Son Dakika
15 Ekim 2018 Pazartesi

21 Eylül 2018 Cuma, 18:31

Öyle bir anlam-anlamsızlık çizgisidir ki içi yoktur, dışı yoktur. Kavramları, sözcükleri gökyüzüne değdirecek denli yüksek, yeraltının yedinci katına indirecek denli derindir temelleri. Somut olsa, dünyanın en güzel duygusuna ‘Çin Seddi’ ile mi karşılaştırılırdı aşk… Sahi yerküre üzerindeki harikalardan kaçıncısı aşk, tüm engellemelere karşın yaşanılanlarla ve birincisi değilse?

“… Pinhan ve ben, tanıdığımız hatta iddialı olacak ama tanımadığımız tüm çiftlerden ne kadar faklı olduğumuzun farkındaydık ilk günden beri. Konuşmalarımız, yazışmalarımız, hatta birkaç cümlelik kısa bilgi alışverişimiz bile kendine has bir atmosfer içinde oluyordu. Sıradışıydık tek kelimeyle. Di’li geçmiş zamana aldanmayın. Biz, bugün, hala ‘sıradışıyız’ tek kelimeyle…”  (sy.37)-(*).

Evet, sıradışılık nasıl olur, bilen var mı bu düşünceyi ya da bu teoriyi? Bunu, bunları ve bu düşüncelerin tümünü anlatmak kişiye göre değişir. Çünkü anlatımı, anlatıldığınca belleklerde yer eden kısmıyla bir hayli uzun ve biraz da görecelidir… Bu nedenle, bu konuyu daha detaylı bir şekilde ve bu konuyu içeren sözcüklerde yeterli olmayan kimi duygusallıkların da ‘Aynur Hazar’ın yazmış olduğu ‘Pinhan ve Ben’ kitabında enine-boyuna irdelendiğini gördüm. İki ayrı cinsin birbirlerine adeta kenetlenmişçesine bağlılığını, ‘fenomen’ diyebileceğim bir aşkı anlattığını gördüm bu kitapta… Aktaracağım bir kitaba ilginizi bu denli çekmekteki amacım, yıllarca kandırılmış bir içgüdüsüyle yaşadığımız aşkı, biraz da ve (hatta bu kitabı okurlara salık verirken beni daha iyi anlarlar) bir şekilde kalan yaşamlarında daha iyi motive ederler!

Yazar; insan bilincinin şavkıması, öyküsel ve duygusal gücün ve de ölümsüzlük arayışının simgelerinden biridir kesinkes. Bilinç denen şey hayatın dönüşümlerini algılayıp iyi okuyabilme, iyi gözlemleyebilme dinamosu mu? Sonrasında iyi aktarabilme… Yoksa başka bir uyanıklık hali mi, o yönlendirici ‘refleks’? Yaşamakla yaşananı anlamlı kılmak arasında,ince ayarlı nakış belleten? ‘Hayat’ adına elbette…

Bu sayfaya, yazarın kitabından alıntıladığım ve yukarıda bulunan paragraftan başka anekdotu almaya pek gerek görmedim. Nedenine gelince, konu bütünüyle ve tüm ateşiyle yaşanan bir aşk… Tüm paragraflardan kısım kısım anekdotları alsam bile, bu yazıyı okuyan okurların kitabı büyük bir istekle okumalarını tavsiye ederim. Çünkü kendimce daha iyi ve anlatı konusunun daha iyi algılanacağı, anlatılacağı düşüncesindeyim. Bu kitap, bir tür ruhsal duyguları coşturan bir kitap. Bu kitapla, bilhassa da evli çiftler için sağaltım olumsallıklarını adeta bünyelerine liriksem bir haz yükleyeceği düşünülürse, sözün bağlamında paradoks düşüncelerimize vakit kaybetmeden, dağarcığımıza yükleyebileceğimiz bir kitap. Anlatım, anlatımın ötesinde satırlara yüklediği kısa anekdotlarla yazarımız ‘Hazar’ düşüncelerimize hitap eden görselliği de bir anlamda yüklemiş!

Oldukça karmaşık sayılan böylesi sorulardan sıyrılıp günlük curcunadan uzaklaşmak kolay değil. Hele kendi çıkmazlarında kalakalmışsa kişi.Bir süreliğine de olsa… Kurtarıcı bir dost sözü, bungunluğu dağıtıcı kitap sayfası, şarkı tınısı arar. Şeyler, nesneler kıskacındaki hayatın kirlenmesine ve tükenmesine, tüketilmesine tanıklığıdır sıkıntının nedeni. Vurdumduymaz olmamaktır, içsel sarsıntının özü… Yaşamak zordur, insan olmak-kalmak zor ve ağır yüktür. Bitimsiz sorumluluk. Haz ve hüzün döngüsünün tutsağı ‘okuyan canlı’ için. Ve bu düşüncelerimin perde aralığına ‘Pinhan ve Ben’ iz düşürüyor… “… Di’li geçmiş zamana aldanmayın. Biz, bugün hâlâ ‘sıradışıyız’ tek kelimeyle…” (*).

Günlerin tekdüzeliğini bozan kitaplar yetişiyor insanın imdadına. Bir durumu dönüştürmenin süreci, onun yıkımını ve yeni durumun oluşmasını sağlar. İçsel bir devrim mi söz konusu olan? Kişiye göre farklı mı, harareti, coşkusu, sarsıntısı? Bilmem ama benim için kitaptan kitaba geçerlilik kazanıyor zaman ve atmosfer değişiklikleri. Bu satırları yazdıran da yeni bir kitap: Okumaktan da keyif aldığım bir kitap; ‘Pinhan ve Ben’… ‘Kâğıt Yayıncılık’ tarafından yayımlanan ve basılan ‘Aynur Hazar’ imzalı bu kitap, ülke sınırlarının ötesinden geliyor. Çünkü yazarımız Fransa’da yaşıyor…

Varoluş serüveninin, uç birnoktasında ve elbette uçlarda bir kitap yazmış! Uçlarda dediğimin diğer bir anlamı konuyu anlatış biçimi. Yani tiyatro oyuncularına verilen talkım, “Grotesk” bir çalışmadır. Yazılı metnin, ‘sinopsis’in içine girebilmektir. Burada yazarımız, kendisini konuya dâhil ederken şaşırtan bir biçimde bu “grotesk” yaklaşıma kendini de yaklaştırıyor. Kısaca tam bir konsantrasyon…

Felsefeden kaynak alan biraz da biraz da alaysı tepki biçemi! Tüm bunların yanı sıra yazarımızı kutlar, yazım düzenine koyduğu matematiksel kurgu ve anlatım biçimine göre, daha birçok ve oylumlu ürün vereceğinden, şahsım adına gayet emin oldum. Ancak okur ne der bilmem… Bu nedenle okura şiddetle bu kitabı salık verir, okumalarını istirham ederim.

www.haberhurriyeti.com

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO