Yaşamak, yaşlanmak,geçmiş, şimdi, gelecek...

İnsan yaşlandığına sevinir mi dersiniz?..

Hani, derler ya; uzun yaşamanın yaşlanmaktan başka yolu yoktur. Eğer yaşlanmışsan, sevin! Çünkü sana piyangodan uzun bir hayat çıktı...

Ama yine de çok da fazla sevinemiyor insan. Yaşlandıkça gençliğini daha fazla arıyor; o devirlerde yapabildiklerini özlüyor ve artık yapamadıklarına yanıyor…

Peki, gelecekte böyle hayıflanmamak için, ne yapmalı? Yani, henüz geçken, en azından gelecekteki yıllara nazaran gençken, neyi nasıl değiştirmeliyiz ki yaşamımızda, geçmişe takılıp kalmayalım?..

Böyle bir seçenek var mıdır?..

Varsa eğer, nedir?..

Sanırım, bu tarz sorulara verilen en yaygın yanıt şu: ‘Şimdiyi yaşa! Gelecekle ilgili hayaller kurup, planlar yapmayı bırak; geçmişteki tecrübelerine, hatalarına ve başarılarına takılıp kalma. Sadece şu anı yaşamaya bak! Aslolan şimdidir.’

Gerçekten de, ‘geçmiş’ yoktur, yaşandığı an bitmiştir. Yalnızca bizi ‘şu an’a taşıyan tortuları kalmıştır geride.

‘Gelecek’ ise, sayısız olasılıklar içinde tesadüfi olarak yaşanacak tek bir tanesidir. Öngörülemez, hesabı yapılamaz, yönetilip yönlendirilemez. Kimi zaman kontrolümüz altında olduğunu düşünürüz ama, bu da bir umuttur sadece, araya hiç beklenmedik öyle olaylar girer ki, bir de bakarız, bambaşka yerlerdeyiz artık…

İnsanoğlu olarak, oldukça kuvvetli bir hafızamız var. Geçmişi unutmak mümkün değil. İyi bir şey de değil elbette. ‘Hafıza kaybı’ bir özür, bir engel hayatımızda…

Geçmişle ilgili her şeyi unuttuğumuzu düşünsenize... Korkunç bir şey! Kişisel olarak korkunç, uygarlığımızı sürdürmek açısından ise, imkansız…

Ve aynen geçmişimiz gibi, geleceğimizden de kaçamıyoruz. Doğduğumuz andan itibaren gelecekteki bir şeyler uğruna hayaller kurmayı ve onlara ulaşmak için çaba sarfetmeyi öğreniyoruz. Çalış, çabala, hayal et, bekle, sabret…

İnsanoğlunun kaçınılmaz gerçekleri bunlar…

Yani açıkçası, sadece ‘şimdi’ de yaşamak pek mümkün değil...

Eee, o zaman, her anımızın, aldığımız her yaşın aynı neşe, heyecan ve coşkuyla geçmesi için, ne yapacağız?..

Tek bir yanıtım var benim:

Kendimize neşe, sevinç, mutluluk, kıvanç veren şeyler üreteceğiz.

Ne oldukları önemsiz! Örneğin, ben yazmaktan mutluyum, bir başkası güzel domatesler yetiştirmekten mutlu, bir başkası nefis reçeller yapmaktan, bir başkası da tahta oyuncaklar üretmekten… Ne bileyim, kimi bilimsel bir formülün peşinde koşmaktan, kimi sağlam taş duvarlar örmekten, kimi bir şeyler alıp satmaktan, kimi hasta insanları iyileştirmekten, vesaire, vesaire…

Yapabildiğim sürece beni mutlu eden bir uğraşım varsa, hele zaman içinde daha da yetkinleşiyorsam uğraşımda, daha özgün, daha nitelikli ‘şey’ler üretebiliyorsam… neden yaşlandığıma üzüleyim ki?..

Değil mi?..

Ne dersiniz?..

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?