Son Dakika
17 Kasım 2019 Pazar
”

Osmanlı’da hazin bir son ve yaşanmış bir tuhaflık

Albay Bronsart 1914 yılında Osmanlı ordusunun Genelkurmay I. Başkanı olarak atandı

26 Şubat 2018 Pazartesi, 19:28

OSMANLI’DA HAZİN BİR SON VE YAŞANMIŞ BİR TUHAFLIK

Osmanlı imparatorluğunun muhteşem yıllarının hatıralarıyla yaşayanların aynı imparatorluğun hazin son yıllarını tarihten bir kez okumalarını ve araştırmalarını öneririm. Özellikle 1913-1918 yılları arası bu hazin sonun koca bir imparatorluğun nasıl bir hale geldiğinin, o dönemin yöneticilerinin ülkemizi nasıl dış güçlere teslim edildiğini doğru bir şekilde göstermektedir. Bu aşamada hiç kimsenin o dönemde Osmanlı imparatorluğunda Almanlarla yapılan ittifak neticesinde orduda modernize etme çalışmaları olduğu gibi bir bahane üretmesine gerek yoktur. Eğer yaşanmış tarihe inanacaksak o zaman doğru yorum yapmayı ve yaşanmış tarihin gerçeğini değiştirmemeyi de öğrenmemiz gerekmektedir.

Kısaca konu şudur:

1913-1918 yılları arasında Osmanlı imparatorluk ordusunun genelkurmayı diyebileceğimiz (Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi) üst düzey askeri komuta kademesi Almanların eline geçmişti. İşin kötü tarafı bu iş bilerek ve zorlama olmadan yönetimin kendisi tarafından gerçekleştirilmişti. 27 Ekim 1913 tarihinde, General Liman von Sanders komutasındaki Alman Askeri Yardım Heyeti Hizmet Sözleşmesini, Bahriye Nazırı ve Harbiye Nazırı Vekili Çürüksulu Mahmud Paşa tarafından 5 yıllık bir süreyi kapsayacak şekilde imzalandı.

Aslında yapılmak istenen Alman Genelkurmayı nezaretinde Osmanlı ordusunun modernizasyonunu sağlamaktı. Bu amaçla, başlangıçta tümen komutanı olması planlanan “Prusya Albayı Bronsart von Schellendorf (Resim: En ön soldan üçüncü), Erkan-ı Harbiye -i Umumiye Dairesi Erkan-ı Harbiye Reis-i Saniliği-Genelkurmay Birinci Yarbaşkanlığı- Genelkurmay Karargahı Kıdemli Başkanlığı görevine getirildi. Osmanlı ordusunun Kurmay Başkan Yardımcısı olarak atandı. (Daha etraflıca aktarmak gerekirse, Albay Bronsart 1914 yılında Osmanlı ordusunun Genelkurmay I. Başkanı olarak atandı ve giderek Liman von Sanders’e rakip olmaya başladı. Osmanlı Karargâh-ı Umumî Harekât Müdürü Otto von Feldmann ile Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa ile yakın çalışmış ve askeri konularda onunla anlaşmıştır. 1917 yılında, Filistin’de Osmanlı yenilgisi ve Kudüs’ün İngilizlerin eline geçmesinden sonra Genelkurmay I. Başkanlığı görevinden alındı.) Bu ilginç tespite ulaştıktan sonra, kendisini kutsalRoma Cermen imparatorluğu ile mücadeleye adamış Kanuni Sultan Süleyman’ın kemiklerini sızlatacak Osmanlı ordusundaki Alman hakimiyetinin içler acısı bir tabloyu özetlemekte fayda vardır.

Konunun içerik olarak daha geniş kısmını tarihsel kaynaklardan öğrenmeniz mümkündür. Tarihin bu alanında uzmanlaşmış bir kişi değilim ancak tarihsel bakış açısına sahip bir bilim insanı olarak bu konunun ele alınmadan, Osmanlı imparatorluğunu her zaman ve her daim çok yüksekte ve hatta erişilmez gibi görenlerin bir kez daha bu hazin sonu ve tuhaflığı mazeret veya geçerli sebepler bulmadan değerlendirmelerini rica ediyorum.

Buradan çıkacak temel sonuç ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ve kahraman ordumuzun ülkemizi adeta kuşatmış devletlere karşı kazandıkları zorlu ama başarılı zaferin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne çok daha azla sahip çıkmamız üzerinde yoğunlaşmaktır. Cumhuriyetimizin kurulmasının ardındaki bu hazin son Osmanlı öykülerinin bizleri bugüne sahip çıkma konusunda cesaret sahibi yapması gerekmektedir. Ülkemizi yabancı güçlerin egemenliğinden kurtarmaya ömrünü vermiş Atatürk’ümüze bu anlamda her Türk vatandaşı çok şey borçludur.

Bu konuları tarihçilerin tarafsız ve gerçekçi bir şekilde ele almaları ümidiyle…

*(Çürüksulu Mahmud Paşa hakkında Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta şu satırlarla bir değerlendirmede bulunur:  Efendiler, İstanbul’da, vatanın kurtarılması ile ilgili en önemli işlerle uğraşan, saygıdeğer ve aklı başında olarak tanınmış kimselerin, o devirde, İstanbul’un zehirli havasını teneffüs yüzünden, zihniyet ve düşüncelerinde ne kadar olumsuz sapmalar meydana gelmiş olduğuna örnek olmak üzere, daha Sivas’ta iken karşılaştığım küçük bir olayı müsaadenizle bilginize sunmak isterim.
Belki de sayın üyeler arasında hatırlayanlar vardır. Âyân üyelerinden Çürüksulu Mahmut Paşa, «Bosphore» gazetesi yazarlarından birine, siyasî durumumuzla ilgili bir demeç vermişti. Mahmut Paşa’nın o tarihlerde, barış hazırlıkları komisyonunun 103 üyesi olduğunu da hatırlarsınız. Paşa’nın 31 ekim 1919 tarihli Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayınlanan demecini, 17 gün sonra Sivas’ta okudum. «Ermenilerin aşırı isteklerine hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz» ifadesi dikkatimi çekti.
Doğu Anadolu’da Ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin, barış komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle karşılanmaya değerdi.
Bu sebeple 17 kasım 1919 tarihinde, Çürüksulu Mahmut Paşa hazretleri’ne yazmayı yararlı saydığım bir telgrafta, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı, «Doğu Anadolu halkının pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu belirttikten sonra, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin kararları gereğince, milletin Ermenistan’a bir karış toprak terk etmeyeceğini ve hattâ, eğer hükûmet, böyle acı bir mecburiyete boyun eğerse, milletin kendi haklarını bizzat savunmaya kararlı olduğunu ve bunun bütün dünyaya ilân edilmiş bulunduğunu» yazdım ve bu millî azim ve kararın herkesten önce, barış hazırlıkları komisyonu’nun sayın üyelerince bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gereğini arz ettim.)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz