Son Dakika
16 Ekim 2018 Salı

04 Ekim 2013 Cuma, 18:25
Özlem Abut
Özlem Abut [email protected] Tüm Yazılar

Sağlığımız varsa her şeyimiz var

Obezite bir illet olabilir ama asla “KADER” değil!

Hayat… Her bakımdan şahane bir armağan… Gezegenimiz giderek yaşanması güç bir yer olmaya doğru koştursa da burnumuzun ucunda cereyan eden güzellikler lokum gibi. Dünyada sadece savaş, açlık ya da doğal afetler yok! Kişisel çatışmalar, kin ve husumetle boğuştuğumuz çevremizde güzel, yok yok şahane, ayol bu da az kaldı; olağandışı müthiş mucizeler oluyor. Valla da, billa da, tilla da oluyor zira ben bir tanesinin kahramanı ile tanışıyorum. Nalan Linda Fraim… Onun başarı öyküsü ile diklenen tüylerim bu satırları yazarken de hala “hazır ol” vaziyetteler belirtmek isterim.

Linda benim okul arkadaşım. Çok başarılı bir kariyer kadını, Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi, Yardımcı Doçent… Evlilik ve Aile terapisi de yapıyor. Müthiş bir yüreği ve aklı var. Yıllarca canlı yayınlarda dertlilere çare oldu. Unutmadan kendisi de baldan tatlı bu arada, müthiş matrak ve eğlenceli. İnsanın etrafını ve hayatını aydınlatan bir insan tiplemesi kısacası… Şimdilerde tüm bunlara bir de verdiği kilolarla iyice belirginleşen güzelliği eklendi.

Yani de yani verdiği kilolar dediğinizi duyar gibiyim. 3 yada 5 kilodan söz etmiyorum ama sevgili okurlarım. Bu şahane hatun 41kg verdiiiiiii!!!!!!!! Üstelik son derece sağlıklı bir biçimde… Ben onu son hali ile gördüğümde teninin parlaklığına ve gözlerindeki ışıltının ihtişamına hayran kaldım.

Hiç düşünmeden bu değişimi sizlerle haberhürriyeti.com gazetemizde paylaşmak istedim. Herkes bilsin, herkes farkında olsun… Tıp çok ilerledi, hepimiz yararlanalım… O da zaten konunun misyoneri gibi olmuş konferanslara ve kongrelere katılarak yürüdüğü yolu anlatıyor, başkalarına ışık tutuyor. Beni de kırmadı sorularımı yanıtladı. Linda’cığım kocaman öpüldünüz efendim bu arada, sonsuz teşekkürler ediyoruzzzzzz…

İşte mucizenin perde arkası:

Linda ya harikasın! Bayıldım, mutlu oldum ve çok gurur duydum. Senin öyküne geçmeden bize biraz “obezite”yi anlatsana!

Obezite denildiği zaman insanların aklına halk arasında bildiğimiz klasik “şişmanlık” geliyor. Hâlbuki değil. Hatta alakası yok! Zannediyoruz ki obez olan insanlar hantal, yemek yeme arzusunu kontrol edemeyen ya da tembel insanlar. Sağlıksız beslenen, spor yapmayan, abur cubur yiyen kişiler olarak algılıyoruz onları. AMA ASLA ÖYLE DEĞİL!

Peki nedir o halde?

Anlatayım Özlem’ciğim… Burası çok önemli ve herkesin bunu bilmesinde fayda var. Obezitenin kaynağı sadece sağlıksız beslenme ve spor yapmamaktan dolayı ortaya çıkan bir durum da değil. Tamam yüzde yüz genetik de değil belki. Bizim de yaşam tarzımızın ve yaşam kalitemizin ya da davranışsal alışkanlıklarımızın da etkisi yadsınamaz elbette. Ancak bilim de net değil bu konuda. Yüzde kaçı genetik, yüzde kaçı bizim tercihlerimizden olduğu hala tartışma konusu.

