Ayrı Dünyalar...

Her türlü etnik, dini, mezhepsel, kavimsel ayrımların dışında, kabaca ülke nüfusunun üçte biri Avrupalı, üçte ikisi de Ortadoğulu...

Bir uygarlık mensubiyeti olarak... bir kültür coğrafyası olarak... bir yaşam modeli olarak... bir hayat algısı olarak... bu böyle!..

Elbette kesin bir ayrım değil bu; çoğunluk diğer taraftan da bir şeyler almış durumda. Ama yine de, bir tarafları diğerine göre daha baskın...

Ancak, her iki tarafta da, diğerlerine karşı çok uzak, çok yabancı, çok ilgisiz, çok bilgisiz, çok anlayışsız, çok kaba, hatta çok düşman bir -yobaz!- çekirdek kitle var...

Birbirlerinden ve temsil ettikleri tüm değerlerden nefret ediyorlar...

Bir araya gelmek... birlikte yaşamak... bir ortak yaşam şekli geliştirmek... ve birinin var olduğu yerde, diğerinin kendine -sakin, rahat, huzurlu!- bir yaşam alanı yaratması ... onların gözünde neredeyse imkansız...

Çünkü, her ikisinin de varlığı, diğerinin tümüyle reddiyle mümkün...

Yanlış anlaşılmasın; bu ayrışma sadece din olgusundan kaynaklanmıyor...

Dindar olup da Avrupalı, dinle fazlaca bir ilgisi olmayıp Ortadoğulu olan da çok...

Hayatın her alanında diğerinin antitezi bir anlayış, tavır, karakter söz konusu olan...

En evrensel, en temel insani konularda dahi, bir anlaşmazlık, bir anlamazlık, bir karşıtlık, bir çekişme yaşanıyor...

Eh, bir miktar özenti de var tabii!..

Sonuçta Avrupa, yani Batı, şu anda hakim/üstün/buyurgan uygarlık konumunda...

Fakat bu durum bir kıskançlık, öz savunma, kabuğuna çekilme, kendini ispatlama, yabancılaşma, ötekileşme (ve ötekileştirme!) duygusu ve tepkisi de oluşturuyor aynı zamanda... ("Avrupa, Avrupaaa, duy sesimiziiii" nidaları hangi ihtiyaçtan (!) kaynaklanıyor dersiniz?)

Bir gözlemim de; aynen mültecilerin yapmaya çalıştıkları gibi, kendini Avrupa tarafına (yaşam tarzına, görüşüne!) atabilen atıyor... Atamayan, atmaya gücü/kapasitesi yetmeyen veya -az bir oranda!- atmak istemeyen de, kaderine razı olup, saflardaki yerini alıyor...

Ayrıca, bu çok kesin -ve keskin!- ayrımda, Avrupa'nın, yani Batı'nın kendine -kontrol altında tutabileceği!- bir düşman yaratma isteği ve becerisini de gözden kaçırmamak gerekiyor sanırım...

...

Ve son bir şey daha:

Karşı tarafı eleştirirken... yargılarken... ve mahkum ederken... bu işi aslında kendi değerlerimize göre, yani kendi bakış açımızla yaptığımızın farkındayız, değil mi?..

Ya onlar da aynı şeyi yapıyorsa?..

Ki, yapıyorlar!..

Ne diyebiliriz?..

"Ama, doğrusu bu!" diyerek, onlar üzerinde nasıl bir his/etki yaratıyoruz acaba?..

Düşünmeye değer bence...

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?