Son Dakika
09 Aralık 2018 Pazar

03 Haziran 2013 Pazartesi, 14:05

Teokrasi deyimi “Tanrı”nın veya “Tanrı”sayılan güçlerin yönettiği siyasi sistem demektir. Yani ülkenin kutsal kitaplarda söylendiği gibi yönetimi anlamına gelir. Bunun uygulaması ise musevi peygamberlerinin ve onları izleyen diğerlerinin aynı zamanda hükümdar olduğu yönetim şekilleridir. Meşhur Kutsal Roma İmparatorluğu aynı zamanda Papa olan kişi tarafından yönetiliyordu.

İslamiyetten sonra kurulan değişik halifeler, Abbası, Emevi ve bunları izleyen yönetimlerde de padişahlar aynı zamanda halife oldukları için bunların yönetim şekilleri de teokrasi idi.

Osmanlı’da Yavuz Sultan Selim’in halifeliği Mısır kölemenlerinden almasıyla Osmanlı hükümdarları da aynı zamanda en üst düzeyde karar sahipleri idi. Fakat sonraları kurulan Şeyhül-İslam makamı bir bakıma padişahların bu sembolik güçlerinin bu makama devredilmesi anlamına geldi. Değişik padişahlar önemli kararlarında bu makamın bilgisine başvurdular. Bazı kararlar ise “şeklen” şeriata uyduruldu ve Meşrutiyete kadar bu böyle devam etti.

Demokrasi ise gücünü halktan alan bir tür temsil sistemi olarak  tek kişinin Tanrı adına güç kullanma yetkisini elinden aldı ve halka devretti. Böylece seçimle iktidara gelenler kendi inançlarını halka zorla dayatmak yerine halka dayandırmaya mecbur tutuldular.

Laiklik ise kamu yönetiminde dini siyaset dışına çıkardı. Uzun din kavgalarının ortaya çıkardığı yıkımların ve karışıklıkarın önlenmesine yönelik bu system ile yönetenler kendi inançları ile devlet yönetimini ayırmak zorunda kaldılar.

Demokrasiyi tam hazmetmemiş, laikliği kamu yaşamı dışında din özgürlüğü olarak algılamada zorluk çekmiş toplumlarda yönetenler kendi inançlarını ve yaşam tarzlarını kendilerinden olmayan, kendileri ile aynı değerleri paylaşmayan toplumlara, gruplara, cemaatlere zorla uygulamaya başlayınca sorunlar çıkmıştır.

Oysa demokrasinin temel niteliğinde “Ne çoğunluğun azınlığa” ne de “azınlığın çoğunluğa” tahakkümü vardır. Yani azınlıkta olanlar da en az çoğunlukta olanlar kadar aynı özgürlüklere ve saygıya layıktırlar. Seçimlerle işbaşına gelen yöneticilerin bunu iyi anlaması ve uygulaması gerekir.

Hele giderek ortaya çıkaran başarıları sadece kendisinin ürünü sanan bazı siyasetçiler zaman içinde teokratik kökenlerine dönebilirler ve demokrasiyi bir tür”tramvay”a benzetirler. Yani amaçlarını gerçekleştirecek bir tür araç.

Biraz da Makyavelli düşünce tarzını anımsatan bu tutum ile zaman içinde yapılan uygulamalarla toplum vicdanında yaralar açar ve bir tür tepki oluşmaya başlar.

Hele halkı algılamada sadece çok kısıtlı bilgiler taşıyan ve “istenilen”yöne çekilebilen kamu oyu yoklamaları ile karar almaya alışan yöneticiler ve çevresindeki “evet efendim” tavırlı danışmanlar ancak onların “istediği türden bilgiler” sunmaya başlarlar. Böylece üst yönetici gerçeklerden uzaklaşır ve  kendini “Tanrı adına konuşan”bir padişah sanmaya başlayıp kendi inancını başkalarına devlet gücünü kulanarak benimsetmeye çalışır. Artık burada demokratlık bitmiş teokratlık başlamıştır. İşte bu sınırı iyi çizmek gerekir. Konu sadece kendine oy verenlerin değil, oy vermeyenlerin de haklarına, inançlarına, demokratik taleplerine saygı duymaktır. Tek kişinin “meşveret” uygulamasını ancak kendi çevresindekilerle uygulayanların kararlarında yanlışlıklar ve uygulamada sorunlar çıkmaya başlar.

Konuya bir  de bu açıdan bakmayı öğrenmek  ve düşünmek gerekiyor bazı konuları tam anlamak ve algılamak için.

www.haberhurriyeti.com / Prof. TEVFİK DALGIÇ

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO