Son Dakika
18 Ağustos 2018 Cumartesi

Uyandığımız o gündür bugün!

Daha mürekkepleri kurumamıştı. Sultanî ve ihtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti üyeleri kaptı. Türk mahallelerinde dağıttı. Onlar dağıtırken minarelerden selâlar veriliyordu. Sokak aralarında davullar çalınarak uyandırılıyordu halk. İngiliz Yüksek Komiseri emir göndermişti valiye; ‘Yarın gelecekler, sakın ola karşı koymayın” diye. Köşe başlarında bekçiler yüksek sesle halkı Maşatlıktaki mitinge çağırıyorlardı.

Gençler!

Gençler de kapı kapı heyecanlı sesleri ile haykırıyorlardıİ

“Vatanını seven Yahudî Maşatlığına gelsin”

15 Mayıs 2018 Salı, 12:24
Uyandığımız o gündür bugün!

14 Mayıs’ı 15 Mayıs’a bağlamamıştı daha akşam.

Hacı Hasan Hanı.

Altındaki Türk Ocağı.

Gelip gidenleri ile dolup taşmakta idi.

Bir miting yapılacak.

Protesto metinleri hazırlanacak ve ecnebi konsoloslara verilecek.

*.*.*.*

Ragıp Nureddin (Ege) Bey.

2 ayrı davetiye kaleme aldı;

“Ey Bedbaht Türk!.

Wilson Prensipleri unvân-ı insaniyetkârâriesi altında senin hakkın gasb ve namusun hetk ediliyor. Buralarda Rum’un çok olduğu ve Türkler’in Yunan ilhâkını memnuniyetle kabul edeceği söylendi. Ve bunun neticesi olarak güzel memleketin Yunan’a verildi. Şimdi sana soruyoruz. Rum senden daha mı çoktur? Yunan hâkimiyetini kabule taraftar mısın? Artık kendini göster. Tekmil kardeşlerin Maşatlık’tadır. Oraya yüzbinlerle toplan ve ezici çoğunluğunu orada bütün dünyaya göster. İlân ve isbat et. Burada zengin, fâkir, âlim, câhil yok, fakat Yunan hakimiyetini istemeyen bir ezici çoğunluk vardır. Bu sana düşen en büyük vazifedir. Geri kalma. Acı duymak ve felâket fayda vermez. Binlerle, yüzbinlerle Maşatlık’a koş ve Hey’et-i Millîye’nin emrine itaat et.

İlhak-ı Red Hey’et-i Millîyesi’’ 

İkinci ilânda ise şöyle deniliyordu;

 “Kötü muamele gören Türk!

Memleketin Yunanlılar’a veriliyor. Tepeden inme haksızlığa karşı protesto ve reddetmek için sesini yükselt! Bu gece bütün Müslümanlarla Türk dostları Yahudi Maşatlığı’nda toplanacaklar.

Mümkünse çocuklarınızı alıp geliniz. Bu sizin son vazifenizdir. Orada bulunmayı ihmal etmeyiniz. Ey kötü muameleye maruz kalan Türk!

İzmir 1/ 14 Mayıs 1919” 

Haydar Rüştü Öktem’in Anadolu matbaasında basıldı.

Daha mürekkepleri kurumamıştı.

Sultanî ve ihtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti üyeleri kaptı.

Türk mahallelerinde dağıttı.

Onlar dağıtırken minarelerden selâlar veriliyordu.

Sokak aralarında davullar çalınıyordu.

Köşe başlarında bekçiler yüksek sesle halkı Maşatlıktaki mitinge çağırıyorlardı.

Gençler!

Gençler de kapı kapı heyecanlı sesleri ile haykırıyorlardıİ

“Vatanını seven Yahudî Maşatlığına gelsin”

*.*.*.*.*

Perşembenin gelişi, Çarşamba’dan bellidir.

13 Mayıs günü görünür olmuştu ateşin dumanı.

Kiliselerden yayılmaya başlamış, Türk mahallelerine ulaşmıştı usul usul kokusu.

14 Mayıs günü akşama doğru herkes görür oldu dumanı.

İngiliz Yüksek Komiseri Calthrop’dan Kolordu Kumandanı Ali Nadir Paşa’ya verilen bir emirle;

‘’Ertesi 15 Mayıs 35 günü İzmir’in Yunan askeri tarafından işgâl olunacağı ve işgâl kıtaatının saat sekiz evvelde İzmir limanına muvassalatına intizar olunduğu ve şehirde icabeden tedabirinizi katiyenin ittihazıyla bilcümle askerin kışlada bulundurulması ve işgâli müteakip Yunan kumandanının göstereceği arzuya göre hareket edeceği ve bu hususda düvel-i muazzama donanmasınında nazar-ı dikkate alınması!’’

Sadece emir değil, aynı zamanda tehditti.

*.*.*.*

Sultanî binası. (İzmir Atatürk Lisesi)

Ali Nadir Paşa’ya verilen emri duyan subaylar, gizlice orada toplanma kararı verdiler.

Toplantıya sivil kıyafetle geldiler.

Miralay Süleyman Fethi Bey, Miralay Kazım (Özalp) Bey, Jandarma subaylarından Mümin Bey, Moralızâde Halit Bey, Ragıp Nureddin (Ege) Bey, Köylü Gazetesi sahibi Mehmet Refet Bey, Eczacı Ferid (Eczacıbaşı) Feşçizâde Halim Bey, Vilâyet memurlarından Enver (Özgen) Bey, Anadolu gazetesi sahibi Haydar Rüşdü (Öktem) Bey, aynı gazetenin yazarlarından Reşat Bey, Kahvecizâde Hamdi Bey, Dr. Hüsnü (Menekşeli) Bey, Osman Nuri Bey, Hukuk-u Beşer Gazetesi’nin sahibi ve başyazarı Hasan Tahsin Bey.

İzmir Müdafaa-î Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti’nin adı, “llhak-ı Red Hey’et-î Milliyesi” yapıldı.

İşgâlin kesinlikle kabul edilmeyeceği söylenmek isteniyordu.

*.*.*.*

Vali İzzet Bey de şehrin ileri gelenlerini bir toplantıya çağırarak vaziyeti kendilerine bildirdi.

Toplantıda bulunan İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi.

Direnilmemesini isteyen Valiye, bembeyaz sakalını işaret etti;

“Vali Bey, bu kanımla kırmızıya boyanabilir. Fakat alnımda Yunan alçağını sükûnet ve tevekkülle karşılamış olmanın karası olduğu halde huzur-u İlâhiye çıkamam.”

Toplantıyı terk etti.

Kısa bir süre geçmişti.

Müftünün emriyle müezzinler minareden selâ vererek halkı durumdan haberdar ediyordu.

*.*.*.*

Haydar Rüştü Öktem ile Mustafa Necati hiçbir şey konuşmadan kışlanın önündeki taş iskeleye gittiler.

Karşıyaka’nın fenerleri göz yaşları gibi parlıyordu.

Limanda Yunan, İngiliz, Fransız, Amerikan harp gemileri birer kâbus gibi şehri bekliyordu.

Sol taraflarındaki kızıl alevler içinden anlaşılmayan sesler, Bahri Baba Parkı maşatlıkta toplanan halkın iniltileri işitiliyordu..

Yakılan ateşler limana kadar yansıyor, kalabalığın uğultusu, itilâf gemilerinin de merak ve ilgisini çekmişti.

Savaş gemilerinin projektörleri birbiri arkasına mitingin yapıldığı tepeyi yalayarak geçiyordu.

Karışıklık ve şaşkınlık sabaha kadar sürecekti.

*.*.*.*

On binler gelmişti

Türk Lisesi öğretmenlerinden Vasıf (Çınar) Bey.

Mustafa Necati Bey.

Ahenk Gazetesi Başyazarı Mehmet Şevki (Yazman) Bey.

Hukuk-u Beşer gazetesi sahibi ve başyazarı Hasan Tahsin Bey.

Eski Müftü Rahmetullah Efendi.

Konuşmacıydı.

İzmir’in Türklerden alınamayacağı ve Yunanistan’a verilemeyeceği dile getiriliyordu

Belediye Reisi Hasan Paşa.

Konuşmacılar arasındaydı.

Tek farklı konuşan otdu.

Halkı uyuşturucu ve işgale boyun eğdirici bir konuşma yapmıştı.

15 Mayıs gününün sabah ağartısı başlamak üzereydi.

Kim ne diyor, kim ne yapılmasını istiyor karışmaya başlamış, on binler, binlere düşmeye başlamıştı.

*.*.*.*

Sultani Mektebi (Atatürk Lisesi) toplantısında, yapılacaklar belirlenmişti aslında.

Ortalık yavaş yavaş ışımaya başlarken, birer birer uygulamaya koyuldu.

“llhak-ı Red Hey’et-i Milliyesi” mensupları, Yedek Subay Yardım Cemiyeti (ihtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti) ve Türk Ocağına bağlı gençlerle birlikte Sarıkışla’nın arkasındaki hapishanenin kapılarını açarak hükümlüleri serbest bıraktılar.

Hapishane müdürü Nuri Bey’in durumdan haberi vardı.

Ancak Nuri Bey’i mesuliyetten kurtarmak için, hapishane kapılarının halk tarafından zorla açıldığı havası uyandırıldı.

Hapishaneden kurtarılan mahkûmlar ve onları kurtaran gençler tarafından hemen yakındaki silâh deposu basıldı.

Bütün silahları aldılar.

Silahlar işgal esnasında kullanılmayacaktı.

Silâhları alanların bazıları evlerinde sakladı, bazıları da silahları ile birlikte dağa çıktılar.

İçlerinde Moralızâde Halit ile Türk Ocağı’ndan Vasıf (Çınar) Bey’lerin de bulunduğu bir grup hazırladıkları bir telgrafı çekmek üzere Postaneye gittiler.

Oradaki memurlarla da tıpkı hapishanede olduğu gibi zor kullanıldığı intibaı verildi.

Hazırlamış oldukları metni bütün Türkiye’ye telgrafla bildirdiler.

Tam metni 19 Mayıs tarihli Hadisat gazetesinde yayınlanan bu telgrafta şöyle deniliyordu;

“Bilimum vilayet, sancak, kaza ve Nahiye Belediye Riyasetlerine..

İzmir ve havalisi Yunan’a ilhak ediliyor. İşgâl başladı. İzmir ve mülhakatı kâmilen ayakta ve heyacandadır. İzmir son ve tarihi gününü yaşıyor. Son imdadımız sizin göstereceğiniz muavenete bağlıdır. Mitingler, telgraflarla her yere başvurunuz ve vatan ordusuna iltihaka hazırlanınız. Vekar ve sukuneti son derece muhafaza ederek kimsenin incinmemesine itina ve dikkat ediniz. 14.5.1335.

Ilhak-ı Red Hey’eti Millîyesi’’

İzmir’den Türkiye’nin her tarafına gönderilen bu telgraftan başka bir de, “İzmir Müdafaa-î Hukuk-u Millîye Cemiyeti Katib-i Umumîliği” vasıtısıyla bilumum Cemiyet ve Millî müesseler namına Amerika Mümessil-î Siyasîsine şu muhtıra gönderiliyordu;

‘’Osmanlı devleti ile Yunanistan arasında harb hali mevcud olmadığından, mütareke mukavelenâmesi yalnız harb ettiğimiz “Itilâfiye” ile yapılmıştır. Bu defa Yunan askerinin İzmir’e çıkarılması, Yunanlıların adı geçen vilâyet üzerindeki haksız ve hârîsane istilâ arzularının, itilâf devletlerince kabul ve Osmanlı imparatorluğunun rızasına bile lüzûm görülmeyerek icra edilmesine delâlet edilen, yaşadığımız asrın tarihine yakışmayan bu hareket zorbalıktan başka bir şey değildir.

 Binaenaleyh: 

Evvela, Millî haklar ve adalet esaslarına müstenid bulunan Wilson prensiplerinin adaleti namına harb ettiklerini beş senedir ilân eden medenî milletler tarafından tarafsız tatbik edilecek kibirli ve harisâne emellere nihayet verilecek yeri bir sulh devresinin açılacağı ümidiyle, Osmanlı Devletinin harb ettiği devletlere müracaat ederek mütareke imzalamış bulunduğu, 

Saniyen, altıbuçuk asırdan beri imparatorluğumuz dahilinde dinî ve kavmî hürriyetlerine sahip olarak yaşayan Rum unsuru, Osmanlı imparatorluğunda müstakil bir Yunanistan teşekkülü ile bunu daima bizim zararımıza genişletmeye gayret ettiğinden itibaren hakimiyetleri altına düşen Türkler’in maruz kalacağı imha siyaseti, dindaşlarımızın uğradığı mezalim, mazlûm Türk milletinin geleceği ve mevcudiyetini fiilen müdafaaya mecbur edeceği cihetle artık memleketimizin kanlı ve daimi bir savaş sahnesi olacağını beyan ile aşağıdaki maddeleri arz eyleriz. 

Avrupa on milyon Müslüman ve Türk’ün idâm ve imhası kararını vermiş ise, milletimiz bu ağır karara boyun eğmeyecek ve ümitsizce, fakat kahramanca ölmeye hazır olacaktır. Tarih de bütün bir milletin mevcudiyetini müdafaa için nasıl öldüğüne şahit, olacaktır. Bilakis Avrupa hak ve adalete müstenid Wilson prensiplerini hakkımızda tatbik niyetinde ise;

  1. İzmir Aydın ve sair Türk memleketlerinden herhangi bir karış yerin Yunanistan’a ilhakını katî suretde red ve müdafaa eyleriz.
  2. Wilson düsturlarının onikinci maddesinin kesin açıklığına göre; Türkler ve meskûn memleketlerin ayrılmaz bir bütün halinde kalması lüzumuna müebbeden ısrar ederiz.’’ 

*.*.*.*

Bu telgrafların gönderildiği sırada 15 Mayıs 1919 sabahının erken saatlerinde Yunan savaş gemileri ile bir İngiliz savaş gemisinin himayesindeki iki büyük, iki küçük nakliye gemisi İzmir limanına giriyordu.

Kurtuluş’un ilk şehitlerinin verildiği gündür bugün.

Ne kadar memur, amir, imam, subay, okumuş var ise tekmelene, dipçiklene toplandığı, ibreti alem olsun diye üstleri-başları yırtık, kan-revan koyun sürüsü misali Kordon’da gezdirildiği, şehit edildiği, çırılçıplak bırakılarak öldürünceye kadar dövüldüğü, cansız bedenlerin ayaklarından sürünerek-tekmelenerek denize atıldığı gündür buıgün.

Ezikliğimizden değil;

Efendiliğimizdendir ‘İlk kurşun ve Hasan Tahsin’ özetiyle yetinmemiz.

www.haberhurriyeti.com / OĞUZ ÖRNEK

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir