Son Dakika
19 Ekim 2018 Cuma

Vicdanı olan gazete

01 Nisan 2013 Pazartesi, 21:00
Vicdanı olan gazete

Vicdanı olan gazete

 

Medya patronları Aydın Doğan, Ahmet Çalık, Mehmet Emin Karamehmet, Turgay Ciner ve Akın İpek’e öneriler.

 

Yeni Asır’ın ve Sabah’ın eski sahibi Dinç Bilgin’le Neşe Düzel’in yaptığı röportaj, 8 Mart Pazartesi ve 9 Mart Salı günleri Taraf Gazetesi’nde yayınlandı.
Dinç Bilgin öteden beri talep eden her gazeteciye, ağır özeleştiri içeren röportajlar veriyor.
Bu kez de aynısını yapmış ve bir dönem başında bulunduğu Sabah Gazetesi’nin yayın politikasını, kendi gazeteciliğini kıyasıya eleştirip bugün olsa neleri yapmayacağını sıralamış:
“Ergenekon lehine haberler yayımlamazdım, 367 soytarılığına kesinlikle razı olmazdım, 27 Nisan muhtırasına da parti kapatmaya da kesinlikle karşı çıkardım.”

 

Dinç Bilgin’in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin değerlendirmeleri, açıkça onu takdir ettiğini gösteriyor. Ama bir konuda başbakanla ters düşüyor ve döneminde başbakanlarla az düşüp kalkmamış eski bir gazete patronu olarak bu değerlendirmesine kulak vermek gerekiyor Bilgin’in:
“Başbakanın farkında olmadığı bir şey var. Aydın Doğan istese de yazarlarını kontrol edemez. Bir sürü yazar var, hangisini kontrol edecek? Birini kontrol etse öteki çakacak. Yazar sayısı o kadar arttı ki artık onları kontrol etmek mümkün değil.”

 

Dinç Bilgin söylediği bir şey var ki Aydın Doğan’ın da, Ahmet Çalık’ın da, Mehmet Emin Karamehmet’in de, Turgay Ciner’in de, Akın İpek’in de kulağına dev bir küpe olacak nitelikte:
“Banka satın alındıktan sonra dengeli yayın yapma özeni başladı ve bu da gazeteciligi bitirdi. Sabah ondan sonra bir türlü eski Sabah olamadı. Çünkü (…) siyasetçilerden çekinir oldu. Bugün Türk basının yaşadığı felaketlerden biri de budur. (…) gazeteler hep denge kollamak ve özen göstermek zorundalar. Bu, gazeteciliği bitiriyor. Mesela nükleer enerjiye ya da kömüre ya da baz istasyonuna yatırım yapılacak. Basında taraflar hemen belli oluyor.”

 

Banka sahibi olma hevesi Dinç Bilgin’i batırırken, bir diğer banka sahibi basın patronu Aydın Doğan, en önemli rakibinin saf dışı kalmış olmasının mutluluğu içindeydi. Ama insan ne oldum değil ne olacağım demeli. Bugün Aydın Doğan’ın da bankası yok ve o da fiilen gazetesinin başında duramıyor.

 

Ne var ki insan olaylardan ders çıkarma eğiliminde olmayan bir canlı türü. Hele de basın patronları. Ne diyor Dinç Bilgin; “Medya sahipliğinin getirdiği gücün bir süre sonra sizde patalojik sonuçları oluyor. Patalojik düzeyde narsist biri olmaya başlıyorsunuz. (…) Kendinizi asla hata yapmaz sanıyorsunuz. Bir hata varsa bunu kendinizde aramayıp başkasında arayan insan haline geliyorsunuz. (…) Doğrusu medya patronları arasında patalojik narsist olmayana pek rastlanmıyor.”

 

* * *

 

Dinç Bilgin, basın patronlarının nasıl davranmaması gerektiğini böyle anlatıyor ama işin bir de patron olmayan basın çalışanları tarafı var. Medyada “güç”ün büyüsüne kapılanlar “patalojik narsist”ler sadece patronlar değil. Bu hastalık “genel yayın yönetmeni”nde de, her düzeyde “müdür”, “şef”te de ve hatta “muhabir”lerde de görülebiliyor. Asıl “güç”ün kendilerinden değil, çalıştıkları gazetenin tüm çalışanlarının ürettiği ortak akıl ve emekten kaynaklandığını unutup, “Ben bu haber merkezini yönettiğim sürece bu adam bu gazetenin kapısından içeri giremez” diye bağıranları hatırlıyorum. Sonra o kapıdan kendileri giremez oldular.

 

Hiç unutmuyorum, bir arkadaşımla birlikte, 1983 yılında İstanbul’da, Dünya Gazetesi’ndeki ofisinde Nezih Demirkent’i ziyaret etmiştik. Sohbetin sonunda, mesleğin henüz başındaki biz genç gazetecilere ne tavsiye edeceğini sorduğumda Nezih bey çekmecesinden çıkardığı Ece Ajandası’nı gösterip şöyle demişti:
“Hürriyet’te çalışan herkesin ve onların eşlerinin, çocuklarının adları, doğum günleri, evlilik yıldönümleri burada kayıtlı. Her yıldönümlerinde çiçekleri, çikolataları giderdi. Erol bey (Simavi) gazeteyi bana öylesine teslim etmişti ki kendimi Hürriyet’in sahibi sanıyordum. Ama yine Erol bey bir gün gazetenin asıl sahibinin kim olduğunu bana hatırlattı. İşime son verildikten sonra bu defterde adı yazılı olanların gazetenin önünde protesto gösterisi yapacağını ve patronun kararını gözden geçirmek zorunda kalacağını sanıyordum. Bırakın gösteri yapmayı, çok azı arayıp geçmiş olsun dedi. Siz siz olun, eğer gerçekten sahibi değilseniz, kendinizi gazetenin sahibi sanmayın. Yoksa bir gün sahibi olmadığınızı çok fena hatırlatırlar.”

 

* * *

 

Neşe Düzel’in “Gazete çıkarmayı düşünüyor musunuz” sorusuna Dinç Bilgin şu cevabı veriyor:
“Tabii her dakika düşünüyorum. Başka bir şey düşünmüyorum.”

 

Peki, nasıl bir gazete çıkarırdı Dinç Bilgin? Ona da cevap veriyor sabık basın patronu:
“Vicdanı olan bir gazete çıkarırdım. Çünkü dünya öyle bir dünya oldu ki bu yeni dünyada haklı olmaya mecbursunuz. Dünya artık haksızlık yapmayı yasakladı. Mutlaka doğru olanı yapmanız lazım. Demokrat ve vicdanlı bir gazete çıkarmayı çok isterdim.”

 

Dinç Bilgin’in Taraf’a verdiği röportajı, medyaya geri dönmeye çalışan ve bunun yollarını arayan kurnaz bir basın patronunun (kendisinin bir lakabı da “beş kafa”dır çünkü) atraksiyonu olarak okumak da mümkün. Ama bir lafı var ki Bilgin’in, eğer bu işi, yani yeniden bir gazete çıkarmayı başarırsa onu da bağlayacak: “Vicdanı olan bir gazete çıkarırdım.”

 

Yaşarken ve ölürken hepimize lazım olan da zaten “vicdan” değil mi?

 

09.03.2010
Sedat PİŞİRİCİ

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO