Perşembenin Öyküsü: Ekabiroğlu

MÜŞTERİ KOVULMAZ

- Alo Umur…

- Buyrun ben Umur. Kimi istemiştiniz?

- Mualla çok lezzetli. Tanıştırdığın için ailemiz sana teşekkür ediyor. Uyduk yapılış yöntemine tıpkısının aynısıyla. “Öyküsü yemekten sonra” demiştin.

- İştahınız kaçmasın diye.

- İştahımız neden kaçsın? Dışarı verdim sesini. Berna da dinliyor öyküsünü.

- 19.12. 2021 akşamı bir değişik yemek arayışındaydık evde. İnternet’te Şıh Mualla ile tanıştık. Şık Mualla da deniyormuş. Şeyh Mualla da. Hatay Antakya lezzetlerinden imiş.

Hatay ve Antalya’da ana yemek öncesi başlangıç içinmiş. Ama doyurucu. Ve ekonomik. Düşük kalorili. Taçlandırıyor nar ekşisi lezzetini.

Mualla, Arapça yüksek rütbeli demekmiş. Hatay’da Şeyh Mualla, şeyhlerin yiyebileceği kadar değerli ve havalı bir yemek anlamını taşıyormuş.

Ve karar verdik evde: “Başımız kel değil bizim. Çağıralım yarın Mualla’yı sofraya.”.

- Bizimki de değilmiş kel. Gelişmeler senden… Önden buyrun…

- Gittim 20.12.2021’de gelişigüzel bir markete. İyi ki gitmişim o markete. Mesleğimin belki de en verimli deneyimini yaşamış oldum. Kulağınız bende olsun şimdi.

- Umur bey! Umur bey!

- Efendim Berna hanım.

- Biz sizi kulak arkamızla mı dinliyoruz?

- Sözün gelişi öyle.

- En yakın zamanda bize gelişin olsun.

- Sözün gelişine vuracaksın anlaşılan.

- O benim kararım. Sana günahımı vermem ama kulağım sende şimdilik.

- Başımdan geçenleri daha doğrusuyla Ekâbiroğlu çalışanlarının beni nasıl darp etmeye çalıştığını, bir gün sonra 21.12.2021’de marketin yönetim kuruluna şu e-posta iletisi ile anlattım:

Sn Ekâbiroğlu Yönetim Kurulu;

20.12.2021 14.35'de Yolgeçen Caddesi, Dehşet Apartmanı altındaki marketinizde çalışanlarınızın bana yaptıklarını, halkla ilişkiler ve market danışmanının mesleki namusunun gereği olarak bilgilerinize sunuyorum. Ancak bu bir yakınma değil.

Üç orta boy pembe domates seçmeye çalışıyordum…

"Yaşını başını almış" sebzeleri meyveleri tezgâhlara yerleştirmekle görevli çalışanınız bana küfreder ses tonuyla ve sanki ormandan yarın gelmişim gibi "domatesleri atma" dedi. "Atmıyorum" dememe karşın bir hayvanmışım gibi sesini yükselterek, attığımda ısrar etti.

Kendimi savunma hakkımı kullandım. Aynı tonda "Bana hayvanmışım gibi davranamazsın! Ben hayvan değilim!" dedim.

Marketten çıkan çalışanlarınız “bana hayvanmışım gibi davranan sebze meyve görevlisini” destekledi.

Hele birisi can düşmanına veya düşman askerine saldırır gibiydi. Kaldırdı yumruğunu. Gerildi. Gerilmişti dişleri de...

Ötekiler de ezeli düşmanmışım gibi bakıyordu… Öfkeyle… Sanki yedi sülalerine rahmet okumuştum “bana hayvanmışım gibi davranamazsın” sözüyle. Allak bullaktı ruhsal durumları. Saldırganlıklarını başlatmanın son aşamasındaydılar. Bir tek söz duyacak durumda değildiler… Kopma noktasındaydılar! Kurulamazdı sağlıklı iletişim.

Bir bahaneydi onlar için, “domatesleri attın!” nakaratını sürdüren yaşını başını almış sebze meyve dizicisinin. Ama “yaşını başını almış sebze meyve dizicisi” alamamıştı hırsını. Yani bulunduğu durumunun bunalım patlamasını yaşadığını bir kez daha kanıtladı… Zorbalıkla…

Domateslerden önce patlıcan, patates, soğan almıştım. Sarıldı elime “yaşını başını almış sebze meyve dizicisi”. Açtı parmaklarımı kopartır gibi. Aldı sebzeli torbaları. Meydan savaşı kazanmış komutan gibi bakıyordu…

Aslında müşterinin elinden aldığı o üç kuruşluk dört torba değildi.

Böyle bir şey duyulursa, ellerinden aldığı, marketin şubelerinde ekmek yiyen çalışanların işleridir.

Aslında o çalışanlarınıza ücretlerini ödeyen müşteriyi itip kakıp, tekmeleyip kovuyordu…

Göz yumdu buna “darp etme ruhu”nu yaşayan öteki çalışanlarınız.

Ne, nerede ekmek yedikleri işyeri; ne işverenleri; ne onların aylık ücretini ödeyen müşteriler ve ne de firmanın şubelerinde ekmek yiyen çalışanlar. Dönmüştü gözleri…

Şiddete eğilimli böyle psikolojik sorunlular, yarın bir “bahane sorun çıkarıp” birisinin canını da alabilir!

Ve bu duyulduğunda marketlerinize kilit vurmak durumunda kalabileceğinizi sizler de biliyorsunuz.

Ve o markette darp etmeye ve şiddete eğilimli çalışanlarınızın tutumunu, müşteri memnuniyeti ile karşılaştırıyorum.

Saygılarımla bilgilerinize sunuyorum.

Umur Doğan

- Yaşadığın kent dünyada Anadolu’nun Paris’i bilinir.

- Avrupa’yı gezmiş ve bir eski İtalyanca tercüman rehber olarak da onaylıyorum dediğini. Dediğini marketin çalışanları duymamıştır.

- Peki yanıt?

- Hayır Berna kardeşim.

- Bir önlem almaları beklenir değil mi?

- Bunu ben bilemem Erdem. Halkla ilişkiler sorumlusu, durumu nesnel olarak anlatır. Çözümü bulmak ve uygulamak yönetim kurulunun sorumluluğu. Bu bakımdan adım Umur ama bu “umurumda değil”.

- Dur. Umurunda değilse, neden örnekledin birisinin canını almayı?

– Berna can alıcı soru bu. Nesnesi olduğum bu şiddetin, can almasına veya birisinin darp edilmesine göz yummamak, benim insan olarak toplumsal sorumluluğum. O nedenle de umurumda!

Mesleğimin namusunu yerine getirdiğimi belirttim. “Diyeceğimi dedim.”.

Sorun Ekâbiroğlu Yönetim Kurulu’nun. “Müşteriyi kovmamak” yönetim kurulunun sorunu. Market seçme hakkı müşterinin.

Nasıl mı? Çok basit;

* * *

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?