Son Dakika
17 Kasım 2018 Cumartesi

Mernuş ile tanıştığımız an…(5)

Yüzü, gözleri, duruşu, sessizliği öylesine güzel, öylesine etkileyiciydi ki…

13 Eylül 2018 Perşembe, 07:18

Mernuş ile tanıştığımız an…(5)

 *Yüzü, gözleri, duruşu, sessizliği öylesine güzel, öylesine etkileyiciydi ki…

Bakışlarından, o masum hırıltılarından esinlenmiş olmalıydım, adsız kedimize isim babalığı yaparak, bahçemizdeki ilk kedimize Mernuş adını koydu eşim…

 —-

Biz Patitan adlı federatif alanda oturan bir aileyiz.

Aslında Çankaya sırtlarında 3. Basın Sitesi sakinlerindeniz..

45 yıl önce taşındık bu federatif cumhuriyete (!.)

Brüt 99, net 84 metrekarelik sosyal meskenimizde ikamet ediyoruz.

Patitan’ın bahçesi botanik parkı  gibidir.

Yıllar önce dikilen çeşitli meyve ağaçları ve çamlar yanında, çim ekili alanlar sayesinde burası  gerçekten botanik parklarını andırır.

Biz taşındığımızda sitemizin arka tarafı gecekondularla doluydu.

Burası çok ama çok sakindi.

1975’lerde insanı korkutacak kadar ıssız sayılırdı.

Patitan’da yaşanan bu gerçek mecara, 1998 yılına uzanıyor.

Kışa girmek üzere olduğumuz günlerden birinde, eşim sitenin duvarı üzerinde kara kara düşünen bir kediye rastlamış.

“Kara kara düşünen kedi” olur mu?

Eğer kedilerin de doğup büyüdüklerini, hayata tutunmaya çalıştıklarını, üremek için seviştiklerini, kendi aralarında konuştuklarını yani haberleştiklerini kabul ediyorsak, bunları “düşünerek” yaptıklarını da kabul etmemiz gerekir.

Evet, onun için bizim kahramanımızın son hali “kara kara” düşündüğünü çağrıştırıyor.

İşte böyle “derin derin düşünen“ bir kedi  buldu eşim.

Nerden, nasıl ve neden geldiği bilinmeyen “avuç içi” kadar küçük varlığı…

Kimlerin bıraktığı belli değil. Yolunu kaybetmiş de olabilir.

Henüz bir aylık kadar. Ana sütü almış mı bilinmez. Belki hiç süt içmemiş de olabilir.

Çelimsiz ve perişan. Ekim ayı ortalarında soğuklar başladığı için sığınacak yeri belli ki yok.

Soğuktan korunmadığı takdirde yakında ölmesi kaçınılmazdı bu kediciğin.

Eşimin anlattığına göre; kedicik duvardan atlayıp, yıllarca terkedilmiş olarak duran eski bir kamyonet tipi Anadol marka otomobilin dibine gelmiş,  şaşkın şaşkın çevresine bakınmış.

Çaresiz, belli ki geleceğinden endişeli.  Korkulu gözlerle etrafı kolaçan ediyormuş.

Korkuya esir olmuş vaziyetteymiş adeta…

Eşim yavruyu gördüğü anı anlatırken, mutlu,sevecen ve heyecanlıydı; o an yaşadığı duygu dalgalarını bana da geçirmişti.

Tanrı misafiri olarak geldiğini düşündüğü kedicik için hemen harekete geçti.

Yardım etme duygusundan kendisini her zaman sorumlu sayan eşim, bir tasa süt koyarak kediye doğru gitti.

Ben bu ilk kareleri uzaktan izliyordum.

Yavru kedi büyük bir sabırsızlıkla kaba yaklaşıp sütü içmeye başladı. Öylesine aç görünüyordu ki.. İçmek değil, boğulurcasına yutmak da diyebilirsiniz buna.

Hurda otomobilin dibinde bıraktım yorgun ve şaşkın minik misafirimizi ve eşimi. Başbaşaydılar o an…

Galiba ressamlara ilham veren ve insanların seyretmeye doyamadıkları tablolar böyle anları yakalayarak  tuvale nakşediliyordu sanki.

Zaman bizim için de değerliydi.. Bir ara kendi işlerimize döndük.

Rutinlerimize yani..

 

Akşam üstü yavru kedinin, ilk rastladığımız yerde beklediğini farkettik.

Eşim  mutfağa girerek daha önce sakladığı  küçük et parçaları ve sebze ile yapılan yemeği konuğumuzun  önüne koydu..

Tabii bir kap su  yanında.

Yemeğini yemiyordu. Nedenini bilemiyorduk.

Derhal süt getirdik, içti kedicik..

Acemiyiz ya, henüz ne yapacağımızı bilemiyorduk. Adsız, sansız sokak kedimiz son derece mutluydu, sevinç şarkıları söyler gibi naif hareketler yapıp adeta konuşuyordu, aslında kedi dilince mırıldanıyordu.

Bir yandan da kuyruğuyla daireler çiziyordu.

 

Eski arabanın altı onun için oldukça güvenliydi.

