Aum'u aklayan savunma

"Sayın Yargıç,

Yazdığım kitapla ilgili verilen kararın metni bana ulaşınca, hayretle okudum. Ne düşüneceğimi, ne söyleyeceğimi bilemiyorum gerçekten. Böylesi bir suçu kabullenmem, hem kendi adıma, hem de demokrasi ve uygarlık yolunda -sürekli önüne çıkarılan tüm engellere rağmen- kararlılıkla yürüyen Türk ulusunun bir ferdi olarak, kesinlikle imkansız...

Öncelikle samimiyetle şunu söylemek istiyorum: Ben, müstehcen, cinsi arzuları tahrik ve istismar edici nitelikte bir kitap yazmadım. Benim yazdığım kitapta bazı erotik bölümlerin olması, anlatılan konunun gerektirdiği sınırlar içindedir. Kaldı ki; takdir edersiniz ki erotizm, cinsellik yaşamımızın reddedemeyeceğimiz, doğal bir parçasıdır, hatta en temel güdülerimizden biridir. Bunu yok saymak, gizlemek, toplumun genel ahlakını tehdit eder bulmak, oldukça tutucu ve geri kalmış bir zihniyetin yaklaşımı olmalıdır. Ayrıca, iddia edildiği gibi kitapta argo, amiyane tabirler hiç kullanmadım, bunun tek bir örneğini bile bulamazsınız. Ar ve haya duygularını rencide edici, cinsel duyguların sapkın ayinlerle tahrik edildiği iddiası da yanlıştır, tam tersi hatta; kitap tümüyle bunların yanlışlığı ve saçmalığı üzerine kurulmuştur...

“İnceleme”, “Hukuki Durum” ve “Değerlendirme” bölümlerinde bu kararın gerekçeleri dile getirilmiş, toplumların varlıklarını koruyabilmek ve toplum düzenini sağlayabilmek amacıyla “ sosyal normlar” oluşturduğu, basın-yayın araç ve organlarının bizzat bu normlara uymak zorunda oldukları gibi, toplumu bu konuda yönlendirme, ikaz etme, hatırlatma görev ve sorumluluğu ile de yükümlü olduklarını, bu görev ve sorumluluğun toplumsal nitelikte olduğu ve söz konusu kitapta yayınlanan yazıların bu toplumsal görev ve sorumlulukla bağdaştırılmasının mümkün olmadığı belirtilmiş...

Bu sosyal normlar nedir, herkes için aynı mıdır, değişmez, yorum kaldırmayan bir tanımları var mıdır? Örneğin; Hakkari'nin, Rize'nin, Muğla'nın, İstanbul'un sosyal normları aynı mıdır? Bırakın farklı şehirleri, hatta bir şehrin farklı semtlerini; aynı sosyal çevredeki insanlar için bile aynı mıdır bu "norm"lar? Her gün değişmiyorlar mı? 50 - 100 sene öncekileri geçin, 10 yıl önceki normlarla bugünküler arasında bile dağlar kadar fark yok mu? Hem, hepsinden öteye; ben neden böyle bir zorunluluk içinde olayım?.. Başkalarının -kendilerince- tanımladığı görev ve sorumluluklarla bağdaşan kitaplar yazayım? Ben Milli Eğitim Bakanlığı için -özel siparişle- ders kitabı yazmıyorum ki, roman yazıyorum!..

Aum bir sanat eseridir; başarılı veya başarısız, bunun kararını herhalde devletin bir kurulu değil, okurlar ve edebiyat eleştirmenleri vereceklerdir. Hiçbir sanatçı eserlerini toplumun varlığını koruyabilmek, toplum düzenini sağlayabilmek, toplumu ne idüğü belirsiz sosyal normlara uymaları için yönlendirme, ikaz etme, hatırlatma görev ve sorumluluğu ile yaratamaz. Her şeyden önce bu, sanatın ve sanatçının ruhuna aykırıdır, ancak totaliter bir rejimde, rejimle uyuşan ya da uyuşmaya çalışan, ona kayıtsız şartsız hizmet etmeye odaklanmış bir anlayışın ruhunu temsil edebilir. Sanatçı zaten görülmeyeni görmeyi başaran, sıradanın dışında bir bakış açısı yakalayabilen, insanlara farklı seçenekler sunan, eserlerinde zamanın ve mekanın ötesine taşabilen ve bunlara kendince bir estetik katarak topluma sunan kişi değil midir? Onun tek bir görev ve sorumluluğu olabilir, o da sadece kendine karşıdır; en güzelin, en farklının, en bilinmezin peşinde koşmak, yeteneklerinin ulaşabildiği sınırlarda yeni eserler üretmek. O kadar!..

Sayın Yargıç, kurul üyelerinin Aum’un tamamını dikkatle okudukları ve kendi bütünlüğü içinde değerlendirdikleri kanaatinde de değilim. Sanki biri kitabı şöyle üstünkörü bir okuyup içinden seçtiği “belli” bölümleri önlerine koymuş gibi... Bu düşüncem, kitapla ilgili tüm yargılarının, aradan cımbızla seçilmiş birkaç erotik tasvire dayandırıldığı, geri kalan bölümlerdeki yoğun felsefi, bilimsel ve edebi bölümlerin tamamen gözardı edilmesinden, yok farzedilmesinden ve “kitabın bu haliyle hiçbir bilimsel ve edebi yanının bulunmadığı gözlemlenmiştir” gibi -takdir edersiniz ki!- oldukça kaba ve incitici, hangi “normlar” göz önüne alınarak varıldığı belirsiz bir hüküm içermesindendir. Kaldı ki, Aum’da (ve daha önce yayınlanmış olan “Büyük Yapıt” adlı romanımda da) okuyucunun ilgisini kaybetmek pahasına dahi olsa, bilimsel konulara büyük ağırlık vermiş, bu konulardan bir roman kurgusu içinde bahsederek, bilimin anlaşılmaz tabir ve sayılarla dolu, soğuk, ürkütücü kabuğunu kırmaya çalışmıştım. Ve sonuçta, sayın Muzır Kurulu’nun takdiri bu; anlamaya çalışıyorum ama bir türlü anlayamıyorum...

Bir de kadınları "tüm cinsel arzuları karşılayan bir obje" olarak ortaya koymuşum. Ne alakası var, her yazar kahramanlarına "olası" davranışlar tasarlar ve bunları kağıda döker. Bu davranışların "sıra dışı" olması bir suç değil, aksine yazarın yaratıcılığının göstergesidir. Aum'daki kadın karakterler hiç olmayacak, hiçbir kadının yapmayacağı, kesinlikle yapmaktan kaçınacakları davranışlar mı sergiliyorlar? Bana kalırsa; hayır! Pekala olabilecek, bir kadının (ya da bir erkeğin, burada cinsiyetin önemi yok!) yapabileceği davranışlar anlattıklarım. Ha, evet, bir kadın yapmaz belki bunları, ama bir diğeri çok daha fazlasını yapar!..

Şu konuya da değinmeden geçemeyeceğim; Muzır Kurulu’na göre, insanlar dünyanın her tarafında çıplaklık ve cinsel ilişkinin gizliliğini tarihin ilkel çağlarından beri vazgeçilmez bir kural olarak uygulaya geliyorlarmış! Böyle bir yargı karşısında ne diyeceğimi şaşırıyorum. Tarih boyunca çıplaklık ve cinsel ilişki çok önemli ve kutsaldır, çünkü özünde insan bedeninin saflığından kaynaklanan güzelliğini ve yeni bir can yaratmanın, bereketin, sonsuzluğun en önemli ve gerçek simgelerini taşır. Sadece, son dönemlerde “günah” kavramıyla birlikte çıplaklığın ve cinsel ilişkinin mahremiyeti görüşü dayatılmıştır. Kişisel ve toplumsal görüşlerle, inançlarla, bugünkü ahlak anlayışıyla bağdaşmayabilir ama tarihi ve sosyolojik bir gerçekliktir bu! Ben, romanda tümüyle hayali, kurgusal bir din çerçevesinde, bilim ve felsefeyle olabildiğince beslemeye çalışarak düşüncelerimi, farklı, eleştirel bir görüş açısını sunmaya çalıştım okurlara; doğrudur-yanlıştır, beğenilir veya beğenilmez, o yalnızca okurun kararıdır...

Biliyorum; yeni, diğerlerinden farklı bir şeyler söylemeye çabalayan insanların karşısına dikiliveren bu yasakçı zihniyet, düşünce özgürlüğü karşıtı tutum ve tavırlar çok insanın yüreğini yaralıyor ülkemizde. Bu karara kızmanın, sinirlenmenin ötesinde, özellikle çok üzüldüm... Yaklaşık üç yıldır yurtdışında yaşıyorum. Uzakta olunca insan, büyük bir özlem duygusu içinde, geride bıraktığı her şeyin güzel olduğu sanısına kapılıyor, ülkesindeki tüm olumsuzlukları unutma, orayı bir cennet gibi görme havasına giriyor elinde olmadan ve ülkesiyle ilgili her güzel şeyin haddinden fazla sevindirmesi gibi onu, en sıradan olumsuzluklar da gereğinden fazla acı veriyor. Fikirler suç sayılıyor hâlâ; belli bazı kesimlerin görüşleri dışında bir şey yazmak, söylemek yasaklanmaya çalışılıyor. Peki, sanatın, sanatçının anlamı ve değeri nedir ülkemde, Avrupa Birliği’ne girmek için uğraşırken bir yandan, kitapları anlamsız suçlarla mahkum etmek, toplatmak nasıl bir çelişkidir acaba?..

En içten saygılarımla...

Murat Hiçyılmaz"

...

(2003 yılında yayınlanan 'Aum' isimli romanım, Muzır Kurulu tarafından "sapkın fanteziler zinciri üzerine kurgulanmış, kaba ve iğrenç orgazm patlamalarıyla halkın ar ve haya duygularını rencide edici" ve "hiçbir bilimsel ve edebi değeri olmayan, gayrı ahlaki bir kitap" olduğu gerekçesiyle ve basın-yayın araç ve organlarının "toplumların varlığını koruyabilmesi ve toplum düzenini sağlayabilmek için görev ve sorumlulukları olduğu" ve Aum'da “yayınlanan yazıların" bu toplumsal görev ve sorumlulukla bağdaşmadığı için, yasaklanması istemiyle mahkemeye verildi. Mahkemenin saptadığı bilirkişi heyeti ise "okuyucuyu düşündürerek dert edindiği soruları okuyucunun da sormasını sağlayan, hatta içerdiği bilimsel boyutla ilginç bir bilgilenme deneyimine neden olan edebi bir eser" ve "farklı anlatı biçimlerinden -şiir, kısa öykü, bilimsel makale vb.- yararlanılarak, titiz bir çalışma sonucu yazılmış çok katmanlı bir roman" diyerek akladı Aum’u. Yukarıdaki bölüm ise, benim mahkemede yaptığım savunma konuşmasının tam metni!)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?