir, köle olarak alınır veya korsan ekibine katılırdı.

Gemi mürettebatını köle olarak satmanın veya onlar için fidye istemek geminin yükünden daha kârlı olabilirdi. Bu özellikleri nedeniyle korsanlar kazançlı köle ticaretine de dahil edildiler. Afrikalı köleler tarlalarda çalıştırılan bedava işçi oluyordu.

1830'larda picaroon terimi hem korsan hem de köleci anlamına geliyordu.

Düzenli korsanlık sektörü 19. Yüzyıl’da sona erdi. Hollanda savaş gemileri Güneydoğu Asya'da devriye gezdi ve İngiliz donanması Güney Çin denizlerinde öteki devletlerin korsanlarına saldırıyordu.

19. Yüzyıl’ın başında, yasal korsanlar hâlâ gelişiyordu. Paris Bildirgesi'nin imzalandığı 1856'ya kadar. İzin belgeleri yasaklandı. Uygulamak için imzalayan ülkelerin donanmaları kullanıldı. Kölelik karşıtı operasyonlar artık buharlı gemiler tarafından üstlenildi. Buhar çağı aralarındaki korsanlığın sona ermesine de yardımcı oldu.

Osmanlı Devleti korsanlarını gözü pek ve en yetenekli denizcilerinden oluşturuyordu. Osmanlı askeri sınıf korsanları birkaç Avrupa dilini anadili gibi konuşurdu.

Bu denizcilerin üssü Cezayir’di. Düşman devletlerinin donanmalarına saldırarak deniz sahalarından uzak tutarlardı.

Bilinen en ünlü devlet korsanlarından Barbaros (Kızıl sakal) ve Turgut Reis kardeşler, Osmanlı Devleti’nin denizdeki egemenliğinin kurucu donanma kaptanları oldu.

Osmanlı’da korsan “deniz haydudu, deniz haramisi veya derya haramisi” anlamında kullanıldı. Osmanlı Devleti’nde yetiştirilen en büyük donanma kaptanları yasal korsanlıktan gelirdi. Bunlar “mahir korsan, yarar korsan ve büyük korsan” olarak anılırdı.

Türk tarihçiler Osmanlı Devleti’ndeki bahriyeli korsanları, devlet adına denizlerde yer fethederek düşmanları kıyılardan uzak tutukları için “denizin akıncıları” olarak adlandırdı.

Aslında hangi devletin donanmasından olursa olsun, büyük başarılar elde eden yetenekli kaptanların ve zeki denizcilerin çoğu devlet korsanlığından geldi.

* * *

Murat B. Tepebaşılı

- Haber Hürriyeti, Murat Tepebaşılı tarafından kaleme alındı
https://www.haberhurriyeti.com/makale/9238538/murat-tepebasili/persembenin-konusu-korsan