Son Dakika
21 Temmuz 2019 Pazar

Müzeyyen Senar, bir İzmir aşığıydı

Sanat yaşamının çok önemli bir bölümü bu güzel kentte geçti. Onun İzmir’le ilgili öylesine anıları var ki. Fuar’da hemen her yıl sahne aldığı gazinonun adı “Çamlık”tı.

06 Mart 2015 Cuma, 17:42

tayfurgocmenoglu_haberhurriyeti

Müzeyyen Senar, bir İzmir aşığıydı

Sanat yaşamının çok önemli bir bölümü bu güzel kentte geçti. Onun İzmir’le ilgili öylesine anıları var ki. Fuar’da hemen her yıl sahne aldığı gazinonun adı “Çamlık”tı. Gazinonun sahibi, ona öylmesine tutkundu ki, adını “Çamlık Senar” olarak değiştirdi. Ve Senar, bu kentte hastalandı. Son nefesini de çok sevdiği İzmir’de verdi.

Müzeyyen Senar, Türk Sanat Müziği’nin Cumhuriyet dönemine damgasını vurmuş en önemli kilometre taşlarından biriydi. Sesi, yorumu, üstün müzik bilgisi ve kendine has kimliğiyle o, gerçek bir divaydı.
Ulu Önder Atatürk’ün hayranlığını kazanmış sayılı sanatçılardan biri olan Müzeyyen Senar, bu şansıyla hep öğünür, ancak bunu asla kullanmaz, istismar etmezdi.
Yaşadıkları evlilikler, onun özeliydi. Ön plana çıkardığı şey, sadece icra ettiği sanatından ibaretti. İlk evliliğinden kendisine Senar soyadı miras kalmış, ikinci evliliği ise ona biri kız diğeri erkek iki evlat bahşetmişti. Ömer ve Feraye’yi.
Sadece Feraye, yaşamında hep yanında yer aldı. Sinema oyuncusu Kuzey Vargın’la on yıl kadar süren evliliği dışında Feraye, annesinin dibinden hiç ayrılmadı.

KİMDİ MÜZEYYEN SENAR?

Müzeyyen Senar, 16 Temmuz 1918’de Bursa’nın Keles ilçesi Gököz köyünde dünyaya gelmişti. Babası “Cerrah” lakaplı Mehmet Bey, kahvehane işletiyordu köyünde. Annesi bülbül sesli Zehra Hanım da çok iyi Kur’an okur, mevlidden mevlide giderdi. Yanında taşıdığı kızı, onun sayesinde çok şeyler öğrendi.
Mehmet Bey’le Zehra Hanım’ın kızları dünyaya geldiğinde onu “Hikmet” adını vermişler. Eniştelerini de ilçeye Nüfus Müdürlüğü’ne göndermişler işlemler için. Enişte Bey, “Hikmet adı içime sinmedi. Ben de kızın adını Müzeyyen diye yazdırdım” deyip evdekileri şaşırtmış ama zamanla Müzeyyen adı da çok sevilmiş.
Küçük Müzeyyen, babasının çapkınlıkları üzerine daha dokuz yaşında iken Bursa’yı terkedip İstanbul’a gitti. İki yıl sonra da annesi yanına gelmiş. Birlikte yaşadılar. Ablası İsmet ve ağabeyi Hilmi de İstanbul’a gelince aile daha da güçlendi.
Annesi, İstanbul’da da mevlitlere gitmeyi sürdürür ve ona Müzeyyen de eşlik ederken, küçük kız bir anda sesinin güzelliğinin farkında oldu. Bunu ailesi de farkedince, bir yakınlarının aracılığı ile İbrahim Dervişzade’nin işlettiği Belvü Gazinosu’nda Türk Sanat Müziği korosuna çıkmaya başladı.
Yıl 1933. Müzeyyen henüz 15 yaşında.
İbrahim Dervişzade, birgün; Müzeyyen’i kuliste tek başına bir şarkının provasını yaparken yakaladı. Böyle güzel bir ses, onu o kadar etkilemişti.
“Niye tek başına çıkmıyorsun? Cesaretin mi yok?” dedi.
Deyiş o deyiş.
Müzeyyen, bunu denedi. Denemekle kalmadı, Türkiye’de solisltlik geleneğini de ilk o başlattı..
Cebi biraz para görünce; küçük Müzeyyen, Anadolu Musiki Cemiyeti’ne girerek kemençe üstadı Kemal Niyazi Seyhun’dan ve udi Hayriye Hanım’dan dersler aldı.. Lemi Atlı, Mustafa Nafiz Irmak gibi üstadların o zamanki deyimle “rahle-i tedrisinden” geçti.
Zaten Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Türk Sanat Müziği, altın dönemini yaşamaya başlamıştı. Konservatuvarların kurulması, Türkiye radyolarının müzik eğitimine önem vermesi, gazinoların açılması, plak endüstrisinin gelişmesi ve buna ek olarak radyo ve pikap kullanımının yaygınlaşması, Türk Sanat Müziği’nin daha geniş kitlelere yayılmasına vesile oluyordu. Sadettin Kaynak, Şerif İçli, Selahattin Pınar, Neveser Kökteş gibi, bu müziğe kişilik kazandıran besteciler, başta Yahya Kemal Beyatlı olmak üzere onlara güfte veren şairler, zenginliği daha da artırdılar.
Cumhuriyet’in, kadına saygı politikaları çerçevesinde; Türk Sanat Müziği, giderek Rum ve Ermeni sanatçıların tekelinden kurtuluyor, onu icra edebilen Türk kadın sanatçılar, birer ikişer ortaya çıkıyorlardı.
Safiye Ayla ve Müzeyyen Senar, elbette bu konuda abideleşen iki isim oldu.
Atatürk, tam bir Türk Sanat Müziği aşığıydı ve Müzeyyen Senar’ı biliyor, tanıyordu. Pek çok meclisinde, onun şarkılarını öylesine büyük bir huşu içinde dinledi ki, bu saatleri, hayatının en güzel anları olarak ifade etti hep.

OLDUĞU GİBİ İCRA ETMEK

Müzeyyen Senar, iyi bir müzik eğitimi almıştı. Kendini kabul ettiriyordu artık. 1938 yılında Ankara Radyosu’nda bir programda solo şarkılar söyledi.
Hem İstanbul Radyosu’nan çok değer verilen genç bir solisti, hem de gazinoların çok aranan bir sanatçısıydı. Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Hanım’ın sesine büyük hayranlık duyuyordu. İstanbul Radyosu’nun bir müzik eğitmeni olarak onu da yanında görmek istiyordu. Ancak Müzeyyen Hanım, bir yere bağlı kalmak istemiyordu. Gezmek, değişik kentlerde sahneye çıkmak, ona daha da cazip geliyordu.
İzmir’e aşıktı. İzmir Fuarı yeni açılmıştı. Ancak Fuar’da gazinolar birer ikişer açılmaya başlamıştı. O, Basmane’deki Ali Ulvi Gazinosu’nda sahne alıyor, Fuar’da sahneye çıkmak için de can atıyordu.
Müzeyyen Hanım’ın hem radyodaki, hem de gazinodaki tarzı, eseri olduğu gibi icra etmekti. Kendi yorumunu katmaktan çekinirdi. O yüzden ilginçtir; yeni bestecilerle çalışmadı. Onların bestelerine repertuvarlarında çok az yer verdi.
Fuar’da Behçet Uz döneminde başlayan çalışmalar çerçevesinde önce Şehir Gazinosu(Şimdiki İsket İnönü Sanat Merkezi yakınında)sonra da Göl Gazinosu açıldı. Müzeyyen Senar, buralarda sahne aldı. 1950’li yılların sonlarında; kendisi Kuvayı Milliyeci olan ve “Kürt Beşir” olarak anılan Beşir Üge, Fuar’da Çamlık Bahçesi’ni çalıştırmaya başladı. Bu bahçe, şimdiki ihtisas fuarcılığının yapıldığı kapalı alanların bitiminde yer alıyordu. İçinde çam ağaçları olduğu için böyle bir isim takılmıştı.
Müzeyyen Senar, burada sahneye çıkmaya başlayınca bahçe adeta dolup taşmaya başladı. Beşir Üge, kendisine aşk derecesinde hayranlık duyuyordu. Müzeyyen Senar da bunun farkındaydı, onun o saf temiz sevgisini hiç karşılıksız bırakmadı. Yıllarca dostluk çerçevesinde sürüp gitti bu ilişki. Beşir Üge, bunun üzerine bahçenin adını “Çamlık Senar” olarak değiştirdi. Aynı şekilde yıkılan Şehir Gazinosu yerine yapılan anfiteatrılı bahçeye de orada sık sık Safiye Ayla sahneye çıkıyor diye Ayla Bahçesi adı verildi.

GECE KULÜBÜNDE TÜRK SANAT MÜZİĞİ

Bu arada Müzeyyen Senar,bir gece kulübü olarak faaliyet gösteren Kübana’da sahne almaya başladı. Onun kendine has bir sahne şovu vardı. Gece kulübü müşterisine hitap etmenin ayrıcalığını çok iyi biliyor ve sahneye hemen her gece bir elinde rakı kadehi olduğu halde çıkıyordu. Gecelerin en renkli adamı olarak bilinen Haşmet Uslu, o kaç gece sahneye çıkıyorsa o kadar gece Kübana’daydı ve en ön yerde oturup onu dinledi.
Müzeyyen Senar, Çamlık Senar Bahçesi’nde ağır klasiklere yer verirken; gece kulübünde daha hareketli parçalardan oluşan bir repertuvar yeğliyordu. “Dalgalandım da Duruldum” bu sahneler için onun en gözde parçasıydı. Türkiye’de solo sanatçılığı başlatan Müzeyyen Senar, gece kulübünde Türk Sanat Müziği söyleyen ilk sanatçılardan da biri oluyordu.
Bu süreçte onu üzen bir olay yaşadı.
Görevine hep resmi üniforma ile gelen ve daha sonra bir büyük holding başkanının koruma müdürlüğünü yapan İzmir Emniyet Müdürü, konumları ne olursa olsun, sahneye çıkan herkese emniyette birer kimlik dağıtmaya başladı. “Artist Vesikası” denen bu kartı alırken, Müzeyyen Senar gibi bir sanatçı, örneğin bir konsomatrisle aynı sıraya giriyor ve oradaki görevliden aynı muameleyi görüyordu.
“Ben sanat icra ediyorum” deyip buna itiraz etti. Ona en büyük desteği Ajda Pekkan verdi. Ama sözünü dinletemediler. Her iki sanatçı da , o müdür görevinden alınıp o koruma müdürlüğüne başlayıncaya kadar İzmir’de sahne almadılar.
Ünlü sanatçı, daha sonra İstanbul’a yerleşti ve bir teknede yaşamaya başladı. Onu 1998 yılında Devlet Sanatçısı ilan ettiler.
Ve çok sevdiği İzmir’e taşındı. 26 Eylül 2006’da İzmir Güzelbahçe’deki evinde fenalaştı. Beyin enfarktüsü gfeçirmiş, sol tarafı felç olmuştu.
Bu arada durmadan onu televizyon programlarına çıkarıyorlar, sağlığıyla oynuyorlardı. Oysa doktoru 2004 senesinde Senar’ın sahneye çıkmasını yasaklamıştı. Şarkı söylemesi onun yaşamını riske edebilirdi. 24 Şubat 2008’de uzmanlar, kendisini muayene ederek “sesini kaybettiğine” dair rapor düzenlediler ama bunu kendisine asla söylemediler.
Sonrası malum.
Türk Sanat Müziği’nin devası, İzmir’deki evinde ağırlaştı, Darüşşafaka’da tedavi altına alındı. Yine İzmir’e getirildi. Urla’daki Rezidans’a yatırıldı. Orada geçirdiği bir rahatsızlık sonucu kaldırıldığı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayata veda etti.
Onun ölümüyle bir dönem de kapandı. Zaten belli çevrelerce unutturulmaya çalışılan Türk Sanat Müziği’nin Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla ve Zeki Müren’le oluşturduğu dört ayağı da kırılmıştı artık. Müzeyyen Senar, ıllarca Zeki Müren’e moral veren bir “abla” idi. Sanat Güneşi’nin henüz 18 yaşında iken doldurduğu ilk plağı “Bir Muhabbet Kuşu”nu dinlerken gözyaşları dökmesi, Zeki Müren’in sanat hayatı boyunca adeta bir güvencesi idi. Keza bugün Bülent Ersoy da sesini Müzeyyen Senar’a benzetmek istercesine bir gayretle ünlenmektedir.
Müzeyyen Senör, bir devri kapatan sanatçı oldu ama yeni dönemi açacak sanatçılara da büyük görevler düştüğü ortada.

www.haberhurriyeti.com / TAYFUR GÖÇMENOĞLU

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz