İftira

Şeref, haysiyet, iftira gibi kişiliğin değerini belirleyen olguların insan psikolojisi ile bağlantısı olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Bu olguların eksikliğinin psikoloji ile bağlantısı kişilik bozukluğunu işaret eder. Teorisi de çok basittir. Eğer bu olgular kişiliğin değerini belirliyorsa, bu olgulardan yoksunluk kişiliksizliği işaret eder.

‘’Değerli adam için şeref, hayattan çok daha ağır basar. ’’ demiş Shakespeare.

Haysiyet, özsaygıdır. Yani kendisine saygısı olmayan bireylerin yoksun olduğu durumdur.

Hz. Peygamberimiz, günümüzde savunma mekanizması olarak kullanılan iftira için “ Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söyleyerek İftirada bulunursa, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allah Tealâ onu cehenneme sokar.” demiş.

Yani düz mantık uygularsak, iftira atanların hangi olgulardan yoksun olduğunu bulmak hiç de zor olmasa gerek.

Aslında ben Antalya gezimi yazacaktım, bu konu aklıma nerden geldi hiç anlamadım.

Antalya’ya gitmek isteyişim, 25 gün önce Manavgat İlçesinden Antalya merkeze tayini çıkan, kaldığı lojman merdivenlerinde karşılaşıp, kendisini tanımadığı için memuruna cehennemi yaşatan şahış ile ilgili konuyu kaleme aldığım poliscanımı ziyaret etmekti.

Ergün ailesi ile tanışmak istememin en büyük nedeni ise, benim hala adalete olan saygım kaynaklıdır. Gazeteci ve yazar bir babanın, yazan evladı olarak, her ne olursa olsun tarafsız ve adaletli olmak canım babamdan aldığım en değerli öğüttür. Antalya olayını ilk kaleme aldığımda, bana gelen mesajda, bu çiftin engelli çocukları olduğunu ve bunu duygu sömürüsü olarak kullandıklarını, olaya eşi müdahil olduğu için olayın farklı boyutlara taşındığının yazılması, aklımda hani olmaz ya, acaba gerçekten mesajda yazdığı gibi ‘’dolduruşa mı!!’’getirildim düşüncesi oluşturdu. Çünkü mesajı yazan kişi, kendinden pek bir emin, orada olmadığı halde sanki olayı görmüş gibi yazıyordu. Meslektaşını yerin dibine sokup, meslektaşını ve ailesini mağdur eden müdürlere 10 numara insanlar diye övgüler yağdıran polise mi, yoksa olayı bire bir yaşayan Şükran Ergünü dinleyip ona mı inanmalıydım? Ve Ergün ailesi ile tanışıp gerçekleri öğrenmek için kalkıp gittim Antalya’ya.

Olay dedikleri, ego sınavının yaşandığı lojman merdivenlerine gelince ilk şoku orada yaşadım. O meşhur ‘’sen beni tanımadın mı’’ olayının yaşandığı merdivenlerden bahsediyorum. Daracık bir merdiven. Uğur Yunus Timinde bir polis, Allah nazardan saklasın aslan gibi bir evlat. Boylu poslu Maşallah. Elinde kaskı, motosiklet çantası tam teçhizat merdivenden inerken düşününce ben bile kıskandım o görüntüyü. Aslında, karar aşamasında mahkeme heyetinin o merdivenleri ve olay yerini görmesi gerekiyordu. Görselerdi, kimin neyi, neden bu şekilde anlattığını anlar, Uğur ve ailesine bunca eziyeti çektirmezlerdi.

Merdivenler o kadar dar ki, Uğur kenara çekilse bile yanından birisinin geçme ihtimali yok zaten. Aşağıda duran kişinin kenara çekilmesi akıllıca olan tek yol, ama dediğim gibi akıllıca olan tek yol.

Yukarı doğru çıkarken kalbim daha hızlı atmaya başladı. Engelli çocuk demek, çok dikkatli tepki demek. Engel durumuna göre davranış gerektirir. Kapıda güler yüzlü Şükran ile tanıştım. İçeri girdik karşımda pırıl pırıl gözlerle yüzlerinde dünyaya beden gülümseme ile bekleyen iki evlat Kutay Ve Utku. Sanki aileden biriyim gibi‘’Hoş geldiniz Beyhan teyze’’ diyerek sarıldılar. Ben kısa süreli ikinci şoktan sonra salona geçtim. Aklımda ‘’hani bu çocuklar engelliydi’’sorusuna takıldı kaldı.

Üstelik engelli de olabilirlerdi. Rabbimin kararından sual olmaz, ama engeli olmayan bu evlatlara neden ve hangi vicdanla böyle bir yakıştırma yapıldı onu anlamadım. Uğuru göreve yollayıp, çocukları yatırdıktan sonra, Şükranla sohbetin ilerleyen zamanında öğrendim ki, Kutay, babasının geçirdiği zorlu süreçte, okul başarı ortalaması 100 puanla, kolejlerin bursluluk sınavını %85/ 90 ile kazanan başarılı bir çocuk. Kutayın babası olay sonrası görev yerinde gördüğü psikolojik baskıya yani mobbinge daha fazla dayanamaz ve ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalır.. Bu ücretsiz izin sonucu, ailenin içine düştüğü ekonomik sıkıntı, Kutayı belki de hayatını değiştirebilecek olan eğitim hakkından da mahrum eder. Yani buradan da boynunuzda bir vebal var beyler benden söylemesi.

Acaba başarıda sınır tanımıyorlar diye mi engelli dediler bu harika çocuklara? Ya da özsaygı, birilerini korumanın önüne geçecek kadar mı azdı bilemedim.

Bu arada, anlattıklarını dinledikce Şükran'ı yılın cengaver eşi ilan ettim. Eşi için yaptıklarına Nobel ödülü bile az gelir. Bunu ayrı bir yazı olarak anlatacağım. Çünkü hak ve adalet aramak için her türlü makama karşı verdiği bu savaş birkaç kelime ile anlatılamaz.

Ama Şükrana yapılan haksızlık birkaç cümle ile anlatılır. Bu cümleler sonrası umarım utananlar da olur.

Şükran ve Uğur boş zamanlarında, hiç bir ücret talep etmeden zihinsel engelli özel çocuklar için sportif faaliyetler düzenlemişler. Yağmur çamur demeden bu çocukları yetiştirip spor yarışmalarında ödüller almalarını sağlamışlar. Bu ödüller alınırken, sanki kendi başarısıymış gibi hava atıp, boy boy fotoğraf çekilen ve bunu medyaya sunan yetkililer, Uğur’un yaşadığı talihsiz olay sonrası Şükran’nın da yolunu kesip, utanmadan bu tür faaliyetlerde yer almasını engellemişler. Yaptığı tüm kurs başvuruları yanıtsız kalmış. Aslında yanıtsız kalan başvurular değil, yanıtsız kalan 22 zihinsel engelli sporcu canın geleceği. Şükran’ın cengaverce çabası canlarını nasıl acıttıysa gözleri bu sportif faaliyetlerin engelli çocuklar için olan önemini bile görmemiş.

Benim için en büyük şok Antalya Bölge Adliye mahkemesi İstinaf kararı ile beraat eden Uğur Ergün neden hala eski görev yerine dönmedi ya da döndürülmedi? Yoksa kabul etmediğiniz psikolojik baskı (mobbing) hala devam mı ediyor?

Hayat aslında ego tatmini sayılan bu tür olaylar için, şu an müdürün lojmandaki dairesi kadar boş. Eğer içerisinde insan yoksa o dairenin hiç bir anlamı kalmıyor. Kapısında bu dairede bilmem kim oturdu diye bir yazı yok. Yani daire boş.

Daire demişken, lojmanlarda 8 senedir oturanlar varken, Uğur Ergün’ den lojmanı Mart ayı başında boşaltması istenmiş. ‘’Maddi ve manevi eziyetlerimiz yetmedi, bir de evlerinden edelim tam olsun’’ demiş sanki birileri diyeceğim ama bu kadarı ne yukarıdaki 3 olguya ne de insanlığa sığar diye diyemiyorum.

Şimdi benim yazıları didikleyenlerden olumlu birkaç tepki bekliyorum. Mesela bu olayda suç unsuru taşıyan kaç iftira var, bu iftiralarda kaç kişinin eli var onu bulsunlar. Mesela, Uğur canı gibi sevdiği eski görev yeri Yunuslara geri dönsün, Şükran madalyalar kazandırdığı zihinsel engelli sporcularına kavuşsun ki bu özel çocuklar geleceğe umutla baksın. Ya herkes lojmanlarda aynı süre otursun ya da Uğur ve Şükran da o süreyi aşanlardan biri olsun.

Çünkü Uğur Ergün’ünün ve ailesinin bugün yaşadıkları tüm sorunların sebebi sizsiniz.

İftira atmak kolaydır. Zor olan hayat içerisinde şeref ve haysiyeti yakalamaktır.

Can gazilerimi, yürek yangınım şehitlerimi, can babamı sevgi saygı ve minnetle anıyorum.

Beyhan Kozanoğlu Biçkin / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Beyhan Biçkin Kozanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?