Perşembenin Öyküsü: SINAV

KORKU FİLMİ

Her öğrencide vardır sınav gerginliği.

Sınavı öğrencilerin başına Cambridge Üniversitesi’nde özel ders veren kimyager William Farish bela etmiş.

1792’de icat çıkarmış; “Öğrencilere not verelim”.

Ve başlar böylece öğrencilerin not ile korku imtihanı.

Öteki deyişle her keresinde “biz bu korku filmini yaşıyoruz” cinsinden.

229 yıldır, 83.585 gündür dünyada her öğrenci, rahmetli kimyager William Farish’in bilmeden adını, çınlatıyor kulaklarını…

Kimyager William Farish öğrencinin dersi öğrenmesiyle ilgilenmiyordu.

Öğrenciye bildiği kadar not veriyordu.

Notlarla izliyordu öğrencilerini.

Burada kopmaya başladı dananın kuyruğu. Öğrencinin o dersi iyi bildiği yalnızca not ölçebilir mi? Not kaygısı, konuyu bilmeye yetersiz kalabilir.

Ya sınav korkusu?

En anlaşılır örnek Korsikalı Fransız Napolyon Bonapart. Asker, politikacı ve imparator I. Napolyon. Yazdırır dayısı topçu okuluna. Çağırır dayısını ilk dönem sonu okul müdürü. “Napolyon’dan öğrenci olmaz. Okuldan alın.”. Kalır okulda dayısının ısrarıyla.

İyi ki ikna oldu müdür.

Fransa'nın bugünkü hukuk temeli Napolyon Bonapart’ın hazırlattığı uygar yasa metniyle atıldı. 1804’te yürürlüğe girdi. Yasa yetersiz kaldığında yargıca yorum yetkisi verildi. Böylece Fransa’da içtihat hukukunu da başlatmış oldu.

Fransa ordusuna üstünlük sağlayan uzun menzilli topların planlarını çizdi. Ürettirdi. 1800 – 1815 arasında 15 yıl savaşlara girdi.

Hem de savaşlara girdi korkusuzca.

Ancak savaşlardan çekinmeyen Napolyon’u kara kara düşündüren, dermansız bırakan sınavdı bir tek korktuğu. Ödü kopuyordu sınavdan. Ruhsal çöküntü yaşıyordu…

Topçu okulu müdürüne göre aptaldı.

Kimyager William Farish’in not sistemi, eğitimi not almak için ders çalışma olarak anlaşılmaya başlanmıştı artık.

Sınav için ders çalışmak olarak algılatmıştı.

Daha çok çalış!” sözünü etmeyen ve duymayan kaç öğretmen ve öğrenci olabilir?

Kuşkusuz böyle değil… Abartıyorum…

Ama 229 yıldır…

Ders çalıştım… Ders çalışıyorum…

Ders çalıştın… Ders çalışıyorsun…

Ders çalıştı… Ders çalışıyor…

Ders çalıştılar… Ders çalışıyoruz…

Ders çalışsın dursunlar… Dursunlar da yüksek notlar çok alıngan; gözükmüyorlar sınav kâğıdında… Gene mutsuz öğrenciler…

Ve öğrenciler vardır sınavdan önce. Gülerler… Umursamazlar her nedense “sınav uçurumu”nu…

Sürer giderken bu durum bir gün açılır bir sınıfın kapısı.

Girer yeni tarih hocası içeri. Kalkar öğrenciler ayağa. Oturtur eliyle. Bakar öğrencilere sanki hepsini birden tanımak ister gibi.

Süzer öğrencileri… Ve tanıtır kendini;

- Ben yeni tarih öğretmeniniz Bora Eskici. Hemen konuya giriyorum. Sınava iki hafta kala öğretmeniniz hastalanınca sizi sınamak bana kaldı. O nedenle iki hafta önce sınav olacağınız konuları bir on sayfalık kitapçıkta topladım. Çalışın diye verdirdim. Herkes imza karşılığı almış.

Ve herkes sınava o kitapçıkla gelecek diye belirttiğimi de ilettiler.

Kitapçığı herkes yanında getirdi mi?

Gösterin bakim… Tamam. Dağıtacağım sınav kağıdında beş soru var.

Sınav bir saat. Kitapçıklara bakarak yanıtlayacaksınız. Öğretmenler odasında bekliyor olacağım. Sınav bitince biriniz kâğıtları getirsin bana.

Ve bir hafta sonra…

Tarih öğretmeni Bora Eskici girer sınıfa gene. Ayağa kalkar öğrenciler gene.

Eliyle oturtur tarih öğretmeni Bora Eskici gene. Süzer öğrencileri…

- Kalkın hepiniz ayağa. Şimdi okuyacağım sıraya göre oturacaksınız sınıfta.

Tarih öğretmeni Bora Eskici’nin okuduğu sıraya göre oturur öğrenciler. Esmiştir sanki bir lodos sınıfın içerisinde. Son öğrenci de oturduktan sonra sorar beşinci sırada oturan öğrencilerden birisine;

- Sınav nasıl geçti. Kaç bekliyorsun?

- Küçük şeyleri sorun etmezseniz yedi veya sekiz.

- Sonra sırada oturan hanımefendi. Siz?

- 10’dan bir başka not gelirse, sınıfa ayran ısmarlayacağım.

Seslenir sınıfa;

- Sınavda böyle oturmuştunuz.

Şaşkındır öğrenciler. Bakışırlar birbirlerine… Kaldırır elini ikinci sıradaki öğrencilerinden birisi ve konuşur;

- Nerden bildiniz öğretmenim? Sınıfta kamera yok.

- İlk sırada oturanlar 10 aldı. En arkaya gidinceye kadar notlar birer ikişer 3’e kadar düştü.

Başlar bir ortak yakınma…

- Nasıl oluyor öğretmenim?

***

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2022’nin en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?