9 Eylül'ü bir Barış Festivaline çevirsek

Sedat Kaya
Sedat Kaya

9 Eylül Türkler için zafer,

Yunanlar için hezimet,

Anadolu Rumları içinse büyük felaketti…

100 yıl öncesinin sorumlusu , ne Rumlardır ne de Türkler..

Anadoluyu parçalamak isteyen Emperyalist güçlerdir.

Yaşanan acılar asla unutulmasın,

unutulmasın ki bir daha tekerrür etmesin.

Ve Türk’ü… Kürdü… Ermenisi… Rum’u…

Tüm insanlar sevgi, saygı ve barış içinde yaşasın

Bugün 9 Eylül.

İzmir'in işgalden kurtuluşu.

99 yıldır kutlanıyor.

Her yıl da kutlanacak.

Elbette kutlanmalı ama böyle mi?

Hikayeler dinleyerek mi?

Bol bol milliyetçi duyguları köpürterek, militarizmi ve devleti yücelterek mi?

"Dağılmış düşmanlar yel gibi kaçar" diye bağırarak mı?

Ya da " Yunan'ı denize döktük" diye övünerek mi?

Biliyorum bu yazdıklarıma katılmayacak, karşı çıkacak, kızacak, hatta içinden küfür edenler olacaktır.

Canları sağolsun.

*.   *.   *

1453'te İstanbul'u Bizans'tan alan Osmanlı İmparatorluğu İstanbul'un fethini pek kutlamıyordu.

Fatih Sultan Mehmet hiç kutlamadı.

Hatta bir dönem yasaklanmıştı.

Neden?

Nedeni ibretliktir.

1800'ün sonlarında devlette söz sahibi olmaya başlayan İttihat Terakki yöneticileri Sultan 2.Abdülhamit'e gider ve 29 Mayıs'ın İstanbul'un fetih günü olarak kutlanmasını önerir.

Gerekçe toplumdaki milletçilik duygularının artırılmasıdır.

2.Abdülhamit kabul etmez bu öneriyi.

Nedenini de yıllar sonra şöyle açıklar.

"Biz, İstanbul’u Rumlar’dan zaptettik.  Fetih günü onlar matem tutmak isterler. Biz tezahürde bulunursak (ortaya çıkarsak) onların hissiyatını rencide ederiz. Benim zamanımda bir kere İstanbul’un fethi günü merasim yapmak istediler. Ben bu hissiyat noktasını nazara alarak müsaade etmedim. Bunlar hikmet-i hükûmettir, çünki her hükûmet teb’asının hepsinin hissiyatını da rencide etmemeğe çalışmalıdır. Her nedense biz kendi kendimize mesele çıkarıyoruz.(*)

Gelelim şimdi ne demek istediğime.

Evet 9 Eylül 1922'de İzmir işgalden kurtarıldı.

Ama Türk Ordusu İzmir'e girdiğinde bir tek Yunan askeri kalmamış, çoktan ülkelerine geri dönmüştü.

İzmir'de denize dökülenler Rumlar'dı.

Onlara İzmir'i terk edin denmişti.

Oysa onlar dededen, hatta büyük büyük dededen İzmirli'ydi.

En eski İzmirli'den, daha İzmirli.

Bir anda yüzlerce yıllık ata toprağından kovuldular.

Zenginler, hali vakti yerinde olanlar teknelerle emperyallerin savaş gemilerine binerek gitti.

Yoksullar kayıklara dolup, küreklerle gitmeye çalıştı ama çoğu İzmir körfezinde boğuldu.

Kalanlar ise 1942'de varlık vergisiyle,  1955'te 6/7 Eylül katliamıyla, 1964'te de "20 dolar, 20 Kilo" techiriyle azaltıldı.

1921'de İzmir'in toplam nüfusu 276 bindi ve bunun 140 bini Rum'du. 

Şimdi ise parmakla sayılacak kadar azlar.

Bugün o azınlıkla  birlikte yaşıyor, aynı güneş altında, aynı havayı soluyup, aynı kaderi paylaşıyoruz.

Karşı kıyıda ise onlardan binlercesi var.

Peki hiç düşündünüz mü, İzmir'in kurtuluş gününde onlar ne hissediyor acaba?

Hangi duyguları yaşıyorlar?

Rencide  oluyorlar mı?

Onlardan biri Teodora Hacudi.

İzmir'de yaşayan bir Rum vatandaşımız.

İki yıl önce "Eylül'de İzmir'de Rum Olmak" başlıklı bir yazısını okumuştum, beni derinden etkilemişti.

Şöyle yazmıştı.

"Zor be kardeşim, Eylül’de İzmir’de Rum olmak zor, hem de çok zor.

Eylül ayı ironik bir şekilde Dünya Barış Günü ile başlar,

6-7 Eylül olayları ile devam eder,

9 Eylül ile zirveye çıkar, muhtelif ilçelerin kurtuluş günleri ile de biter.

Eylül’de İzmir’de Rum olmak zor.

O denize dökülenlerin artığı olarak direnmek, anlatamamak, ifade edememek zor.

Bu arada küçük bir dip not, 9 Eylül’de denize dökülenler

Yunan ordusunun mensubu askerler değil, bu toprakların yerel halkı Rumlardı.

Türk Ordusu İzmir’e girmeden önce Yunanlı askerler, körfezde onları bekleyen

İngiliz, Amerikan, İtalyan gemilerine binip gitmişlerdi.

Osmanlı tebaası Rumların da  bu toprakları terk etmeleri emri gelmişti.

Ermeniler ise resmen arada kaynamıştı. Erkeklerin çoğunluğu kamplardaydı,

kadın, çocuk ve yaşlılar ise kıyı şeridinde…

Kimdi peki bu Rumlar?

Bu toprakların kadim halklarından,

1000 küsur yıllık Doğu Roma İmparatorluğunun torunları, Osmanlı tebaası,

has be has Anadolu çocuklarıydı…

100 yıl öncesinde bu topraklar da büyük acılar yaşandı.

Etkilenmeyen yoktu.

9 Eylül Türkler için zafer, Yunanlar için hezimet, Anadolu Rumları içinse büyük felaketti…

Ben yine de derim; savaşın kazananı yoktur.

Bu sabah Kültürparkın Basmane kapısında,büyük yangın öncesi Ermeni Mahallesi olan yerde, Fuar programına bakıyorum.

İki isme gözüm takılı kaldı. 8 Eylül Glykeria,  10 Eylül Ara Malikian…

Tam 97 yıl sonra dökülenlerin artığı ben,

Yunanlı ve Ermeni sanatçıları yanımda Türk arkadaşlarımla alkışlayacağım.

100 yıl öncesinin sorumlusu  ne benim ne de yanımdaki Türk arkadaşlarım.

Ama bundan 100 yıl sonrasının sorumlusu biz olacağız.

O yüzden inatla bir kez daha barış diyorum.

Yaşanan acılar asla unutulmasın, unutulmasın ki bir daha yaşanmasın."

*.  *.  *

Çok Rum arkadaşımdan benzerlerini duydum, duyuyorum.

Rencide oluyorlar.

Olmaları da çok doğal.

Evet, 100 yıl öncesinin sorumlusu bizler değiliz ama gelecek 100 yılın sorumlusu bizler olacağız.

Şimdi şöyle düşünelim.

9 Eylül törenlerindeki bu formatı değiştiremeyiz?

Örneğin bugünü bir Barış Günü'ne çeviremez miyiz?

100 yıl önce yaşananlara sünger çekerek tıpkı her yıl  Çanakkale'ye gelen Anzaklar'ın aileleri gibi, buradan gitmek zorunda kalan Rumlar'ın ailelerini İzmir'e davet edemez miyiz?

100 yıl önce çekilen acılar anısına  körfeze çicekler bırakarak, karşı kıyıdaki Rum dostlarımıza sunamaz mıyız?

100 yıl önce olduğu gibi körfezde Türkler ve Rumlar kayık yarışları yapamaz mı?

Bornova Stadı'nda futbol oynayamazlar mı?

Kordon'da Rembotika eşliğinde rakı ve uzoları tokuşturamaz mıyız?

Sirtakiyi, mastikayı, zeybeği hep birlikte oynayamaz mıyız?

9 Eylül'ü kardeşlik ve barış kokan bir şölene çevirmek çok mu zor?

İzmir'in dağlarında barış çiceklerinin açması güzel olmaz mı?

İlle de "düşmanı denize döktük" diye böbürlenmek mi gerekiyor?

Türk Ordusu İzmir'e girmeden bir hafta önce Yunan birliklerinin komutanı Nikolaos Trikopis esir alınmıştı. Mustafa Kemal'in savaştığı generale, "Üzülmeyin. Siz görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Siz bizim misafirimizsiniz " sözleri tarihe kazınmıştı.

Türkiye'de kalan Rumlar'ın en huzurlu dönemi Atatürk ile Venizelos'un başlattığı ve 25 yıl süren barış günleri değil miydi?

O günlerde Atatürk'ün "bu bir aşk izdivacıdır" sözü ile Venizelos'un Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesi unutulur mu?

II.  Dünya  Savaşı  döneminde  Alman  işgaline  uğrayan  ve son yüzyılın en sert kışını yaşayan Yunanistan'da savaş ve ambargodan aç kalan halka Türkiye yardım eli uzatmamış mıydı?

Aynı barış, aynı yakışlaşma şimdi neden olmasın?

İzmir buna, hem de 9 Eylül'de öncülük edemez mi?

Biliyorum, bugün bunlar hayal.

Bayrak da din gibi herşeyin üstünde, kutsallar ne de olsa!

Ama ne yapayım, ben biraz hayalperestim.

Sedat Kaya / [email protected]

(*) Dr. Âtıf Hüseyin Bey’in hatıraları

- Haber Hürriyeti, Sedat Kaya tarafından kaleme alındı
https://www.haberhurriyeti.com/makale/7764814/sedat-kaya/9-eylulu-bir-baris-festivaline-cevirsek