Son Dakika
17 Kasım 2018 Cumartesi

06 Kasım 2018 Salı, 15:43
Sedat Kaya
Sedat Kaya [email protected] Tüm Yazılar

ÖLÜM YALAN DÖN GEL ÇOCUK

Tarih 7 Kasım 1980‘di.
38 yıl önce.
12 Eylül darbecileri ülkede nefes aldırmıyordu.
Hergün yüzlerce insan evlerinden, işyerlerinden alınıp cezaevine konuyordu.
Askerler bir yayınevini bastılar.
Onlarca kitabın arasında Engels‘in “Doğanın Dialektiği” de vardı.
Basımevinde bulunan iki kardeş hemen tutuklandı.
Mamak Askeri Cezaevi A Blok’a götürüldüler.
Fişlendiler.
Saçları sakalları kesildi.
Önden, yandan fotoğrafları çekildi.
Sonra C bloka götürülmek için tekme tokat cezaevi arabasına bindirildiler.
Arabada dört muhafız asker vardı.
Astsubay Şükrü Bağ tutuklulara bağırdı.

“On yaşındaki bebeleri zehirlediniz, içerisi sizin zehirlediklerinizle dolu.”
Sonra askerlere döndü, emri verdi.
“Bunlar birer yılandır, analarını ağlatmazsanız ben sizin ananızı ağlatırım.”
A-Bloktan 200 metre uzaklıktaki  C-Bloka gidecek araç  hareket etmeden iki  kardeş hazırola geçirildi.
Sonra dört er, cop, tekme ve tokatla dövmeye başladı.
Onlar tutukluları döverken, astsubay Şükrü Bağtekrarlıyordu.
“Analarını ağlatmazsanız ben sizin ananızı ağlatırım.”
Nihayet araç hareket etti..
Kardeşlerden küçüğü yüzü koyun yere düştü.
Astsubay bağırdı.
“Kaldırın, dövün.”
Yol boyunca dövdüler.
C-Blok F koğuşu önünde araçtan indirildiler.
Uygun adım koğuşa götürülüyorlardı.
Astsubay yine bağırdı.
“Geri getirin onları ulan”
Küçük kardeş yeniden dövüleceklerini anlayınca astsubaya “Sabah kızımı uyandırmadan evden çıktım..Bir suçumuz yok, bizi bırakın.”
“Bunu daha önce düşünecektiniz” dedi astsubay.
Sonra askerlere yine emir verdi.
Hala analarını ağlatmadınız, birazdan sizin ananız ağlayacak.”
Askerler yine çullandılar iki kardeşin üstüne.
İki kardeş birbirine yaslandı, elleriyle başlarını korumaya çalışıyordu..
Askerler olanca hırslarıyla vuruyordu.
Başına jop darbesi alan küçük kardeş yine yüzü koyun yere yığıldı.
Zorlukla kaldırdılar.
Komutan bağırdı.
“Durun.”
Sonra bir sigara yaktı.
İki kardeşi, C-Blok F Bölümü’nün tel örgüleri önünde hazırola getirdiler.
Bir süre esas duruşta beklettiler.
Astsubay sigarası bitince yine bağırdı..
“Bir patlatılmadık hayalarınız kaldı, şimdi onu da patla­tırlar!” 
Askerler iki kardeşin üstüne yine çullandı.
Dakikalarca dövdüler.
Sonra F bölümünün avlusuna soktular.
Avluda deftere siyasi görüşleri yazıldı.
“Solcu komünist”"Bir patlatılmadık hayalarınız kaldı, şimdi onu da patla­tırlar!" 

*  *   *

Cezaevi binasına girdiler.
Işığın yandığı demir parmaklıklı kapıya doğru yürüdüler.
Ancak sağdaki karanlık kapıya doğru yürümelerini söylendi.
İki kardeş o kapıya yöneldi.
Astsubay yine bağırdı.
“Kaçmayın lan itoğlu itler”
Askerler kapının giriş boşluğuna sıkıştırdıkları iki kardeşi yeniden dövme­ye başladılar.
Kardeşlerin sırtları duvara dayalıydı.
Kollarıyla yüzle­rini darbelerden korumaya çalışıyorlardı.
Küçük kardeş aldığı darbeyle yine yüzü koyun yere düştü.
Alnını yere çarptı.
Sonra güçlükle doğruldu.
Tekme tokat koğuşa soktular.
Girişteki tahta sıraya oturttular.
Büyük kardeş koğuştakilerden su istedi.
Kimse yerinden kıpırdamadı.
Yine istedi.
Yine ses çıkmadı.
Korkudan herkes sinmişti.
Bu arada küçük kardeş yüzü kan içinde oturduğu yerden kalktı avluya bakan pencerenin önüne doğru gitti.
Koğuştakiler koştular,  yerine oturmasını söylediler.
Oturdu.
“Midem bulanıyor, kusacağım!” diye bağırdı.
Sonra yere yığıldı.
Hemen bir ranzanın üzerine yatırdılar.
Nefes almıyordu.
Tıp öğrencisi Vahap nabzını yokladı.
“Ölmüş bu” dedi.
Sıcak bedenini bir battaniyeye sardılar, koğuştan çıkardılar..
Tek suçu kitap yayınlamaktı..

*.  *.  *

Soruşturmayı  yürüten askeri savcı, kardeşleri döven dört erden birinin muhafız görevi olmadığını saptadı..
Bu er Etlik’te sağ militan olarak ünlenmişti.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı dört er hakkında kasten adam öldürmek, astsubay hakkında ise kasten adam öldürmeye azmettirmek suçlarından dava açtı.
Yargılama 7 yıl sürdü.

Görevli üç er, ayrı ayrı 10 yıl 8 ay ağır hapis cezası  aldı.
Özel amaçla arabaya binmiş olan sağ görüşlü ere 8 yıl hapis cezası verildi.
Astsubay Şükrü Bağ, önce 10 yıl 8 ay hapis cezası  aldı.
Bu ceza Askeri Yargıtay Genel Kurulu‘nda onaylandı ve kesinleşti.
Ama astsubayın, şoför mahallinden dövülme olayını duymasının ve görmesinin olanaksız olduğu görüşüyle Askeri Yargıtay 5. Dairesi, yargılamanın yeniden yapılmasına karar verdi.
Astsubay Şükrü Bağ’a bu kez görevi ihmalden ve üst sınırdan 3 yıl hapis cezası verildi..
Askeri Yargıtay 5. Dairesi kararı bozdu; bu kez 6 ay hapis cezası verildi.
6 aya kadar olan ve cezaların temyizi, yalnızca sıkıyönetim komutanının takdirine ve yetkisine bağlıydı.
Sıkıyönetim  komutanı kararı tasdik etti.
Dosya kapatıldı.

Dövülerek öldürülen küçük kardeş yayıncı İlhan Erdost‘tu.
Ağabeyi ise Muzaffer Erdost.
Kardeşinin öldürülmesinden sonra ismini “Muzaffer İlhan Erdost” yaptı.
Abi kardeş Sol ve Onur Yayınlarının sorumluluğunu üstlenmişlerdi.
O kitaplar iki kardeşten birinin canına maloldu.
Leman Sam‘ın Ağıt türküsü İlhan Erdost içindi.

“Ne oldu çocuk sana.
Yok olup gittin birden.
Nasıl kıydılar sana,,
ne zor büyüttüm seni ben

Ninni çocuk uyu çocuk.
Ölüm yalan dön gel çocuk.Zincirlerde çiçek açmış.
Ellerinin yarası.
Sevgisiz kefensiz kaldın.
Soğuktur şimdi orası.

En kolay katlanılan.
Başkasının acısı.
Ben anayım agzımdaki.
Tükürdüğüm kan tadı.

Ninni çocuk uyu çocuk
Ölüm yalan dön gel çocuk.”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO