Kullanılıp atılan, sürülen gazeteciler

Ercüment Erkul
Ercüment Erkul

Bugün Sevgili Yılmaz Özdil'in şahane yazısını okudunuzmu ?

Hakan Şükür, Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Şahin Alpay, Hasan Cemal, Ali Bulaç, Taha Akyol, Mümtazer Türköne, Baskın Oran, Murat Belge, Cengiz Çandar, Orhan Pamuk, Aydın Engin, Can Dündar, Adalet Ağaoğlu, Sezen Aksu'nun şakşakçılıktan, sonra da nasıl aldatıldık, kandırıldık çukuruna düştüklerini çok güzel özetlemiş.

*   *   *

Bugün hapiste, sürgünde veya işini yapamayan durumda olan bu gazetecilerden bazıları ile beraber çalıştım.
Benim gözlemime göre; çoğu baskın kişilik ve kendisini medyanın merkezi sayan gazetecilerdi.
Ama hepsi de değerli, özellikli ve birikimli gazetecilerdi.
Tabii hiçbirinin bu ağır cezaları hakettiğini düşünmüyorum.

*   *   *

Ahmet Altan'la 3-4 yıl Hürriyet'te beraber çalıştık.
İşini iyi yapan, kalender, dost, bildiğini okuyan, çok birikimli arkadaştı.
Hürriyet yıllarından sonra ilk kez Milliyet'te karşılaştık.
Milliyet'e rahmetli Ufuk Güldemir gelmiş, ortalığın tozunu attırmıştı.
Ahmet Altan da beşinci sayfada günlük yazılara başlamıştı.
Ben gece yazı işlerini yönetiyordum.
Karşılaşınca sordu: "Ufuk çok iyi arkadaşımdır, bir sıkıntın, isteğin var mı?"
"Sağol şimdiliK hallediyorum. Bir durum olursa sana söylerim" dedim.

*    *   *

Sonra rahmetli Ufuk ile birkaç ay çok özel çalışmalarımız oldu.
Geceleri odasında oturur sohbet ederdik. Bir gün bana "Şu Umur Talu'nun kovulma işini anlat" dedi.
Umur, 30 Ağustos gazetesinde tam sayfa "Yılmaz Güney'in Türkiye'den kaçışı" haberini fotoğraflarıyla yayınlamıştı. Super bir haberdi.
Ama birinci sayfada tek satır 30 Ağustos haberi yoktu.
Herhalde Umur bu kadar tepki alacağını düşünmemişti.
Ertesi gün Milliyet'in telefonları kilitlendi, okuyucu işi vatan hainliğine kadar götürmüştü.

*   *    *

Ufuk o gün bana, "Ben farketmeden böyle bir hata yaparsam ikaz edermisin?" dedi.
Tabii ederim. "Hem Milliyet hem senin için" dedim.
Aradan üç-beş ay geçmedi. Bir akşam erken baskı geldi.
Milliyet'in en iyi gazetecilerinden Baydu Can, 5 metre ilerideki masasından seslendi: "Ercü Abi, Ahmet Altan'ı hemen oku"
Ahmet "Atakürt" başlığıyla bir yazı yazmıştı.
Milliyet açısından durum çok vahimdi.
Söz verdiğimiz gibi Ufuk Güldemir'i ikaz ettik.
Ancak arada Alev Er barikatı vardı ve Ufuk açısından Alev "güvenilir" bir gazeteciydi.
Ve bu yazı hem Ufuk'un hem de Ahmet'in Milliyet'teki sonu oldu.

*    *     *

Aradan birkaç yıl geçti. Ahmet, Taraf Gazetesi'ni çıkarttı.
Henüz "Fatih Camii'ni bombalayacaklardı" manşeti falan atılmamıştı.
Bir gün Hürriyet'te birlikte çalıştığımız Mehmet Güreli ile Cihangir'de karşılaştık.
"Taraf'ın sinema- sanat sayfalarını yönetiyorum. Ortam çok iyi, Ahmet'in senin gibi gazetecilere ihtiyacı var. Gelsene" dedi. "Olur, bakarız" dedim.
Ahmet'le iyi arkadaş olmamıza rağmen gazeteciliğimiz ve kafalarımız hiçbir zaman uyuşmamıştır.
Boş gezdiğim üç-beş günlük zamanlardan biriydi.
Birkaç günlük taraf gazetesini tekrar inceledim.
Haber mantığına, başlıklara itiraz etmemem mümkün değildi.
Gitmedim, gitseydim herhalde üç-beş günde papaz olurduk.

*    *     *

Milliyet'te çalıştığım son dönem.
Erdoğan Demirören, Hasan Pulur, Çetin Altan, Doğan Heper gibi yaşlıları göndermek istiyor. Hepsine Allah rahmet eylesin.
Fikret Bila'da "Onları kovmak Milliyet'e yakışmaz, onları kendileri istediğinde veya aksi bir durumda el üstünde göndermemiz gerek" diye onurlu bir direniş gösteriyor.
Nitekim her üçü de gerçek Milliyet'e ve onurlarına yakışır bır veda ile uğurlandı.
Çetin Altan'ı da binada yapılan törenden sonra kabristanına uğurladık.
Fikret Bila ile evine taziyeye gittiğimizde, üzüntüsünden olsa gerek Ahmet yürüyüşe çıkmış bizi Mehmet Altan karşılamıştı.

*    *    *

Milliyet'ten Yalçın Doğan-Umur Talu "çetelasyonu" tarafından kovulduğum günlerdi.
Servis şefleri, çalışanlar üç gün telefonlarım susmadı.
"Herkes abi sen niye kovuldun" diyordu.
Üç gün sonra Umur'a telefon ettim.
Sağolsun en kısa zamanda geri döndü.
Sordum: "Yahu Umur beni niye kovdunuz?"
"Ercüment, bana da herkes bunu soruyor"
"Peki, tebligatı bana Yalçın'la ikiniz yaptınız?
Demekki sen de benim kovulmama katılıyorsun"
"Ben o koltukta Yalçın'ın yapacağı 10 icraattan 6-7'sini doğru yapabilmesi için oturuyorum." dedi.
Bu konuda söylenecek başka laf kalmamıştı.

*    *    *

Bu kovulma olayı sırasında yazarlardan kimse aramamıştı.
Sadece, belki de en mesafeli olduğumuz yazar Taha Akyol aradı.
O dönem Milliyet'te yazıyordu.
Ve "Çok üzüldüm, gerçek Milliyet'çilere yazık oluyor" dedi.
Hiç unutmadığım bir olay aklıma geldi.
Yine Ufuk Güldemir zamanı.
Gazetede Türk-Kürt tartışmasıyla ilgili yanlı bir manşet var.
Taha Akyol yazı işlerine girdi ve gazeteyi masanın üzerine atarak:
"Milliyet'in içine ettiniz" dedi ve çıktı gitti.
Evet gazetecilik itiraz ve tartışma mesleğidir.
Hiçbir şeyde suskun kalmayacaksın.
Kafandan geçeni yazı işleri masasına döküp tartışacaksın.
İsteneni sorgusuz sualsiz, emir telakki eden gazeteci olursan,
sonun bundan öncekiler gibi olur:
KULLANILIR ATILIRSIN.
ŞU ANDAKİ EMİR KULLARI.
BELKİ BU OLAYLAR KULAĞINIZA KÜPE OLUR"

www. haberhurriyeti.com / Ercüment Erkul

- Haber Hürriyeti, Ercüment Erkul tarafından kaleme alındı
https://www.haberhurriyeti.com/makale/3596990/ercument-erkul/kullanilip-atilan-surulen-gazeteciler