Kediyi veterinere götürüp kontrol ettirmeye niyetliydik ama öylesine bilgisizdik ki! Üstelik deneyimsiz yani acemi ve cahil.

 

Bir gün sonra…

Yakınımızdaki veteriner Duygu hanımı Patitan’ın bahçesine çağırıp kediyi görmesini istedik.  Geldi…Ev kedisi olmadığını, kesinkes öğrendik veteriner hanımdan.  Kaçmış ya da sokağa atılmış bir kedi değildi besbelli… Sokakta doğmuş, cinsiyeti dişi…

Aşılarını yaptırdıktan sonra bahçedeki yerine bıraktık isimsiz Tanrı misafiri kedimizi.

“Bizim iki kızımız var, bir üçüncüsü kedi olsa ne yazar” diye düşünüyordum o günlerde.  Bakabilir miydik acaba?

Eşimin hevesi vardı fakat henüz belli etmiyordu niyetini.

Kediye bir yandan süt, bir yandan veterinerin tavsiye ettiği mamalardan yetiştirmek için kolları sıvama zamanıydı, Ben hala etkin ve yetkin biçimde devreye girmiş değildim.  Onun “kurtarıcı meleği” eşimden başkası değildi.

Ankara’daki çetin kış koşullarında yaşam mücadelesi veren bu yavruyu eve almaya hiç birimiz cesaret edemiyorduk.

Aslında ben yanaşmıyordum, eşimin “eve alsak mı?” şeklindeki imalı yaklaşımına. “Evet” desem hemen içeri alacaktı biliyorum.

Kediye isim düşünüyorduk.

Yüzü, gözleri, duruşu, sessizliği öylesine güzel, öylesine etkileyiciydi ki…

Bakışlarından, o masum hırıltılarından esinlenmiş olmalıydım, adsız kedimize isim babalığı yaparak, bahçemizdeki ilk kedimize Mernuş adını koydu eşim…

Bana göre adı Masume olmalıydı. Bu isim bence tam ona göreydi.

Oysa eşim  bana katılmıyor, Mernuş olmasında ısrar ediyordu. Ona göre Mernuş çok uygun bir isimmiş. Nedenini de kendisi anlatıyordu bizlere..

 

Mernuş adı aslında “Yedi Uyurlar“  inanışından geliyormuş.

İnanışın ayrıntısı özetle şöyle yazılmış eski yazıtlara..

“İslam’da Ashâb-ı Keyf adıyla da bilinen Yedi Uyurlar, farklı kültürlerde izleri bulunan bir hikaye.  Yıllar yılı kulaktan kulağa gelen tüm Yedi Uyurlar hikayesinin ortak yönü, halkını terk eden bir grup kişiden bahsedilmesi. Bu hikayelerin en eskisi Mahabharata Destanı’nda yer alıyor. Bu destanda 7 kişinin yanlarındaki köpek ile birlikte nefislerini kırmak amacıyla krallığa ve dünyaya yüz çevirdiğinden bahsediliyor.

Özellikle Hristiyanlığın ilk devirlerinde önemli bir hikaye olan Yedi Uyurlar, sonraki yıllarda Hristiyan dünyasında önemini yitirmiş. İslam kültüründe günümüzde de önemli bir tutmaya devam eden Yedi Uyurlar, Mağara Yaranı anlamına gelen Ashab-ı Kehf adıyla Kur’anda Kehf suresinde geçiyor. Ashab-ı Kehf’in adları ise şöyle yer alıyor : Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş, Kefeştatayyuş.”

Şimdi Mernuş’lu günlere dönme zamanı. Günler günleri kovalıyordu. Gizlice gerçekleştirdiğimiz bu “kedi besleme operasyonu” sitenin kapıcıları tarafından duyuldu.. Tabii aldırış etmemeye çalışsak da, sitenin bazı katlarında, perde gerisinden kedimizi beslerken izlendiğimizi farkediyorduk. Perde gerilerinde saklanmış  “kedisavar” kafaları zaman zaman görüyorduk.Bakalım ne olacaktı?

(devam edecek)

www.haberhurriyeti.com / SEZAİ BAYAR

ÖNCEKİ BÖLÜMLERİ AŞAĞIDAKİ LİNKLERDEN OKUYABİLİRSİNİZ

https://www.haberhurriyeti.com/ana-kuzusu-olamadi-4-227540.html

Gözlerin gözlerime değince… (3)

Kendimi galiba insan gibi hissediyorum kimi zamanlar. Ama bir değişmez gerçek var ki hayvanım ve öyle yaratılmışım.

 Farklıdır benim memleketim…(2)

*Şu anda adımınızı attığınız bu minik alanın adı Patitan’dır. Pati’leri ile anılan hayvanların vatanı. Kediler dünyası burası.

Hayvan sevgisi meğer bulaşıcıymış…(1)

KEDİ… Önsöz… Hayvan sevgisi meğer bulaşıcıymış…(1) Hayvanlar âlemine doğru şöyle  “yüksek yoğunlukla” yönelmeye, kedilerle ilgili bir şeyler yazmaya karar verdiğimde, hayvan sevgisinin bana çocukluğumda ailemden bulaştığını anladım…

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO