Perşembenin Öyküsü: BERKUAF

YENİ MESLEK

İki genç adam.

Biri sakallı öteki değil.

Biri sakalsız öteki değil.

Biri mimar öteki değil.

Biri biyolog öteki değil.

Biri 1.80 cm öteki değil.

Biri 1.70 cm öteki değil.

Biri sulu öteki değil.

Biri ciddi öteki değil.

Biri tavlacı öteki değil

Biri okeyci öteki değil

Saçtır ikisinin ortak noktası.

Biri kestirir saçını öteki de.

Kestirip kısaltmıştır saçını Erdinç.

Sorar Dinçer: “Nerede kestirdin?

- Caddede yeni açılan berberde.

- Haydi kılavuz! Gidiyoruz hemen!

- Acele etme işim var.

- Ne işin var ya…

- Daha yumurtlayacağım.

- Ne yumurtlaması!

- Ben hep kahverengi yumurtlarım.

- Neden beyaz değil?

- Senin yumurtan mavi mi?

- Haaaaa… Anladııım…

Çıkar iki arkadaş sokağa yumurtlamadan sonra. Yürürler… Yürürler… Yürürler… Ve dönerler köşeyi. Tam karşılarındadır açılan yeni berber.

Tabelada Berkuaf. Geçerler caddenin karşısına.

Girerler içeri. Der sakalsızı; “Arkadaşım da saçlarını kısalttırmak istiyor.”.

Oturur koltuğa sakallı arkadaşı. “Arkadaşımınki gibi ve onun kadar kısa olsun.”.

Başlar kesmeye Berkuaf.

Ossıra girer içeri bir orta yaşlı adam. Oturur sırasını beklemek için.

İzlemektedir berberi. Sorar bir süre sonra;

- Usta sen kuaför gibi saç kesiyorsun.

- Kötü mü?

- Ne kötüsü… Bir usta kuaför gibi kesiyorsun.

- Ustalığı bilemem. Daha önce kuafördüm. Nasıl anladın?

- Bir filmde görmüştüm. Ondan anladım.

- Baba Mesleği filmini söylüyorsun.

- Sen kuaför müydün?

- Bırakmak durumda kaldım.

- Neden?

- Bir yıl önce döndüm akşam eve. Durdum mutfak kapısının girişinde. Eşim bir şeyler anlatıyordu. Duymuyordum… Ağzını açıp kapatıyordu… Birden yüzüme fırlattığı suyla irkildim; ‘Ne yapıyorsun?’. Yükseltti ses tonunu; ‘Uyuyorsun! Ayakta uyuyorsun. Sen beygir değilsin. Ne zamandır böylesin.’ dedi.

- Gittin mi doktora?

- Düşündüm önce. Kuaföre gelen bayanlar bir süre sonra hiç tanışık olmasalar bile beş dakika sonra kanka oluyordu. Telefonlar alınıp veriliyordu.

- Bilmez miyim… Bayanlar kendi aralarında kolay iletişim kurar.

- İletişim kurmalarıyla bitmiyordu. Sekiz koltuk. Sekiz bayan. Kilise çanı gibiydiler maaşallah… Çan çan çan çan… Bayanlar evlerin direği de. Bir araya geldiklerine bina yıkılıyor.

- Ardından dedikodular… Durmaları dinlenmeleri yoktu…

Beynimin içinin haşlanmış yumurtaya döndüğünü anladım, eşimin yüzüne su atmasıyla. Ve sadece bu da değil.

- Başka neden de mi var?

- Son iki aydır kahveye gittiğimde dedikodu yaptığımın ayırdına vardım. Onu bunu çekiştiriyordum.

- Üzüm üzüme baka baka kararır.

- Atasözümüz. Bir ay önce buranın kiralık olduğunu duydum. Tuttum. Eşime söyledim: “Erkek berberliğine başlıyorum. Adım Berk. Mesleğim anı kalsın diye dükkânın adı Berkuaf olacak. İyi değil mi? Kuaförde ortağım duracak. Burda da ne kazanırsak ortakla yarı yarıya.”.

- Ne dedi?

- Sevindi önce. Buruşturdu yüzünü sonra; “Ben hangi kuaföre gideceğim?”. Yanıtladım: “Ortağım kız kardeşine.”.

- Sevinmedi anlaşılan.

- Kız kardeşine kuaför olarak gitmeyeceğini söyledi. Kız kardeşinin iki ödüllü saç tasarımcısı olduğunu anımsattım.

Anlamsızmış bunlar. Başladı sormadan anlatmaya bilmem kaç kez dinlediğim gerekçelerini…

Ne saç tasarımcısıymış ama… Yaz tatillerinde gittikleri dedelerinin köyünde yün kırkıcılığı ile başlamış mesleğe.

Hani hayvanların biyolojik saati varmış ya... Hah o saat sağlıklı çalışıyormuş. Dedesinin koyunlarından biri, o geldiği gün ortadan kayboluyormuş… Ve gidinceye kadar da kimse bulamıyormuş. Koyunun ağzı dili olsa da anlatırmış neler çektiğini.

Sonra bitirmiş hemşireliği ancak…

Kedilerde moda uyguluyormuş amma… Soracakmışım o kedilere… Kendisini aynada gören kediler kaçıp saklanıyormuş.

Sonra geçmiş köpek kuaförlüğüne. Çıkmış köpekler köpeklikten… Bakar mısınız beyler duvara…

Gördünüz mü beyler? Bu kez de dışarı çıkarıldıklarında kaçıyormuş gören köpekler.

Sonunda; ‘Ben gitmem o kadına kuaför diye!’,

Sormuş bulundum: ‘Neden?’. Dedi ki; ‘Beni benzeteceği şeyi bilmiyorum.’.

- Bu bir sorun. Çözdünüz mü?

- Çözdüm. Bizim zehir kuaföre söyledim; ‘Parasını vereceğim. Hanım sana gelsin saç yaptırmaya.’. Anlaştık. Anlaştık ama bir ay sonra telefon etti; ‘Abi sen hanımı bizim ihtiyara yolla. Bana gönderme sakın! Ben vereceğim ücretini.’.

- Nedenmiş?

- Sordum; ‘İyi de neden?’. Yanıtladı; ‘Abicim… Bayanların arkasından giysilerini eleştiriyor. Müşteri kaybedeceğim tek tek dökülen saçlarım gibi.’.

- Deseydin giyimçizer olduğunu. Dedi ki; ‘Söylemeyecekmişim sakın giyimçizer olduğunu. Kurtulamazmış sonra sorularından.’.

- İhtiyar dediğiniz…

- En eskimizdir. Tek çalışır. Bir bayan çırağı var. İkisinin de eli çok hızlıdır. Günde altı kişi alır. Müşterilerin arası yirmişer dakikadır. Görmez müşteriler birbirlerini. Ustamız deneyimli süzgeçtir.

- Çekiştirecek kimse yok demek ki.

- Usta biz de önce kuaför olmak istemiştik… Olmadı!

* * *

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder

# Bir, ile, iyi, var, için, gün

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?