Obezite bir hastalıktır diyebilir miyiz Linda’cığım?

Tabi ki. Öyle zaten. Üstelik dahası da var.  Obezite hayatımızı tehdit eden ciddi bir hastalık olduğu gibi diyabet, kolesterol, uyku apnesi ve kalp-damar hastalıkları gibi bir sürü de yandaş hastalığın nedeni olabiliyor.

Şu anda benim karşımda son derece alımlı, şık,zarif ve “zayıf” bir hanım oturuyor ama… Yani sen bir zamanlar gerçekten de “obez” miydin? İnanılır gibi değil! Hani eski halini bilmesem, yok imkânsız derdim!

Şekerim öyleydim. Zaten sen benim o halimi çok da iyi biliyorsun.  Ben yaklaşık 20 senedir bu baş belası hastalıkla savaşıyorum. Üniversite yıllarıma kadar 48-50 kg arasında bir kiloya sahiptim. Lisanslı yüzüyordum. Okulumun atletizm takımından tutun da masa tenisi takımında yer alan bir sporcuydum.  Yazları erkeklerle kumsalda voleybol ve futbol oynayan bir tiptim ayrıca düşünsene! Ne çocukluğumda ne de ergen yıllarımda “kilolu” değildim!

Ne var ki, üniversiteyi okumak için Amerika’ya gittiğimde bu tamamen değişti. O yıllarda okulun yurdunda kalıyordum. Düzensiz beslenme alışkanlıklarımın başlaması o döneme denk geliyor. Gece ders çalışırken fast food ve pizza’ya yüklenmek, ciddi anlamda kalorisi yüksek olan gıdaları tüketmeye başlamak ve üzerine bir de sporu bırakmak bombanın pimini çekmiş oldu. Ben 48 kg olarak üniversiteye başlayan “çıtır” genç kız bir sene içerisinde annemin havalimanında tanıyamadığı bir insana dönüşmüştüm!

Annenler Amerika dönüşü nasıl tepki verdiler seni görünce?

Tepki… Hoş bir tabir! Ayol tanımadılar beni hava alanında ne diyorsun sen sevgili arkadaşım! Türkiye’ye tatil için ilk döndüğümde annem ve dayım beni Atatürk Havalimanı’nda karşılamaya geldiler. Annem Amerika’ya gönderdiği 48 kg’luk kızını ararken beni defalarca görüp tanımadığı için es geçip dayıma sormuş bizim kız nerede diye. Düşünebiliyor musun? Öz annen seni tanımıyor!

Dayım beni göstermiş annem kabul etmeyerek, “Yok canım bu Linda olamaz” demiş!  “O, yok o değil… Yok canım o!” tartışması devam ederken ben karşılarına çıkıp “Hellooooo” diyince annemden gelen ilk tepki “Allah seni kahretmesin, ne yaptın kızım kendine?” oldu. Bense  “Ben de seni özledim anne” diye yanıtladığımı hatırlıyorum.  Bir anne için kötü bir tecrübe olsa gerek. Malum, kadıncağız beni 48 kg gönderdiği Amerika’dan  ben 2 katı belki daha fazlası olarak geri döndüm. Yaşadığı şoku küçümsememek lazım…

Bir yıl aslında ne kadar kısa bir süre… Bak aklıma şu anda bir soru takıldı…  Ailende var mı peki obezite? Onunla ilgisi olabilir mi?

Benim baba tarafımın hepsi yani halam, amcam ve kuzenlerim klinik anlamda morbid ve süper morbid obez arasında. Vardır diye düşünüyorum.

Bu da ilginç ve elbette önemli bir ayrıntı… Kilolarınla mücadelen böylece başlamış oldu demek, peki ya sonrası…?

Ah Özlem’ciğim… İnkârla geçen uzun yıllar… Denemediğim yöntem kalmadı! Diyetisyenler, akupunktur ve özel spor hocalarıyla yapılan sıkı çalışmalarla geçen uzun seneler hep hüsranla sonuçlandı. Tabi kilo verebilmek için ortaya dökülen paraların haddi hesabının olmadığının da altını çizmek isterim.

Akupunktur demişken  babam, Op. Dr. Mehmet Fuat Abut’un bir sözü geldi aklıma…” Akupunktur ZAYIFLATMAZ!”… Ayrıntılarla konudan sapmayalım ama o da hastaların faydalanmadığını gözlemlediğinden uzun yıllardır kilo tedavisi yapmıyor… Lafını balla kestim devam et lütfen…

Yok iyi yaptım. Burada ne kadar geniş bir kitleye ulaşıp doğru mesaj verilebilirsek o kadar iyi.

Mücadeleyi elden hiç bırakmadım. Ama ne acıdır ki en fazla  15 kg verebiliyor ve sonrasında  bu “diyet”leri bırakıp rutin hayata dönünce kaybettiğim kiloları fazlasıyla geri alıyordum. Sevdiklerim beni üzmemek adına beni balık etli, hafif kilolu olarak gördüğünü söyleseler de ben kendi vücudumla asla ve asla barışık değildim. Gerçeğin farkındaydım!

Bedenindeki bu radikal değişim hayatında nelere yol açtı? Genç bir kızın içinde nasıl fırtınalar kopabilir böyle bir durumda merak ediyorum…

Yapı olarak şen şakrak, makara birisiyim. Muzurluğum üzerinde olduğumda ortamı yıkıp geçiyorum. Ama iç dünyam o yıllarda farklıydı. Sorunu bir örnekle cevaplayayım istersen. Lise yıllarımda bikini giyen ben artık pareosuz mayo ile ortalara çıkmıyordum!  Çok utanıyordum. Kendimi 15 çocuk doğurmuş ve doğum kilolarını verememiş bir kadın gibi hissediyordum. Aslında henüz körpecik bir genç kızken bunun ne acı bir tecrübe olduğunu takdir edersiniz.

Nasıl başa çıktın peki bu duygularla?

Bu durumu ört pas etmek için de kendimi işe vurdum. Varsa yoksa işti artık benim için! İnsan kendi gerçekleriyle yüzleşmek istemeyince hatta yüzleşmek işine gelmeyince odağını başka yöne çevirmekte son derece ustadır. Tam bir “işkolik” oldum çıktım kısacası. İnanılmaz çalışıyordum. Bu yoğunluk sayesinde fazla kilolarımla yüz göz olmuyordum.

Peki fiziksel olarak ödediğin bedel neydi fazla kiloların için? İnan sorarken bile içim ürperiyor…

Güzel arkadaşım bunlar sorulması gereken sorular! Senin gibi soranlar olsun ki bizler de tecrübelerimizi aktarabilelim. İnsanlar “obez” kişilerin yaşadıkları travmaların çoğu kez farkında olmuyorlar. Dışarıdan konuşmak o kadar kolay ki… Dur dağıtmadan sorunu yanıtlayayım…

Aldığım bu anormal kilolar bana tek tip giyinme zorunluluğu getirdi. Topuklu ayakkabı, hele yüksek ökçe giymek ise bana haram oldu. Çizme bulmamsa asla mümkün değildi! Vücudumun kaldırdığı ekstra yük nedeniyle zavallı ayaklarımın çektiği ağrılar neticesinde topuklarının üzerine basamıyordum. Müthiş değil mi? Hadi bunu eğitimsiz, vurdum duymaz, bilgisiz ve cahil bir insan yapsa çok fazla kızmayacağım.

Canım kendine çok fazla yüklenmiyor musun?

Başkası yapsa muhtemelen eleştirirdim! Bu kadar bilinçliyken bir girdabın içinde savruluyordum sanki. Sağlıksız besleniyor, öğün atlıyor, geceleri ise yemeklere yumuluyordum. Sporla da alakamı kesmiştim.

Yüklensem ne olur, yüklenmesem ne değişir? Kardeşim bunları ben yaptım… “BEN”!!! Üç üniversite mezunu doktoralı bir sağlık psikoloğu! Üniversite’de bir yardımcı doçent… Türkiye’nin her köşesine gidip eğitim veren, televizyon’da programlara çıkan ve çeşitli dergilere sürekli yazı yazan bir uzman.  “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” veya “pes” diyeceksiniz… Demiş olsanız da haklısınız! Ben çok dedim ve hep “terzi kendi söküğünü dikemez” bahanesinin arkasına sığındım durdum. Hep kaçtım…

Müthiş bir özeleştiri! Bunu yapabilmek ise büyük bir erdem… Bunun altını çizmek lazım! Girdap dedin az evvel… Nasıl başardın bu “girdap”tan çıkmayı peki?

Güzel değerlendirmen için teşekkür ederim. Bu yaşam şekli tabii ki doğru değil. Zaten benim uyanıp kendime gelmeme sebep olan iki olay yaşadım ve sonrasında aklım başıma geldi. İlk olay şöyle… Bir ay boyunca haftada 3 gün 1.5 saat özel spor hocasıyla çalışıp protein ağırlıklı beslenerek bir girişimde bulundum. Hatta sırf bunun için de bir yatak odamı da spor salonuna çevirdim. Hoca ile başladığımda 116 kiloydum.

Hocanın olmadığı günlerde de boş durmadım ve  kardiyo çalıştım günde 1.5 saat. Bir ayın sonunda insan sonuç bekler değil mi? Yok… Vücutta şekillenme ve toparlanma söz konusuydu ama kilo aynı! Çıldırmamak elde değildi! Sinir olmuştum. Dedim ki bu işte bir iş var. Akabinde bir diyetisyene gittim. Harfiyen uydum. Diyete harfiyen uydum, bir gram dahi kaçırmadım. Bu sefer spor artı rejimle birlikte 2 ayda 400gr verdim. Artık cinnet geçirmek üzereydim. Bir türlü anlam veremedik diyetisyenimle. Endokrinolojik olarak bir sıkıntıdan şüphelendik, gizli şeker, insülin direnci, hipotiroidizm gibi. Tetkikleri yaptırdık ve her şey normal çıktı! Tabi ben yine her girişimde olduğu gibi başarısızlıkla karşı karşıya kalınca sükûtu hayale uğradım ve o hışımla da diyetisyeni bıraktım.

Peki ikinci olay neydi?

Anlatayım tatlım… Aralık 2012’de bizim üniversitede bir sağlık psikolojisi sempozyumu düzenledim. Sempozyumda çeşitli uzmanlar konuştu. Obezite cerrahisi, cinsel sağlık, kadın hastalıkları, sağlıkta iletişim ve medya gibi konuların yanı sıra iki tane de çalıştayımız vardı. İlk çalıştay mesleki, ikincisi ise de Zumba.

“Zumba”… Tutkum! Zumba şahanem, müthiş eğitmenim Didem Uz’un kulakları çınlasın… Beni de davet etmiştin ama katılamamıştım…

Biliyorum senin nasıl bir “zumba” delisi olduğunu! Bizim gibi neşeli ve eforik insanlara göre biçilmiş kaftan zaten. Ama öyle olmadı o gün maalesef! Zumba’ya katıldım büyük heves ve istekle. Gel gör ki Zumba’yı becerebilmemin mümkünatı yoktu! Nefessiz kaldım, tempoya ayak uyduramadım ve incecik öğrencilerin ve son derece fit olan spor hocaların arasında olup da o “kocaman” halimden utandım.

Ben ki yıllar öncesinde step master class’lara katılan, step turnuvalarında dereceye giren ve neredeyse eğitmen olabilecek kapasiteye sahip olan ben resmen bitmiş, ölmüştüm! Zumba sonrasında çekilen görüntüleri izledim. Ben kendi görüntümü bile izlemekte zorlandım, içim almadı! Görüntü kirliliği yarattığımı düşündüm ve oturup ciddi ciddi düşünmeye başladım. Bana ne oluyordu böyle? Bu ben değildim! Dahası bu ben OLAMAZDI!

“Görüntü Kirliliği” tanımlaması biraz ağır değil mi Linda’cığım?

Gerçekler ağır ve acıdır her zaman bunu unutmayalım… O gün kaçmayı alışkanlık haline getirdiğim realitemle yüzleştim. İşte deminden beri girdap diyoruz ya benim çıkış anım, kırılma noktam o zumba dersi oldu!

“Zumba” mucizesi, harika valla! Muhakkak gel bizim bir dersimize de coşalım birlikte… Ameliyata o an mı karar verdin peki? Hani kırılma noktası demişken…

Sempozyumda Bezmialem Üniversitesi Genel Cerrahi Uzmanı ABD’den Doç. Dr. Halil Coşkun’u ağırlamıştık. Obezite cerrahisi konusunda hem bizi aydınlattı hem de obeziteden muzdarip olan insanlara uygun ameliyatlarını yaparak onlara hayata geri döndürdüğünü gördük sunumunda. Bunu baz alarak ve tabii ki biraz da araştırma yaparak Halil Hoca’ya ulaştım.  Durumumu ve vücut kitle endeks değerimi aktardım. Acı gerçekle yüzleşmek gerekiyordu. Halil Hoca sağ olsun bu konuda bana yardımcı olacağını söyledi ve süreci başlattık.

Süreç derken ne anlamamız lazım?

Hayata yenilenmiş bir biçimde tekrar gelme süreci diyebiliriz Özlem’ciğim. Yeniden doğmak gibi kısacası… Benim gibi olanlara bir ışık tutalım hadi. Ayrıntıları anlatayım… Bildiğimiz üzere  “VKI” dediğimiz bir değer var.

Tatlım bir saniye… (VKI) dedin,  açabilir misin? Neyin kısaltılmış hali bu?

Vücut kitle indeksi canım ya pardon. Makineli tüfek gibiyim değil mi? Heyecanla anlatıyorum çünkü.

Bu değeri hesaplamak çok kolay: Kilo/ (boy)2 olarak hesaplanıyor. Yani kilonuzu boyunuzun karesine bölüyorsunuz. Ortaya çıkan değer de VKI.  VKI’si 30’un üzerinde olanlar obez kategorisine giriyor. Tabii bunun dereceleri var. VKI değeri 30-34,9 arasında olanlar 1. sınıf obez, 35-44,9 olanlar 2. sınıf obez ve 45 üstü olanlar 3. sınıf obez olarak lanse edilmektedir. Ben Halil Hoca’ya tahlile gitmeden evvel VKI değerim 43 küsur civarındaydı. Yani 2. sınıf obez kategorisindeydim.

Doktorumu bulmuş ve çok güvenmiştim. Ani bir kararla ve azimle tahlillerimi 2 günde bitirdim. Ben ki iğneden ödü kopan  bir insan olarak kan aldırırken laborantlara hiç zorluk çıkartmadım! Hatta gastroskopi çektirirken bile sesim çıkmadı. Dahası, gastroskopiden sonra kendime gelirken yılbaşı şarkıları mırıldanmışım.

Ya sen ne alem bir insansın… Mırıldanmışsındır eminim… Hangi hastalar bu tür bir ameliyata aday olabilir çok merak ettim bu noktada!

VKI’nin mutlaka 35’in üzerinde olması gerekiyor bu obezite ameliyatlarına aday olabilmek için. Öyle 3-5 kg fazlam var ameliyat olayım demek yok yani…

Ameliyata hazırdın kısacası? Kararlılık böyle bir şey olsa gerek…

Tetkikler tamamlanınca doktorum Doç. Dr. Halil Çoşkun bana ameliyat tarihini verdi: 23 Ocak 2013! Tüp mide ameliyatı uygulanacaktı.

Artık geriye dönüş yoktu! Madem ki spor ve rejimle ben bu kilolardan kurtulamıyorum ve genetik faktörlerim ağır basmaya başladı başka çarem kalmamıştı.  Radikal bir çözümle, baba tarafıma benzememek ve ileride karşıma çıkacak olan yandaş hastalıklarla savaşmamak adına ben bu işi yapmaya karar verdim!

Obezite ile ilgili ameliyatların çeşitleri var bildiğim kadarıyla? “Tüp Mide” dedin az önce? Nedir bu uygulamanın esası?

Haklısın okurlar da merak edecektir şimdi. “Tüp mide” ameliyatının ne olduğunu  kısaca anlatayım o halde. Laproskopik bir prosedürle midenin bir kısmı alınıyor. Böylelikle midenin hacmi küçülüyor. Kabaca bir tabirle midenin ameliyat sonrası boyutunu bir muza benzetebiliriz. Yaşasın benim artık bir “muz” midem var yani.

Zor mu ameliyat ve sonrası?

Aslında değil… Elbette tıbbi bir müdahale, ama gözde büyütüldüğü kadar değil! 22 Ocak’ta  hastaneye yattım. 23’ünde ameliyat oldum. 26 Ocak’ta da taburcu oldum. Ameliyattan sonra herhangi bir sıkıntı ya da sancı yaşamadım. Benim için artık yepyeni bir hayat başladı. Hastaneye yatış yaptığım gün 118 kg olarak tartıldım. Bir kadın için 118 kg olmak ne demek? Empati kurmanızı rica ediyorum…

Veeeeeeeee kilo verme sürecin başladı… Anlat, anlat en heyecanlı yere geldik!

Ameliyatı olup eve çıktıktan sonra ilk hafta 5-6 kg verdim. Bu benim için korkunç bir mutluluktu çünkü aylarca debelenip kilo vermeye çalışırken yapamadığımı bir haftada yapmıştım. Benim için bir mucize gerçekleşmişti! Bir yandan şok diğer yandan keyif yaşıyordum. Doğal olarak yenilen miktar az olduğundan dolayı kilo da gidiyor.

Hedef tabii ki kısa bir sürede kilo vermek değil. Zaten bu ameliyatlardan sonra ancak  bir yıl içerisinde fazla kilonun neredeyse %70-80’i veriliyor. Tabii buradaki temel hedef sadece kilo vermek değil. Asıl amaç total bir yaşam değişikliği yaparak bir yandan yaşam kalitemi yükseltmek ve diğer yandan kaybetmiş olduğum sağlığıma tekrardan kavuşmak. Bunu yapabileceğimi ve yapıyor olduğuma da bütün kalbimle inanıyorum. Yolculuğumun çok başındayım, bunu biliyorum ama ben bu işin üstesinden geleceğim.  Şu anda ameliyatımın 8. ayına girmiş bulunuyorum ve 77 kg olarak hayatıma olağanüstü mutlu devam ediyorum.

Bu gerçekten de bir mucize 41 kilo vermişsin sen! Ayakta alkışlıyorum değerli doktorunu ve elbette ki bu hikâyenin başkahramanı olan seni!

Doktorum evet bir kahraman… Benim “ kahramanım”!  Bu mutluluğu anlatmam mümkün değil. Ben bu ameliyatla sadece yaşama sevincimi değil aynı zamanda umudumu geri kazandım… Minnettarım!

Bu “olağandışı” kiloyu verebilmek için nasıl beslendiğini sormak istiyorum ?

Hay, hay… Zevkle anlatırım tabi… Ameliyattan sonraki beslenme düzenimden bahsedeyim o halde. İlk iki hafta sıvı ile beslendim. Ağırlıklı tanesiz çorbalarla… Tabii bu arada vitamin desteği mutlaka şart oluyor, malum azıcık yemek yerken vücudun ihtiyacı olan günlük vitamini alabilmek adına takviyeler şart. Üçüncü haftamda püre gıdalara geçtim ve sonrasında da yumuşak gıdalara… Şu anda zeytin ve domates dışında neredeyse her şeyi yiyebiliyorum. Tabii maksat burada eski yeme alışkanlıklarını geri kazanmak değil, sağlıklı beslenmek, protein ağırlıklı beslenmek ve midenin kapasitesini zorlamadan minik minik porsiyonlarla sık sık yemek. Sporu ihmal etmemek gerekiyor çünkü çokça verilen kilolar sonrasında vücutta sarkmalar söz konusu olabiliyor.

41 kg verdim evet ama bedenimde hiç  sarkma meydana gelmedi! Ama yakında sıkılaştırma çalışmalarına başlamam gerekecek çünkü ara ara bacaklarımda gevşeklik hissediyorum… Eğer bu gevşekliğin üzerinde durmazsam ve önemsemezsem, lümbür lümbür sallanmanın ötesinde derim kırış kırış buruşur ve sonrasında ek estetik ameliyatlara ihtiyacım olur. Ben de bunu istemediğim için deli gibi spora odaklanmış durumdayım…

Linda ya sağol beni kırmadığın için… Sendeki bu müthiş değişimi kendi gözlerimle görünce bu ropartajı yapmam gerekiyordu! Biliyorsun haberhürriyeti.com haber portalımızın çok geniş bir takipçi kitlesi var… Başka hikâyeler kendi “ kahramanları”nı yaratsın çok isterim, ne dersin?

Canım benim büyük keyifti benim için… Sen çok özelsin benim için elbette kabul edecektim.  Eminim ki okurlarımızın bizzat kendileri olmasa bile  bu obezite illetinden muzdarip olan bir arkadaşları, bir tanıdıkları veya bir yakınları vardır – yetişkin veya çocuk fark etmez!. Obezite ile yaşamak zorunda değilsiniz. Çaresi ve çözümü var. Her şeyden önce yalnız değilsiniz.

“Gidin ve ameliyat olun” asla demiyorum haşa, zaten üzerime vazife değil böyle bir öneride bulunmak. Üzerime vazife olan şey ise de “opsiyonlarınızı araştırın” demek! Bilgilenin. Bilinçlenin. Bu sağlık sorununun yaratmış olduğu psikolojik, sosyal ve ekonomik külfetle yaşamak yerine bunlardan kurtulmak için farklı imkân ve olanaklar var.

Bunları araştırmanızı ve değerlendirmenizi şiddetle tavsiye ederim. Herkesin tedavisi kendisine özeldir. Bu da asla unutulmamalıdır. Ayrıca bu iş desteksiz olmaz. Kendi başınıza yapılabilecek herhangi bir şey değil. Benim en büyük desteğim ailem oldu. Ailem destek çıkmasaydı ben herhalde bu ameliyatı olamazdım.

Tatlım son olarak ne diyelim sevgili okurlara?

Dediğim gibi… Benim için yepyeni bir hayat başlıyor. Eski “BEN”e kavuşacağım günü iple çekiyorum. Toplamda 15-20 kg fazlam var şu anda. O da zaman içerisinde gidecek. Fakat bu işin ameliyat dışındaki sırrı da sağlıklı beslenme, doğru beslenme, spor, azim ve destek… Maraton ömür boyu devam edecek. Bu şekilde sağlıklı yaşamak ya da küçültülen mideyi tekrar büyütüp eski haline getirmek de benim elimde.

Sağlığımızı kaybetmeyelim… Sağlıklı kalalım… Sağlığımızı korumak için elimizden ne geliyorsa yapalım! “Sağlığımız varsa her şeyimiz var”.

Son cümleye bayıldım…”Sağlığımız varsa her şeyimiz var”… Linda’cığım ver o kalan 15-20 kg de tekrar konuşalım… Seninle gurur duyuyorum, her bakımdan…Çok teşekkürler ediyorum ayırdığın vakit için…

Özlem’ciğim zevkti. Ben de teşekkür ederim sana…

www.haberhurriyeti.com / ÖZLEM ABUT

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO