Polonya Yahudileri gibi…(23)

Kedileri beslemeye başladığımız günden sonra kendimizi ve bize yakın olanları, İkinci Dünya Savaşı’nda işgale uğramış Polonya’da yaşayan Yahudi ailelere benzetiyorduk. Kapana kısılmış gibiydik. Nerdeyse dairelerimizin kapısına Yahudi (!) olduğumuza dair işaretler kondu, konacaktı.

15 Kasım 2018 Perşembe, 01:49

Kediler dünyası oldukça karışıktı. Aniden ve beklenmedik bir anda patlak veren iki kayıp ve bir ölüm olayı onların aleminde derin tartışmalara neden olurken, bizim dünyamızda  kedileri koruduğumuz, onları inat ve sabırla beslediğimiz için yeni yeni gelişmeler yaşanıyordu.

Gerçi kulaklarımızla duymuyorduk ama bize dost olan ve karşı tarafla da temas kuran bazı aileler, yani “kurye”lik yapan komşularımızdan işitiyorduk.

“Yönetim tarafından devamlı izleniyorsunuz. Daha dikkatli olun”

Sabahın erken saatleri ile akşamın alaca karanlığında gizli gizli, herkesin evlerine kapalı olduğu saatlerde hayvanları beslediğimizde perde arkasından izlendiğimizi, biliyor üstelik görüyorduk.

Bu bir parayona değildi. Balkona çıktığımızda, bizleri izleyenleri zaten çıplak gözle görüyorduk. Uzaktan bizleri izleyen bu abus suratlı “kedisavarlar”, bize tek kelime söylemiyorlardı.

Belki de tartışma çıksın istemiyorlardı.

Hayvan Hakları Yasası yakında meclise gelecekti.

Son günlerde hayvanlara karşı duyarlılıklar artmıştı. Belki bu nedenle bize dalaşmaktan çekiniyorlardı.

Bayan Başkan, site bahçesini teftiş ederken, temizlikten çok kedilerin yaşadığı köşeye gözatıyor ama tek kelime yorum yapmıyordu.

Açıkcası hayvan yiyecekleri, artıkları veya onların yemek yedikleri kaplar hiç bir zaman orta yerde değildi. Hepsini anında çöp kutularına koyuyor, kedilerle ilgili şikayetlere neden olmamak için son derece titiz davranıyorduk.

Kış mevsiminde kediler zaten ortalıkta fazla görünmüyorlardı.

Dışardan gelen kedileri koruma şansımız yoktu. Onlar sağda solda buldukları kapalı mekanlarda yaşıyor olmalıydılar.

İlkel önlemlerle idare etmek zorundaydılar.

Önlem almakta güçlük çektiğimiz tek sorun kedilerin doğurmalarını önleyememekti.

Dişilerini tek tek tutup,veterinerde kısırlaştırmak oldukça zordu.

Bu nedenle kedi sayısı devamlı artıyordu.

Gündüzleri ziyaret edenler her an göze batıyorlardı.

Bütün kedileri Pati’tana  biz getiriyormuş gibi bir  görüntü ortaya çıkınca açıkcası stres altına giriyorduk.

Kendimizi suçlu sandalyesine oturtulmuş hissediyorduk

Sinirlerimizin gerginliği bizi destekleyen bazı ailelerin zaman zaman karşı tarafa hak verdiklerini  öğrenmemizden  de kaynaklanıyordu.

Yüzümüze gülüp, arkadan konuşma yapıyorlarmış gibi.

Açıkcası kedileri beslemeye başladığımız günden sonra kendimizi ve bize yakın olanları, İkinci Dünya Savaşı’nda işgale uğramış Polonya’da yaşayan Yahudi ailelelere benzetiyorduk.

Kapana kısılmış gibiydik. Nerdeyse dairelerimizin kapısına Yahudi (!) olduğumuza dair işaretler kondu, konacaktı.

İçinde bulunduğumuz durum karşısında hep Schindler’in Listesi, ya da Piyanist Filmi’ni hatırlıyorduk.

Gerçi Yahudi’lere insanlık dışı muamele ve işkence yapan Nazi subayları ve askerleri gibi görmemeye çalışıyorduk hasımlarımızı, ya da komşularımızı. Ama bize diş bileyenlerin benzer baskılarını üzerimizden nedense bir türlü atamıyorduk.

Hatta  takıntılarımızı daha ileriye taşıyor, Nazi’lerin toplama kampları Auschwitz- Birkenau, Majdenek, Sachsenhousen toplama ve Sobibor Yahudi imha kamplarını gözönüne getirmeden edemiyorduk.

Açıkcası, Yahudi ailelere yapılan zulmün benzeri olmasa dahi, bunları çağrıştıran düşmanca tavırlar bizi iyice yoruyordu.

Acaba göğsümüzü gere gere dolaşacağımız günler  gelecek miydi?

Hayvanları Koruma Yasası çıkarsa, acaba komşuların tavırlarında bir değişme görülebilir miydi?

Zaman her şeyin ilacıdır diye düşünüyorduk..

Köşeye kıstırılmış, izole edilmiş durumda yaşamak, her an bir gümbürtü kopacakmış gibi beklenti içinde olmak çok hoş değildi.

Güvendiklerimiz vardı elbette.

Güvendiğimiz komşularımız ve dostlarımız.

En çok güvendiklerimiz arasında çocuklar geliyordu.

Kedi-köpek, hayvansever çocuklar.

Bize destek veren ailelere de güveniyorduk.. Bunların sayısının yavaş yavaş artması bizlere güç katıyordu. Sayıları az olsa da…

Sorunu çözmek, rahata ulaşmak zordu, imkansız değildi açıkcası.

(devam edecek)

www.haberhurriyeti.com / Sezai BAYAR

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO