Önce sağlık, sonra siyaset...

Uzun bir ara oldu...
Kısacası yeniden merhaba...
Demiştik sağlık önemli... Sağlıkta bırakmıştık oradan devam edelim...
Önce Denizli'de görece bir küçük operasyon, sonra İstanbul'da büyük bir yaşamsal tehlikenin köşesinden İstanbul Yedikule Göğüs Hastanesi'nin uzmanları sayesinde yaşama yeniden merhaba...
Operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Muzaffer Metin Hoca ve yardımcılarına , hastane personeline milyon kere teşekkür...
Şimdi bıraktığımız yerden devam...
Bu arada da  Türkiye yine aynı.. 
Türkiye çok hızlı değişiyor...
Yani Ama hızlı karar almada eli çok ağır..

Çevresi de, kendisi de  çok hızlı değişiyor ve de İslam coğrafyası ile aramız pak iyi değil, hatta biraz fazlaca kötü...
Avrupa ile farklı mı... 
İnişli çıkışlı gibi görünüyor ama adamlar ilk fırsatta bizi bir kaşık suda boğacak neredeyse...
Yunanistan ise kendi beceremediği için Türkiye'nin iki ezeli  düşmanı ile iş birliği yaptı...
Fransa ve ABD, Rusya için Yunanistan'a yerleştik derken her ne hikmetse tüm namlularını Anadolu'ya dönük tutuyor...
ABD nereden çıktı derseniz onu bir gün anlatırız..
Çünkü o çok uzun bir hikaye...
Birde eski dost İsrail ve Mısır ise şimdilerde en azılı düşmanlarımızdan

Peki biz neden böyle olduk...
Çünkü içeride ki derdin dışa yansıması bu sonuçları doğurdu...
Ama biz içeride hala aynı kavganın peşindeyiz...
Bu kavga pekte hayra alamet değil...


Neden mi...

Sebebi gayet açık...

Türkiye laik bir cumhuriyettir...

İslam coğrafyasının kralları prensleri ise  şeriat adına ülke yönetiyor...
Kestikleri kestik astıkları astık...
Dinleyen var mı?
Oysa Türkiye öyle mi..
Hiç bir dinsel örgüt kurulamaz...

Sünni, alevi, şii, nakşibendi, Fetullahçı, süleymancı, hiç bir tariakat cemaat resmi dernek kurulamaz...


Lozan "gayri müslimlere" böyle bir hak tanımış sadece..

Ama bu sadece yazılı metinlerde kalmış...

Hatırlayalım

Anayasa diyor ki; Türkiye Cumhuriyeti laik bir cumhuriyettir...
Laik olan devlet değildir, bireylerdir...
Yani hem devlet, hem bireyler laiktir her iki kes,imde aynı derecede sorumludur.

Fransız devriminden sonra yapılan laiklik tanımında ki, hala geçerli tanım ve yorum o dur.  Bu tanım der ki; Devlet dini esaslara göre yönetilemez. Devlet tüm dinlere eşit mesafededir. Ancak din devletin denetiminde olmalıdır. Çünkü din kişilerin kişilerin veya grupların yönetimine ve eline geçtiğinde tehlikeli boyutla ulaşabilir...

İşte diyanetin ve devlet denetiminde olduğu farzedilen Fener Patrikhanesi'nin mevcudiyeti bu ana esas üzerine kurulmuştur...

Bu tanımı şöyle bir düşünün ve Türkiye'de tarikat adı altında çalışan bir takım guruplara bakın...

Ne göreceksiniz..

İran örneği önümüzde duruyor...Suudi örneği ise tüyleri ürpertiyor... Afganistan örneği ise taptaze ve canlı ve orada neredeyse kan gövdeyi götürüyor. Geçmişte  Din ve tarikat adına dökülen kanlar ise hala kurumadı...

İşte, hilafetin kaldırılmasıyla kurulan Diyanet, devletin kendisi için tehlike gördüğü Sünni-Hanefi inancının nakşibendi tarikatını kontrol edebilmek için yapılandırıldı.
 Yani dendi ki; inançta ve uygulamada vatandaş özgürdür. Ancak din adına herhangi özel bir talepte bulunulamaz...
Devlet insanların dini inançlarına müdahale edemez ve telkinde bulunamaz...
Peki diyanet bunu başarabildi mi.. 
Başardı mı, kesinlikle hayır...Aksine kriz daha derinleştirmiş görünüyor...
Yaşadıklarımız bunun bir kanıtı..
Hem devlet katında hem de bir kısım halk arasında bunun uç örneklerini görüyoruz..
Kanıt mı?
Onuda siz bulun her gün tv'lerde haberler izlemiyor musunuz...
Hayır diyorsanız, dikkatinizi toplayın...

Mehmet Aycan / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Aycan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

05

Abdurrahim Çokgüngör - 1*Öncelikle geçmiş olsun derim. Sıhhat ve afiyet insanın en büyük zenginliğidir. Ancak o da Allah’ın izni ile olur. Cenab-ı Allah kendisine inanmayana da sıhhat ve şifa verir, Rahman ve Şafi isminin gereği olarak. Çünkü Rab olarak yarattıklarının her ihtiyacını karşılar. Tabi Hakim ismi çerçevesinde. Hz. İbrahim’in bir sözü vardır. (Hastalandığımda bana şifa veren O’dur) Şuara/8. Ayrıca hastalık rahmeti gereği günahları yakar. Dedikten sonra esas gelelim. Bazı konular var, ki kapsam alanını bilerek yorum yapmak yazım. Yani bilgi sahibi olmak gerekir. Laiklik konusunda bazı rahatsızlıklara meydan vermemek için üstü kapalı demek isterim ki, laiklik devlet ve adamlarını bağlar. Halkı, milleti, insanı ferdi bağlamaz. Kaldı ki laik devleti yöneten siyasi ve idareciler de işinde laik, ama özel hayatında dinine göre yaşar. Çünkü laiklik devletin dini kurallara göre yönetmeme esasına dayanır. Burada vatandaşı bağlayan bir husus yoktur. İnanç sahibi dinini, inançsız da dinsizliği yaşar baskı olmadan. Laiklik bu konuda her ikisine eşit mesafededir. Bunun böyle olduğunun delili batıda Hıristiyan ve muhafazakar etiketli partilerin varlığıdır. Laiklik demokratik haklarla sınırı çizilmiştir. Kilisede koro yöneten İngiliz Başbakanı bilirim. Edward Heath.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Kasım 03:39
04

Abdurrahim Çokgüngör - 2*Batılı dünyasında 4 asır nce muharref bir dini red ederek hakikati aramadan içgüdü ile inkara giderken icad edilen laikliğin gerçek kurucularının niyet ve gayesini çok iyi bilmek lazım. Laiklik batıda yönetme hükümleri olmayan bir dinin din adamlarının tahakkümüne karşı çıkmanın adıdır. Müslüman milletlerin değil. İslam dininin kitabı Kur’an’ın 4 esası vardır. Tevhid-Nübüvvet-Adalet-Haşir. Siyaset burada adalet ile hükmedilmesini ön görür. Bunun içinde dini olmayan konularda halkın ihtiyaçları konusunda rey ve meclisi ön görür. Halka sorulması emri vardır. Böyle olunca adalet, devlet yöneticilerinin temel ve esas niteliği olmuş oluyor. Kur’an ferdi ve aileyi muhatap alır. Siyasetçiyi değil. Devlet yöneticisini değil. Bunun iyi bilmek lazım. Bize laikliği nasıl geldi? Şöyle kısaca belirteyim. 1789’u icad edenlerin ikinci başarısı Osmanlı saray ve devletine entrika ile sızması olmuştur. Özellikle sivil ve askeri bürokrasiye. Gayeleri koca bir coğrafyayı bir bayrak altında tutan hilafet müessesini yıkmaktır. Batılılar doğuya ve zenginliklerine erişmek için yakın doğuyu kontrol altına almak istemiştir. Ve ilk başarıları 1806 ve 1808’de oldu. Bunda iç içe iki ortak var. Batılılar için yeni sömürge, Siyonist-mason güçler ise Filistin’e sahip olma amacını taşıyor.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Kasım 03:37
03

Abdurrahim Çokgüngör - 3* Bu amaçla etnisiteleri kışkırtarak yani dini ve ırki azınlıkları isyana teşvikle bu birliği bozarak amaçlarına nail olmuşlardır. Bir küçük not belirteyim: İslam’da raşid hilafet ancak ve ancak 37 yıl sürmüş ve Hz. Hasan ile son bulunca saltanata inkılap eder. Ve Hz. Peygamber gayb aşina gözle bunun görerek hayıflanarak haberini verir. Ve raşid hilafet sonrası İzafi hilafet devreye girer. Emevi, Abbasi ve Osmanlı raşid değil, izafi hilafete sahip idi. Bunların içinde Kur’an’ın öngördüğü meşveret ve şuraya uyanların bir manda meşru iken, uymayanları yani keyfine göre hareket edenlerin hilafeti şüphelidir. Şu unutulmasın dinde zorlama loktur. Bu bir emir. Sonra İnanmayanların dini onlara inananların dine inananlara dair ayet var. Kur’an’ın mana mertebelerinde yer alan işari ihbarlara göre İslam’ın hakimiyetinin duraksadığı tarih tam tamına 1808. Bir asır sonra ise biter. 1909. Artık İslam’ı temsil eden siyasi ve maddi olarak hiçbir devlet yoktur. O zaman ne olur bilir misiniz? Halifetullah devreye girer. Bir manada Risalet-i Ahmediye. Bu risalet ilerde yine Türklerin çabaları ile Risale-i Muhammediye’ye inkılap eder. Ne zaman sonra olacağı derin tefsirlerde var.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Kasım 03:36
02

Abdurrahim Çokgüngör - 4*Osmanlı’nın temsil ettiği Hilafet-i Muhammediye’ye ilk hıyanet İngiliz desiselerine dünyevi saltanat için aldanan Suudilerden geldi. Suudiler İngiliz oyunu ile giriştikleri bütün eylemlerde laikliği icad edenlerin bir kanadının hükmüne tabi olarak Osmanlıya (dini değil siyasi kanat) hıyanet etti. Önce İngiliz 1946’da ABD vesayetine kabul ederek gavur gölgesinde hatta onarın entrikalarına alet olarak İslam dünyasının acılarına acı kattılar. Şimdi onarın ülkelerini şeriata göre yönettiklerini kim iddia edebilir? Kaldı ki, Hz. Peygamberin bu hali yüzlerce yıl önceden haber verirken İslam dinin en kalabalık milleti olan Türkler için ne söyler? Bilmek lazım. Siz hangi şeriata göre Arap şeyhlerinin ülke yönettiğini iddia ediyorsunuz? Gavur vesayetinde şeriat devleti olur kum? Bakın Osmanlı bir şeriat devleti değildi. Dine saygılı bir devletti. Osmanlı geleneksel Türk devlet yönetimini benimsemişti. Ancak samimi ve dine saygılı olarak. Hilafet siyasi hükümranlık için alınmış ve İslam dünyasını temsil edilmek istenmiştir. Osmanlı’da hilafet iki kurumdan oluşur. Saltanat yani siyaset ve meşihat. Meşihat İslam dünyasının dini konularına bakan bir kurumdur. Siyasi kanat ise İslam dünyasının hem ordusu hem bayraktarı olarak fütuhatlarla ilgilenmiştir.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Kasım 03:34
01

Abdurrahim Çokgüngör - 5*Osmanlı tasfiye edilince Meşihat dairesi diyanet adı altında muhafaza edilmiş ama ona verilen görev sadece dini personel genel müdürlüğüdür. O kurumun muhafazasının tek ve yegane sebebi ise asayiş endişesinden doğmuştur. Sizin iddianız gibi tarikatları kontrol misyonu yoktur. Çünkü tarikatlar diyanete bağlı değildi hep bağımsız oldu. Bir diğer husus İran bir şeriat devleti değildir. Osmanlı ile giriştiği siyasi rekabette siyasi menşeli Şiiliği yani kıyamete kadar Hilafetin ehl-i beyte ait olduğu siyasi görüşünü benimseyerek kendine kutsallık izafe etmiştir. Ehl-i beyti siyaseten istismar etmiştir. İran, Suudi gibi bir mezhep devletidir. Şimdi yazacaklarımı iyi öğrenin. Siz bana büyük imamlardan hatta her asırda gelen 12 mücedditten birinin siyasi gayeler güttüğünü bana gösterebilir misiniz. Belki bilmezsiniz ehl-i din yani din büyükleri siyasetten uzak kalmışlardır. Niçin? Allah’a gizli şirk koşma kaygısından, Çünkü onarın maksat-ı rıza-yı ilahi kazanmak, rıza-yı nas yani insan ilgisini çekmek değildir. Bu gizli şirk sayılmıştır Allah rızası için halkı aydınlatmak ve eğitmektir. Öyle olduğu içindir ki hiçbir din büyüğü kılıcı kuşanıp kan dökmemiştir. Sonra hiç kimse ve kuruluş din adına kalkışamayacağı gibi din için yurt içinde silaha sarılamaz. Bu Kur’an emri.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Kasım 03:33


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?