Son Dakika
21 Eylül 2018 Cuma

13 Temmuz 2018 Cuma, 13:30
Mustafa Gökçek
Mustafa Gökçek [email protected] Tüm Yazılar

 MEĞER BEN HİÇ YOKMUŞUM!

   Bazen ölüme çok mu yakın olunuyor ne, insan, yaşamının yokluğa ve umarsızlığa teğet geçtiğini düşünmeden edemiyor

 MEĞER BEN HİÇ YOKMUŞUM!

“… Meğer ben hiç yokmuşum, hiç yaşamamışım. Ben başkasının hayatını yaşamışım; başkasının yerine yaşamışım yaşadığımı sandığım her şeyi./… Ne bakan gözlerim benimmiş, ne tutan ellerim.Evin kapısından giren ayaklar, benim ayaklarım değilmiş. Baktığım pencere, yemek yediğim sofra, yattığım yatak, benim değilmiş. Meğer kimse tutmuyormuş ellerimden, kimse yaşamıyormuş benimle. Birlikte güldüğüm, birlikte ağladığım her anı yalnız başıma yaşıyormuşum aslında. Ne kimse benimle ağlıyormuş, ne de benimle gülüyormuş. Ben aslında bir başkasıymışım; başkasının yerine oyun oynuyormuşum./… Meğer ben aslında hep yalnızmışım; ne dava arkadaşım varmış, ne kader arkadaşım, ne yol arkadaşım, ne de hayat arkadaşım. Ben bunca yıl nasıl yalnız yaşamışım böyle?//… Meğer benim hiç kimsem de yokmuş. Ne bir dostum varmış, ne bir arayanım. Meğer bu dört duvar arasında ölürsem, kimse duymayacakmış. Her gece üstüme çullanan kâbus, meğer bir gece beni boğmayı başarabilirse, bundan kimsenin haberi olmayacakmış. Ben bunca yıl nasıl kimsesiz yaşamışım böyle?///… Meğer dört duvar arasında yapayalnız yaşamak, çok zormuş. Meğer kimsesiz kalmak, uykusuz kalmak demekmiş. Meğer ben bundan önce de böyle yaşamışım aslında. Benim sandığım hiçbir şey ve benim sandığım hiç kimse, benim değilmiş meğer… Ben bunca yıl nasıl yalnız yaşamışım böyle?”…

           Yıllarönce yazdığım ve ismini, ‘denemeler’ olarak betimlediğim kitaplarımdan birisinde, sözünü ettiğim bir makalem vardı. Başlığı ve içerdiği konu genellikle ‘yalnızlık’tı… Bu kitabın üzerinden, onca yıl sonra karşıma içeriği yüklü ve deneme tarzında, felsefi düşüncelerin ağırlığını hissettirdiği, oysa yazanın naif kişiliğini de vurgularcasına bir kitap çıktı!‘Yalnızlık…’ sanırım bu duygu, duygusallık, kişiliği naiflerde biraz daha etkileyici. Ve içeriği kısa ama yüklü makalelerle dolu bir tür deneme kitabıyla, ‘Sözlerim Var Sevgiye Dair’ kitabıyla ve bu kitabı yazan, ‘İbrahim Sediyani’ ile fikridaşlık ettim.

Bazen ölüme çok mu yakın olunuyor ne, insan, yaşamının yokluğa ve umarsızlığa teğet geçtiğini düşünmeden edemiyor. ‘Yalnızlık’ ölümün öteki adı değil oysa. Olamaz. Umarsızlık, kopkoyu karanlığı ve soğuk anlamsızlığı sergiliyor. Sayıklamalarla, sarsılmalarla, tüm benliğe etki eden bir varoluş belirtisidir çünkü duyumsanan. İnsanın tinsel parçasıdır. Başkaca olumsuz (negatif) haller gibidir varsıllığını hissedemeden, dünya telaşına düşmek! ‘Meğer Ben Hiç Yokmuşum…’ diyebilmek, demek ‘siyah bir korku’ yüklenmektir aslında… Tüm bu oluşmamaların ve olumsuzlukların dışında ‘Sözlerim Var Sevgiye Dair’ dedirten, zaman aynasının yansıttığı yaranın odak noktasıdır. Düşüncelerimizin mistik duyarlılığı, yaşama ait gam izlerini barındırırken, ölüm evren dışıdır. Ölüm, duyu yoksunluğudur. Adı üstünde ‘ölüm’ dür…  Dirim ışığı ve ısısı ondan öncedir. Olmayanı algılamak da…

‘Yastır Neşe’nin kaynağı… ‘İbrahim Sediyani’nin, ‘Sözlerim Var Sevgiye Dair’ kitabını okurken, kendi varoluşuma koşut, ayrıntı ipuçları ararken ebruli sözcüklerde. Nedir peki insanoğlunun bunca sorguladığı? Sağlığın, esenliğin, umut-umar düş ve dileklerin terk edildiği tuhaf ‘an’ değilse. Beyniyle, bedeniyle hummalı zaman taşıyıcıdır insan. Yaşam adlı ‘boş’ gemidir yükü, ‘körlük ve görmek aynı dehşetle doludur’ onda. Ne ki, karmaşık önsezi bilinci, ‘şimdi’ hazzını zaman denizine akıtırken diriliverir yarın kavramı. Yani, pek de ölüm olmayan biçim değiştirme/değişme sürecine ait belirti… Sonuçta, biyolojik ölümü gösterse de gerçekliğin acı adresi, bilinç yaşamdan kopmaz, kopamaz öyle kolayca. Bu ay, bu yıl ölebilirim korkusu hep eşikte beklemektedir insanı. Sanrı etkindir, hele ağır hastalık, sıcak cenaze gibi gelişmeler varsa yakın çevrede. Kaçınılmaz gibidir bu sorular. Ölüme çok mu yakın olunuyor ne?Ölüm, zaman-mevsim kavramıyla örtüştüğünde ‘çocukluk’ ve ‘kış’ arasında…  ‘Olgunlaşan narın içini’ okutan esenlik bilinciyle ulaşılan, somut vargı dünyasındadır kişi. Son hep içimizdedir oysa. Sonsuzluk, bir hoş ülkedir.

Ölümü çok yakınlarda, soluğunu ensesinde duyduğu günler yaşar insanoğlu. Bu genellikle karamsarlığın, yalnızlığın ne denli derin bir kuyu olduğunu gösterir. İnsan, ölümü alnında, avuçlarında, gözlerinde çivili sanır. Bulunduğu yerde, oracıkta kalıveresi gelir cisminin. Ama ölünmez… Çünkü yaşamak doğanın zorladığı bir alışveriştir insanlar için. ‘Sediyani’,  ‘…meğer bu dört duvar arasında ölürsem, kimse duymayacakmış./…her gece üstüme çullanan kâbus, meğer beni bir gece boğmayı başarabilirse, bundan kimsenin haberi olmayacakmış. //…ben bunca yıl nasıl kimsesiz yaşamışım böyle?///’…  Makalesinin satırlarına dikkat çekiyor buna!

Günlük sıkıntılar, çalkantılar da sık sık ölüm hazırlığı içinde bulunulduğunu düşündürür insana. Öyle ya, ta beşikten tabuta dek süren yolculuğun ana eksenlerinden birisi yaşam sonrasını öngörmek değil mi? ‘…meğer kimsesiz kalmak, uykusuz kalmak demekmiş…’. Bu satırlar bile çok şeyi anlatıyor gibi! Hele hele olağan bir günse yaşanan…

İbrahim Sediyani’; Gazeteci, yazar, şair, seyyah ve doğa aktivist’i olarak tanımlıyor kendini. Elazığ’ın Karakoçan ilçesi doğumlu. Özellikle dünya ülkelerini gezerek, gördüğü ve yaşadığı izlenimlerini aktarıyor. Uluslararası bir kimlik! Yazar, şu an yaşamını Almanya’da sürdürüyor… Ve birçok kitaba da imzasını atan ‘Sediyani’den, güzelliklerle dolu daha nice kitaplar bekleriz.

www.haberhurriyeti.com / Mustafa Gökçek

 

 

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

2 Yorum

  1. Sevinç Özküçük

    13 Temmuz 2018 at 13:38

    Mustafa hocam nasıl anlattınız bu kitabı gidip alıp okumam lazım yüreğinize sağlık ilk işim almak olucak sözlerim var sevgiye dair keşke herkesin olsa belki dünya çok güzel olur teşekkür ederim saygılar

  2. MUSTAFA GÖKÇEK

    13 Temmuz 2018 at 16:30

    İnce duygularınıza çok teşekkür ederim Sevinç Hanım. Evet, dediğiniz gibi adeta damıtarak yazmış duygularını, ayrıca kendisi tüm dünya ülkelerinin bir gezgini. Gezdiği ve gördüğü yerlerin hatıralarını da anlatıyor. Bu ismi izlemenizi tavsiye ederim. Sevgi ve selamlarımla…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir