Son Dakika
21 Eylül 2019 Cumartesi
”

Mora Çalan Çiçekler!

‘Muzaffer Kale’, adeta 41 kere maşallah dediğim ve 41 öyküsüyle buluşturduğu kitabı ‘Güneş Sepeti ‘ ile karşımızdaydı! Ve bu öykülerinin içinde, daha önceleri okuduğum romanın isminde, nedense sevgili ‘Kale’nin ‘Koku’ ismiyle lanse ettiği öykü, çağrışan bir isim nedeniyle yönelmemi sağladı!

19 Ocak 2016 Salı, 12:21

mustafagokcek_haberhurriyeti

Yıllar önce, okumaktan da ayrı bir haz aldığım Alman yazar ‘Patrick Süskind’ in 1985 yılında yazdığı ve bize yani ülkemize çevrilişi ‘Das Parfüm’ olarak lanse edilen kitap, tüm ayrıntıları ve incelikleriyle bir polisiye romanı… İnsanların bıraktıkları kokulardan yola çıkılan, sonucunda da Fransa’nın Paris’inde ‘Gresse’ köyünde yeşeren bir çiçeğin enfes bir kokusu… Kokuyu bizlere anlatan isim, kitabında anlatıcı kahramanı ‘Jean-Babtiste Grenouille’… Konu hakkında daha fazla detaya girmeyeceğim! Hem bu kitabı daha geniş bir biçimde paylaşmak isterim, ilerleyen günlerde…

 

Ancak, geçenlerde son kitabıyla tanıştığım, yıllar öncesinin ama yıllarca eskimeyen bir dostum, kardeşimle beraberdim kitabının söyleşisinde… İçerik dolu, oylumlu çalışmalarının varlığıyla süslediği konuşmaları, akademik bir üslupla ve aktarımıyla kucaklaştırdı, dostlarını, onu dinleyen okurları… ‘Muzaffer Kale’, adeta 41 kere maşallah dediğim ve 41 öyküsüyle buluşturduğu kitabı ‘Güneş Sepeti ‘ ile karşımızdaydı! Ve bu öykülerinin içinde, daha önceleri okuduğum romanın isminde, nedense sevgili ‘Kale’nin ‘Koku’ ismiyle lanse ettiği öykü, çağrışan bir isim nedeniyle yönelmemi sağladı!

 

Koku; … Aynasına dikkat ederek bisikletini yere yatırdı./ Mora çalan çiçekleriyle duvarı boydan boya saran sarmaşığa yaklaştı. Bunlar neydi böyle! Yaklaştı. Kokladı. Kokuları yoktu. Bazı çiçekler kokusunu insana vermede pek hevesli değildir. Belki, diye düşündü, şimdi değil; ama günün başka bir saatinde kokuyor olabilirler. Kimi çiçekler kokmak için zaman seçer./ bisikletine binerek evin yolunu tuttu. Yolu sağlı sollu gölgeleyen dev okaliptüsleri geçinceye kadar pedalları yavaş çevirdi, yolun çıplak olduğu yerlerde pedallara dayandı, zeytin ağaçlarının yolu tekrar serinleten gölgesine ulaşınca yavaşlayarak sonunda eve ulaştı./ Bahçe kapısı aralıktı, bisikletin tekerleği değince açıldı./ Köşedeki kaktüs, enginar çiçeğine benzeyen tomurcuğunu düzmüştü. Göz ucuyla bahçeyi süzdü. Bugün su günüydü. Ötekileri neyse de cennet süpürgelerinde ve horozibiklerinde hal kalmamıştı./ Duşunu alıp balkondaki masaya elinde bir fincan kahveyle oturduğunda denize doğru giden yola baktı. Bisikletle geldiği yola. Evin önünden başlayan zeytin ağaçlıklı yolu gözleriyle takip etti, açıklık yerleri hızla geçti, bakışlarını dev okaliptüslü yolun olduğu yerde dinlendirdi, orda yol görünmez oluyordu. Mora çalan küçük çiçekleriyle duvarı süsleyen sarmaşığı düşündü. O anda fincandaki kahvenin keskin kokusundan apayrı bir koku duydu. Bahçesindeki hiçbir çiçek böyle kokmazdı. Oturduğu sandalyede arkasına yaslandı, kahve fincanını masaya bıraktı, gözlerini kapadı, derin derin içine çekti kokuyu. Çektikçe daha iyi duyuyordu./ Bu neydi şimdi böyle! …”.

 

Kale’nin şiirlerini bildiğim için, aynı başarıyı bu öykü kitabında da göstermiş… Kısa kısa ama anlam içeren duygu yüklü ve sıcak öyküler.

 

Kimilerine göre moda olarak düşünülebilir şairlerin, yıllarca şiirlerin duldasında yürüyüp sonrada öykü kulvarında kalem oynatmaları… Bence, üstelik bana göre ve tüm benliğimi kapsayarak, iletebileceğim bir düşüncedir, şairler için öykü kolaycılığı! Nedir bu derseniz? Burada salt öykü yazan kardeşlerimi elbette yadsımıyorum. Ancak şairlerin öykü ya da makale türü yazılarında, şiirsel olan tadı ve sıcaklığı, okuruna yansıtabiliyor olmaları… Belki ve henüz öykünün başlarında olan kimi yazar, bir öykünün kurgusunda bile ne denli düşüncelere yoğunlaşacağını ve hatta zorlanabileceğini düşünürüm. Hele bir de oyun yazarlığı, hatta sinopsis yazmış olanların öykü kolaycılığı! Kısaca şunu betimlemek gerekirse; şair, elbette şiir yükünü hep duldasında taşır. Bu nedenle yazdığı tüm yazılarında, okurundan daha çok mükemmeliyetçiliği kendi taşır. O nedenle çalıştığı masası yazılı ama bir o kadar da atılacak kâğıtlarla doludur!

 

Muzaffer Kale’nin, yaşamında oluşan ve yaşam boyunca süregelen düşüncelerinde ve etkisinde, tiyatro ile de zaman boyutunda adeta tiyatro diliyle grotesk bir uğraşı olmuş gibi! Bunu konuşmalarında ve öykülerinde, geçmişinde bu çalışmalarda olduğumdan, sevgili dostumun yazılarında bu durumu da fark etmemek pek olası değil… Öyle ki, ‘Çehov’un kitaplarında sıkça gördüğümüz duyumsallıktır kişileri birbirleriyle görünerek konuşmaları adeta tek bir kişiye indirgenmiş, monolog türü karşılaştırmalar içine sokabilmek! Bu durumu yadsımaktan ziyade, kendisine, okuruna büyük bir avantaj gibidir bu duyumsallık…

Birbirinden güzel, okuruyla içten bir diyalektik içinde olan şair ve yazar kardeşim, kısa ve nitelikli söylevlerle, kimi zaman da anılarından yola çıkarak düşüncelerini perçinleyen, kurgusallık gibi yapay düşüncelerden de uzak anlatımlarıyla ‘Güneş Sepeti’ isimli öykü kitabıyla bir hayli dikkat çekiyor. Elbette tüm bunların yanında da oylumlu anlatımları, düşünceleriyle…

Yine kısa ve düşündürücü, hepimizin de zaman içerisinde bu diyaloglarla karşılaştığımız ama kimi zaman dillendirmediğimiz bir öyküsü;

 

Yabancı;Tabut, omuzdan omuza geçerek çamurlu yol boyunca taşındı. Açılan mezara yaklaşılınca bir koridor oluşturdu insanlar. Tabut, bu kez herkesin eline değdi. Elden ele geçirildi./ Kadınlar toplanmış yarım yarım cümlelerle sesli ağlaşıyorlardı./ Küreklerle çalışanların dışında çoğu çömelmişti. Sigara içiyor, işlerin ters gittiğinden söz ediyorlardı. Biri, “Siftah bile etmeden kapattığım oluyor dükkânı”, diyordu. Birinin çocuğu, yarım puanla istediği okulu kaçırmıştı./ Kürekler sustu./ İş dua etmeye gelince oturanlar ayağa kalktı. Hoca yüksek sesle dua okuyordu. Herkes başını biraz yukarı kaldırdı, ellerini açarak dudaklarını kıpırdatmaya başladı./ Tek başına duran bir kişi hariç./ O Zaten baştan beri ayaktaydı, başını biraz yukarı kaldırmamış ve ellerini açmamıştı ve dudaklarını kıpırdatmıyordu. Ve dua ettiği de yoktu. Başını önüne eğmiş, dolu gözlerle toprağa bakıyordu./ Önce yanındakiler fark etti bu durumu. Ona baktılar. Bu adam dua etmiyordu. Sonra biraz ilerdekiler de onların nereye baktıklarını merak etti. Onlar da dua etmeyen adama baktılar. Kimdi bu adam. Onların bir yere baktığını gören ötekiler de dudaklarını kıpırdatarak adama baktılar. Mezarın etrafını çevreleyen cenaze alayı ona baktı. Hoca yüksek sesle okumasını bitirdi./Âmin! / O, yere bakıyordu. Yer çamurdu. Yaşla dolu göz, toprağı yakına getiriyordu…”.

 

Birbiri ardına ve kısa kısa öyküleriyle sıcak, sımsıcak düşünceleriyle okuru adeta kucaklayan sevgili dostum ‘Muzaffer Kale’yi elbette salt öyküleriyle değil, bu nüktedanlığını güzel şiiriyle de algılatmak isterim. Ve şair-yazar ‘Kale’, yıllar sonra betimlediği öykü kitabının, sanki yıllar öncesinden adeta tuğla taşlarını kendine has üslubuyla işçiliğini yüklenmiş, yüklenmesine de ortaya o kadar anlamlı bir bina ama öykülerle dolu bir kitabın yüksündüğü bina çıkmış…

 

HEMEN ŞİMDİ

 

Ölümle işim olmadı hiç, onu eskiden tanırım

Bir kelebeğimi almıştı uzun baharda

Bin acı çektim bu yüzden

Ve sonra hiç unutmadım gözlerini

 

Çocuklar kitap okuyorlardı. Biri

Parmağıyla göle dokundu

Sayfadaki. Gülümsedim

Kuşlar vardı, balıklar vardı

Kuşların ve balıkların gözlerinde

İnce bir güneş vardı

Üç adım yürüyünce güneşlerine varırdı çıplak ayakların.

 

En çok bize yakıştırdılar onu

Ölümüne yaşadıysak

Ölümüne sevdiysek

Buralarda doğan yerlilerin çocuklarıysak

Ölümün bizimle hiçbir ilgisi yok

Bin acı çektim bu yüzden

 

Tarlada çalışanlar toprağı gökyüzüne

                                               Yaklaştırır

Ben başlayan bir buğdaya bakarım

Başlayan bir buğdayın sürekli

Tekrarladığı hiçbir hareket yoktur.

Bin acı çektim bu yüzden…

 

Bundan sonrası ne olur… Bilemem ama bildiğim, sevgili yazar-uzun soluklu bir kitaba daha imza atacağı… Ne olursa olsun, güzel bir eser olacağının sinyali bu kitapla daha da belirgin… Sevgili dostumu bir kez daha kutlar, başarılarının devamını dilerim.

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


mersin escort

eskişehir escort

mersin escort

mersin escort

mersin escort
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
bahis forum izmir escort izmir escort ankara escort ankara escort izmir escort ataşehir escort bayan ümraniye escort kadıköy escort hd porno izle ataköy escort bakırköy escort esenyurt escort travesti porno izle beylikdüzü escort ankara escort escort bayan ankara escort bayan sincan escort keçiören escort Ankara escort Antalya escort ankara escort pendik escort