Son Dakika
15 Ekim 2018 Pazartesi

Unutuluşun karanlığına gömülürler!

Ve her şey başka türlüydü… Boduri’ye, Baba Hakkı’ya, Gündüz Kılıç’a, Basri Dirimlili’ye, Metin Oktay’a, Sabri Dino’ya, Yusuf Tunaoğlu’na, Vedat Okyar’a… Bütün yitirdiklerimize bin selam…

13 Eylül 2018 Perşembe, 19:55

‘Unutuluşun karanlığına gömülürler!’

Türkiye’de ölen eski futbolcular için yazılmıştı bu tümce.

Belleksiz olduğumuz doğrudur.

Kolay unuttuğumuz da…

E yan yanayken ne yaptık ki onlar için?

Bu satırların yazarını tenzih ediyoruz.

Eski futbolcular için beş kitap hazırladım;

Eski futbolcuların yaşam öykülerinden oluşan tam beş kitap.

Ölümlerine methiye düzenler ölenlerin yüzünü bile görmemişken, bir selamını bile almamışken, peşlerinde tam 22 il, mekan, yöre dolaştım. 125 tanesiyle buluştum.

Bir eski zaman tünelinde yanlarında yürüdüm.

Kuşkusuz anlattıklarını toparladım, derledim, sağlamasını yaptım.

Ne kadar emek harcadılarsa futbol adına iki katını ortaya koydum.

Her biri buna değerdi çünkü.

Onlar kendilerinin ne kadar ve nasıl bir değer olduklarının farkında değillerdi.

Olsundu;

Anlattıkça geçiyorlardı bir ülkeden bir başka iç ülkeye.

Söyledikleri canıma işleyen hançerdi;

‘Toprak sahada yere sürtünmekten baldırlarımızın yanından yara akardı!’

Beykozspor’un 1960’lardaki kaleci Sıtkı’sı söylemişti bunu.

Vedat Okyar’ın dediği ise tarihsel bir imdir duyarlılığımızda;

‘Biz Beşiktaş’ın hem futbolcusu, hem idarecisi, yeri geldiğinde hem de malzemecisiydik. Sanlı kaptanı mağlupsak eğer sahada ağlarken gördüğüm olmuştur. Sevgi böyle bir şeydir!’

Vedat Okyar’ın ölümü üzerine yazıldı çizildi…

Herkes ne iyi -ama ezberlenmiş- bir yerden girdi konuya Vedat Okyar’ın ölümünden sonra;

‘Güzel adam!’

E iyi adamdı da Vedat Okyar.

Alçakgönüllü müydü?

Muhakkak.

Kadirşinas mıydı?

Mutlaka…

Ama ölmüş;

Bir selam bile alamamış- verememişler kaleme sarılmışlardı.

Taziye gelenektendir, centilmenliktir…

Bir şey demem ama yaşarken onlardan uzak kalmanızın nedeni ne acaba?

Çok mu tahammül edilmezler?

Sizler kadar futbolu bilmiyorlar mı?

Geçenlerde bir spor gazetesinin yöneticilerinden biri şöyle demişti bana;

‘Spor yazarlığı neden yapmak istersin ki abi? Bak herkes spor yazıyor işte? Ne ehemmiyeti kaldı ki bu işin?’

Tek bir şey söyleyebildim;

‘Bu işe çok emek verdim ben. Hem sahada ter akıtarak, 13 sene bilfiil futbol oynayarak hem de kitaplar yazıp belgeseller çekerek!’

Hiç onlar için ‘kuru sıkı’ çakmadım.

Aynı araştırma-röportajları başka bir meslek dalı için de yapabilirdim.

Örneğin eski itfaiyeciler, eczacılar, doktorlar, öğretmenlerle mesela…

Hissiyatım yine değişmeyecekti.

İspanya geçen senelerde Di Stefano’nun Real Madrid’e transferinin 50. yılını kutlamıştı.

Bizim bayrak topçumuz yok muydu peki?

Metin Oktay dışında kimin ölüm yıldönümü ah de vefa gösterisiyle ya da geçtim gösteriyi bir kuru anmayla hatırlanıyor ki?

Diyelim hatırlanıyor;

Yıllardır gittiğim o mezarlık anmalarında bir elin parmaklarını geçmiyor katılımcı insan sayısı…

Unutmak ya da bugünün hastalık halinde olduğu gibi ‘yok saymak’ ne kadar kolay!

Çok kolaycıyız çünkü…

Ama onların zamanında hiçbir şey kolay değildi…

Hiçbir şey…

Ve her şey başka türlüydü…

Boduri’ye, Baba Hakkı’ya, Gündüz Kılıç’a, Basri Dirimlili’ye, Metin Oktay’a, Sabri Dino’ya, Yusuf Tunaoğlu’na, Vedat Okyar’a…

Bütün yitirdiklerimize bin selam…

Onları ‘formalarını giydikleri takımın her şeyleri’ olarak anacağız;

Şimdikileri ise müşterileri…

Oyunun güzelliğine hürmetle…

HAKAN DİLEK

19 Eylül 2018, İZMİR

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO