Son Dakika
16 Ekim 2018 Salı

07 Ağustos 2013 Çarşamba, 14:23
Tevfik Dalgıç
Tevfik Dalgıç [email protected] Tüm Yazılar

Yabancı sermaye çekmenin şartları

Doğrudan Yabancı Sermaye (DYS) nin gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini canlandırdığı, onlara rekabet gücü kazandırdığı, istihdam sağladığı, ihracat kapasitlerini artıracağı ve dışa açık ekonomilerin daha hızlı büyüdükleri, kapalı ekonomilerin ise fazla hızlı büyümedikleri uygulamalı araştırmalarla ortaya çıkarılan bir gerçek.

Bir başka gerçek de doğrudan yabancı sermaye çekme ve dış ticareti yönetme ve serbest rekabet kurallarının ülkelerce nasıl uygulandığının taşıdığı önem. Bir örnek vereyim. 1950lerin ortalarında Güney Kore’nin kişi başına milli geliri yıllık yaklaşık 260 dolar kadardı, aynı yıllarda İngilizlerden bağımsızlığını kazanan Afrika ülkesi Gana’nın kişi başına düşen milli geliri de 250 doları ancak buluyordu. Türkiye ise o yıllarda 520 dolarlık bir ikisi başına gelir düzeyinde idi. Aradan yıllar geçti,

Güney Kore daha ciddi ve daha planlı bir ekonomik politika uygulayıp, ülkenin uzun vadeli çkarları için önemli olan doğrudan yatırımları destekledi, ihracatı teşvik eden politikalar uyguladı ve ekonomisini rekabet edebilecek bir duruma getirdi. Ülkede Chebol adıyla anılan sermaye gruplarının yatırımlarına ve marka üretme çabalarına destek verdi. Bugün Güney Körenin kişi başına düşen milli geliri yılda 31 bin dolar kadar.

Gana ise Afrika Sosyalizmi adı altında bırakın ithalatı, ihracatı bile yasakladı, sonuçta kendini besleyemiyecek hale düştü. Bugünlerde yeni yeni dış dünyaya açılan bir ülke durumunda ve milli geliri kişi başına 1400 dolar kadar.

Türkiye ise karma ekonomi adı altında ne tam serbest ne de tam kapalı bir ekonomik sistem uyguladı, dış ticarette kesin kontrol vardı, Türk Lirası ancak kanunla korunabiliyordu ve dış ticaret sadece bir kaç tarımsal ürün ile madencilik sektöründen bir kaç kalem mala bakıyordu. İşin acı yani 1950’den bu yana iktidara gelen her parti-CHP’nin kısa süren iktidarı dışında-hep kendini liberal ekonomiye adamış ve serbest ticarete inandıklarını söyleyen partilerdi. Bugün Türkiye’nin milli geliri kişi başına yıllık, satın alma gücü paritesini de hesaba katarsak 10 bin dolar civarında. Bu da gösteriyor ki, Türkiyede iktidara gelen sözde ekonomik liberal partiler gerçek anlamda liberal değildiler ve yabancı sermaye nasıl yönetilir ondan da haberdar değildiler.

Buradan da anlaısılıyor ki, ülkede ikitisadi politikaları yürütenlerin dünya gerçeklerinden haberleri yoktu. İçe kapalı bir ithalat ikamesine dayalı  sistemle yürüttüler ekonomiyi. Güney Kore bugün dünyaca ünlü  Hyundai, Samsung, Kia, LG gibi markalara da sahip. Türkiye’nin henüz milli bir küresel ulusal markası yok ve bu kafa ile de olacağı pek belli değil.

Gelelim yabancı sermaye ile olan ilişkilere. Bu konuda ideolojik saplantılar yerine “Pargmatist Nationalism-Gerçekçi  Milliyetçilik” ilkesi benimsenmeli. Eğer yabancı sermaye uzun vadede ülkeye faydalı olacaksa desteklenmeli, olmayacaksa  desteklenmemeli. Yani iş alanı açmak, yeni teknolojiler getirmek, yeni yönetim metotları getirmek ve ihracat yapabilmek gibi ölçütler kullanılabilir.Bir ülkeye doğrudan yabancı sermayenin gelmesi değişik koşullara bağlıdır. Dünyanın ekonomik konjonktürü olduğu kadar, yabancı şirketlerin kendi yatırım stratejileri de rol oynar. Bunlara ek olarak en önemli etkileyici konuların başında ise yatırım yapılacak ülkelerdeki  siyasi denge, ülkedeki iç huzur, bağımsız yargı sistemi, kuralların kişisel kararlarla değil, bağımsız kurum ve kuruluşlarca alınması, vergi sisteminin gene bağımsız kurumlarca düzenlenmesi-Amerikadaki Internal Revenue Service-İRŞ-Dahili Gelir Servisi-gibi, bankacılık ve sigortacılık kurum ve kuruluşlarını ilgilendiren kuralların gene bağımsız kurumlarca alınmasını, Merkez bankalarının  siyasi baskılardan arındırılmış ve ekonomik kurallara göre yönetilmesini beklerler. Ayırıca seçilen ülkenin ekonomik büyümesi, nüfus artışı, alt yapı hizmetleri gibi faktörler de vardır.

AT Kearney Doğrudan Yabancı Sermaye Güven Endeksi

Amerikan kökenli danışmanlık şirketi AT Kearney tarafından her yıl yapılan ve dünyanın önde gelen büyük şirketlerinin üst yöneticileri ile görüşülerek geliştirilen Doğrudan Yabancı Sermaye Güven Endeksi ülkelerde ekonomik, politik, yasal düzenlemeler ve uygulamaları da göz önüne getirip bir liste hazırlar.

Türkiye bu listede doğrudan yabancı sermayenin  yatırım yapılacak ilk 25 ülke arasına bazen  girebildi, bazen da giremedi. 2004 yılında  ilk 25 ülke arasına giremedi, 2005 yılında 13uncu sıradan yer buldu, 2007 yılında 20inci sırada yer bulabildi. 2010 yılında lilk 25 lik listede yok, 2012 yılında da 13 uncu oldu. 2013 listesinde ise gene  ilk 25 de yer alamadı.

Bilim adamları ve ulusalarası işletmecilik uzmanları, ülkelerdeki  siyasi iktidarlar yerine  yargı bağımsızlığı, bankacılık ve sigortacılık sisteminin ve vergi idaresinin bağımsız kurumlarca yönetilmesinin önemine işaret ederek  bu tür bağımsız kurum ve kuruluşların bulunmamasının doğrudan yabancı sermaye çekmede  olumsuz etki yapabileceğine dikkati çekiyorlar.

www.haberhurriyeti.com / Prof. TEVFİK DALGIÇ

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO