Son Dakika
15 Ekim 2018 Pazartesi

UMUDU KESME YURDUNDAN!

Hemşehrilerim tazeler umudumu. Köyün içinde, zeytinliklerde taş ocakları toz duman. Nasıl razı oluruz ki? Dağlarının büyük bölümü dev kanatları ile RES’lerce işgal edilmiş. Ne mera takmışlar ne SİT alanı.

11 Ekim 2018 Perşembe, 19:23

Uzunca bir süredir memleketim hakkında farklı düşünmeye başladım.

Daha çok sevmeye başladım Çeşme’yi, Germiyan’ı, Alaçatı’yı, Ovacık’ı ve Ildırı’yı.

Oysa gençlik yıllarımda buradan gitme duygusu daha egemendi pek çok kişi gibi.

İzmir’e gitmek adeta buralardan kaçmak egemen duyguydu çoğumuzda.

Ama epeyce bir süre oldu bu duygu ve düşüncelerim değişeli.

İnsan neden giderek memleketini daha çok sever?

Şüphesiz pek çok nedeni var bunun.

Köklerin burada olduğu için mi?

Bir neden bu olabilir.

Çünkü kökler;

Anılar birlikte bir kimlik sağlar insana.

‘Çeşmeliyim, Germiyanlıyım’ demek daha bir iyi geliyor uzun zamandır.

Belki de yaşlandığımız için daha çok bağlanıyoruz coğrafyamıza.

Bu da bir neden mutlaka.

Duygusallaşma ve elimizden uçup giden zaman karşısındaki çaresizliğimiz.

Yani zamana karşı mekana sığınma.

Mekan dediğimiz de sadece dağ, taş ve tarla değil elbet.

Onlar sadece madde değil ki.

Severseniz, orada yaşamak, onlarla olmak yaşama keyfinizi artırıyorsa, daha farklı bir karakter kazanıyorlar.

Memlekete bağlanmanın diğer bir nedeninin, onun tehdit altında olması ile alakalı olduğunu düşünüyorum bir de.

Evet, kesin böyle.

Memleketim dört bir yandan yağmalanıyor ve benim ona karşı borcum var.

Köyün içinde, zeytinliklerde taş ocakları toz duman.

Nasıl razı oluruz ki?

Dağlarının büyük bölümü dev kanatları ile RES’lerce işgal edilmiş.

Ne mera takmışlar ne SİT alanı.

Seyirci kalabilir miyiz, “canım enerji lazım, dışa bağımlıyız vb” diyenler gibi.

Hayır.

Akşamın sessizliğinde ve gecenin ayazında dev kanatların gürültüsünü duyunca ağız dolusu küfürleri sallamaz mıyız hiç?

Balık çiftlikleri sıra sıra.

Ucuz balık yiyeceğiz.

Bunca insan nasıl beslenecek?

İyi de bunun bir ölçüsü ve standardı yok mu?

Kıyılara mesafesi ve bir bölgedeki yoğunluğu ne kadar olmalı?

En karlısı neyse o.

Daha neler neler.

Zaman zaman mahkeme ile, bazen mitingler ve toplantılar ile sürdürdük mücadelemizi.

Germiyan’da Ildırı’da,  Ovacık dağlarında.

Çeşme ve Konak meydanında genç yaşlı, kadın erkek.

Umutsuzluğa düştüğü oluyor insanın.

Ya kamu görevlileri hep mi bu barbarlardan yana olur?

Bu barbar kalkınma anlayışı ve kısa sürede çok kazanma hırsı herkesi mi teslim alır?

Bir de Çeşmelilerin ortak sorunlar karşısında ortak mücadele konusunda isteksizliği.

Böyle olunca kurduğum cümle sabit;

“Çeşme biz Çeşmelilerin hak etmediği kadar değerli bir yer.”

Kendimi eleştiririm yani.

Özeleştiri.

Sonra umudum tazelenir yine.

Hemşehrilerim tazeler umudumu.

Vazgeçmenin mümkün olmadığını anlarım.

Bugün Ovacık Jeotermal girişim alanında gerçekleşen keşif toplantısının fotoğraflarını gördüm.

Özlediğimiz tablo.

Dersleri bırakıp gidemezdim.

Oradaydım tabi.

Yürekten yani.

O zaman Zülfü Livaneli’den dinlemeli şarkıyı;

“Umudu kesme yurdundan.”

DR. ENGİN ÖNEN

11 Ekim 2018, İZMİR

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO