Dönülmez akşamın ufkunda…

Cumhuriyet Batı eğitimli/eğilimli ve asker ağırlıklı bir memur/bürokrat projesiydi sonuçta. Şartlar öyle gerektiriyordu. Eski ve kof bir imparatorluğun enkazlarından yeni bir devlet çıkaracak elde başka kadro yoktu ne yazık ki...

Yanlarına da -olabildiğince!- şehirli/modern/Batılı olan/yapılan kesimleri aldılar yol arkadaşı olarak...

Büyük bir hata; (Alevi kesimin azınlıkta ve görece yönetilmesi/yönlendirilmesi zor bulunduğu için) onları neredeyse yok farzedip, Diyanet'in daha uysal, söz dinler (!) Sünni çoğunluk üzerine kurulmasıydı mesela...

Bir başka hata, demokrasi fikrinin kurucu grubun çoğunluğu tarafından tam olarak anlaşılamamış/sindirilememiş olmasıydı. Ne de olsa Osmanlıydılar ve cahil ve köylü halk (!) eninde sonunda 'kul'du onların gözünde… (Ama dünyanın o zaman içinde bulunduğu ruh halini de unutmamak gerekir bu eleştiriyi yaparken!)

Ve -bence- en büyük hata; emirle ve baskıyla halkın kimliğinin, alışkanlıklarının, gelenek ve göreneklerinin, düşüncelerinin, inançlarının vesaire, değiştirilebileceği fikriydi. İnsanlar ne kadar zorlansalar, kabul etmiş görünseler de, içselleştirilmediği müddetçe, üzerlerine zorla giydirilenler hep sırıtıyordu...

Yabancılaşma ve yabancılaştırma sorunu Cumhuriyet tarihi boyunca hiç çözül(e)medi ve sonuçta halkın çoğunluğu, kendileri için çok güzel şeyler isteyen (!) otoriter küçük azınlığın hakkını (!) hiçbir zaman tam olarak ödemedi. Ve hatta, fırsatını bulduğu an, büyük bir vefasızlık örneği göstererek (!) onlardan kurtulmaya çalıştı, kendileri gibi olanı seçti hep...

Gün geldi, devran döndü, 'çoğunluk' eski devlet yapısının kendisini korumak için kurduğu tüm emniyet sigortalarını bir bir attırdı ve kendi iktidarını oluşturdu nihayetinde...

Yani; taşralı, az eğitimli, mesleksiz, görüntüde dindar, açgözlü bir esnaf Cumhuriyeti...

Bu olması gereken bir şey miydi peki?..

Hem evet, hem hayır...

Olması gerekiyordu, çünkü yönetici nitelikli (?) azınlık bu sosyolojik gerçeği görmezden geliyor ve kısa dönemli çıkarları uğruna, onları eğitip yükselteceğine, iyice dibe bastırıp, zalimce kullanıyordu...

Olmaması gerekiyordu, çünkü tüm ulusların her zaman kendilerini daha yukarılara taşıyacak entelektüel birikime/gelişime ihtiyacı vardır ve ancak o nitelikteki liderlerin öncülüğünde daha zengin, daha özgür, daha mutlu, daha huzurlu olurlar. Kendini tekrarlamak, yenilenememek, sığ, sıradan, çapsız, hedefsiz kalmak... uzun vadede diğerleri karşısında kesin yıkım getiren bir tehlikedir çünkü...

Öyle, böyle bugünlere geldik ve işte bugün, çok keskin bir virajdayız artık...

Ya her alanda bir şekilde hayatın içine girmiş, yabancılaşma, ötekileştirilme hissiyatından -nihayet!- kurtulmuş olan halkın tüm kesimleri birleşip, aralarındaki bütün kırgınlıkları, kızgınlıkları unutup, hep birlikte yapılması gerekeni yapacaklar...

Ya da… parçalanıp, bölünüp, ayrışıp... herkes kendi yoluna gidecek...

Karar anı yaklaşıyor...

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç... mi acaba?..

Murat Hiçyılmaz / [email protected] yahoo.com 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?