Perşembenin Öyküsü: Titanic

Murat Tepebaşılı
Murat Tepebaşılı

UFUKTAKİ BUZDAĞI

Mart’tı. Arabalardan çok iyi sürücü olarak ve makine mühendisi gibi motordan çok iyi anlardı. Arabada herhangi bir parça değişikliğini bile anında ayırt ederek, hangi modelden takıldığını belirtecek kadar. İlgisinin uzmanıydı Kozmik Titanic…

Giderken arabadan hiçbir ses gelmese bile arızalı olduğu göstergelerin aynı anda hareket etmemesinden anlaşılır.” demişti yıllar önce.

Söyledim. Doğruymuş aklımda kalan. Bir arkadaşımın iyi sürücü olmak istediğini belirttim. Dağarcık kasasındaki bilgileri istedim.

İki katlı eve taşınıyoruz. Yerleşelim. Notlarıma bakayım. Seçeyim.” demişti.

Bir hafta sonra aradım; “Yazlıktayım. Sonbahar sonu dönünce bakarım.” demişti.

İyi sürücü olmak için beklerim” dedi arkadaşım.

İki ay önce gene aramıştım. “Naber velet, nasılsın diye başladım. Ne var ki, Kozmik Titanic’in olumsuz duygular içerisinde olduğu sıra aramış olduğumu “İyiyim” dedikten sonra ağlamaya başlamasıyla anladım.

Nedenini sormadan başladı anlatmaya…

Yaşamımda bana en güvendiğim iki insan, iki kadın bana ihanet etti. Annem ve eşim. Bugün boşansak sokakta evsiz barksız kalacağım.”.

Sordum: “Neden?”.

Annem tüm evlerimizi eşime devretti. Mirasını reddettirmiş oldu bana zorla. Abime hiçbir mirası kalmasınmış. İzmir’e yanına gelsem kalabilir miyim?”.

İstediğin zaman. Dilediğin kadar. Bunun iznine gerek yok biliyorsun.”.

Biliyorsun. Benim parada, malda mülkte hiç gözüm olmadı.”.

Titanic ne zaman istersen gelebilirsin. Ancak senden bir tek şey istiyorum.”.

Ne istiyorsun?”.

Arabalar konusunda bir uzmansın. Düşünmek için yeterli süren de var. Arabayla ilgili bir buluşun olabilir. Dünyaya imzanı bırakabilirsin.”.

Eşimle tartıştık ben yazlığa geldim. Hiçbir şey düşünecek durumda değilim. Hayvanlar gibi yiyip içip yatıyorum. Ben eşimi ve çocuklarımı istiyorum.”.

Ben de sen de başkalarının aile ilişkilerini sorgulamayız hiç. Bu kez çizgimi aşacağım. Neden evden ayrılmanı gerektirecek kadar tartıştınız?”.

Beni tanıyorsun. Bir dostumun, arkadaşımın yanlış yapmasına dayanamam. Hemen söylerim. Eleştiririm.”.

Biliyorum Titanic. Canlı tanıklarındanım. Öylesine eleştirir misin olsa kötülük içinde?”.

Ve hele ki, eşimle çocuklarımın… Bağırıyordum da. Biliyorum. Onlara karşı sesimi yükseltmek yanlışım oldu. Bu anlamda ben kusurluyum. Bunu belirttim. Bir daha sesimi yükseltmeyeceğimi söyledim. Özür diledim. Ancak…”.

Ancak?”.

Bir daha yapmayacağımın güvencesi neymiş?”.

Peki. Ya çocuklar?”.

Onlar da analarının tarafını tutuyor. Biri bir kere geldi. Arabayı istedi. Verdim. Arayıp sordukları yok. Ve ortak tanıdıklarımızdan özellikle kaynanamın kızını bana karşı kışkırttığını öğrendim.”.

Ortak tanıdıklarınız girse araya. Ya da ben bizimkilere söylesem…”.

Sakın ha. Bizim okuldan tanıdığı bir kız arkadaşım araya girecek gibi olmuştu. Çok bozmuştu. Daha beter oluruz. Hem sizlerin de kalplerinizin kırılmasını istemiyorum. Duyanlar kızgınlığının bir yıl süreceğini söyledi. Kimseye söz etme sakın!

Ben eşimi ve çocuklarımı istiyorum. Çocuklarımın dizlerinin dibinde ölmek istiyorum.

Şu anda onlarsız canlı cenazeyim. Eşim boşanmak isterse benim için ölmek çok kolay. Üst üste iki insülin iğnesiyle boşanmak acısını da yaşamadan giderim.”.

Bu duruma çözüm için daha çok beynin düşünmesi daha verimlidir. Denizci’ye senin bilgin yokmuş gibi durumu anlatayım. Ona da söylediğimi sen bilmemiş ol. Hem ailecek tanışıyorsunuz. Belli mi olur? Bir çözüm üretilebilir.”.

Önerdiğin gibi olabilir.”.

* * *

Sonra Denizci’yle konuştuk yüreği herkese açık büfe gibi olan Kozmik Titanic’in durumunu…

Şeytan’ın Avukatlığı’nı yaparak özetledim: Hem kendisine evlerini veren kaynanasının ve Kozmik Titanic’in resimlerini ve eşyalarını çöpe atmış.

Şekeri, prostatı, epilepsili, ayak tendonlarını aldırdığından ancak bastonla yürüyebilen ve paket hastalık şekerden gözleri iyi görmeyen bir insan aylarca ne durumda olduğu bilinerek yalnız bırakılıyorsa, gözden çıkarılmış demektir. Üstelik eşi kullandığı Kozmik’e ait telefonu da ulaşılamıyor’a ayarlamış.”.

Gülay’la düşünelim.” dedi.

* * *

On gün sonra sabahtan aradım. Açmıyordu telefonunu. Bekledim aramasını. Bekledim… Aramadı. Ertesi gün gene. Açmıyordu… ‘Telefonumda sorunlar var’ demişti. Onarımda olduğunu düşündüm.

Öğleden sonra aradı Denizci. Dedi ki: “Kozmik Titanic’i yitirdik. Başımız sağolsun!”.

Yaşarken ölümünü daha önce konuşmuştuk. Ancak ölmesini ummuyordum... Beklemiyordum… Sordum: “Nasıl?”.

Kürek Titanic’i birçok kez aramış. Ulaşamayınca katmış ortalığı birbirine. Ulaşmış sonunda eşine. Onlar da yazlıktaki karakola. Polisler kapıyı açtırmış. Yatıyormuş yerde soluksuz. Kusmuş olarak.”.

Çaldı telefonum ertesi gün. Açtım. Eşiydi: “Başın sağolsun. Titanic”i yitirdik. Bir haftadık haber alamıyorduk. Polise bildirdik. Biliyorsun biz ayrıydık.”.

Bilmiyordum. Bana yazlıkta kafasını dinlediğini söylemişti. Başımız sağolsun.” diyerek sonlandırdım görüşmeyi.

Başsağlığı dilemenin hemen ardından ‘biz ayrıydık’ demenin ne anlamı vardı? Belki de Mart’tan beri ayrıydılar… Kozmik Titanic’i hiç aramadıklarını ve Kürek’in bildirmesiyle bilgilendiklerini gizlemiş oldu.

Ancak iki şeyi çok iyi biliyorum...

Şekeri, prostatı, epilepsili, ayak tendonlarını aldırdığından ancak bastonla yürüyebilen, son bir aydır altına kaçıran ve paket hastalık şekerden katarakt ameliyatı olacak bir insan, desteğe en çok gereksindiği zamanda yaşamdan soyutlanmış gibi bırakılır mı?

***

Murat Tepebaşılı

*

- Haber Hürriyeti, Murat Tepebaşılı tarafından kaleme alındı
https://www.haberhurriyeti.com/makale/5844038/murat-tepebasili/persembenin-oykusu-titanic