Vahşi Türkiye!

Televizyonda National Geographic Wild'de yayınlanan seri bir program var.
Programın ilk adı 'Vahşi!' İkinci adında hangi ülkede çekildiyse oranın adı yazıyor. Örneğin 'Vahşi Kolombiya', 'Vahşi Rusya', 'Vahşi Hindistan' gibi... O ülkenin ormanları ve ormanlarında yaşayan hayvanları müthiş görüntülerle ekrana geliyor. Mükemmel, tavsiye ederim!
Yıllardır izliyorum, bekliyorum; 'Vahşi Türkiye ne zaman çekilecek?' diye.
Çekilmedi. Sanırım da çekilemeyecek. Çünkü Türkiye'de bu kanalın çekim yapabileceği geniş bir vahşi alan kalmadı. Çünkü her yere vahşi kapitalizm el attı!
Karadeniz'in dağları mesela... HES kurulmadık yer kalmadı. Dereler cılız akıyor, balıklar yok oldu.
Ege'nin iç kesimleri... Hatta bazı sahil bölgeleri... Maden de maden diye diye delik deşik edildi.
İç Anadolu'nun ovaları, Akdeniz'in güzelim yaylaları... Türkiye'nin dört bir yanına saatte 2 araba geçecek diye duble yollar, otobanlar yapıldı. Hoyratça ormanlar ikiye yarıldı, yüzyıllardır o ormanları kendilerine yurt edinmiş canlılar ne yapacağını şaşırdı. Çünkü yarısı karşı tarafta kaldı.
Ormanların içine Termik Santraller dikildi; bacaları zehir tütüyor!
Son büyük yangında gördünüz işte; Milas - Bodrum arasındaki o güzelim ormanların içindeydi santraller. O bölgedeki dereyi de kurutmuşlar çoktan. Şimdi ormanlar da tamamen yandı cayır cayır!
Hiçbir şey kalmadı.
Aslında yine de yapılabilir 'Vahşi Türkiye' diye program!
Programda gözleri bir türlü doymayan o iş adamları (!), müteahhitler, madenciler ekrana getirilebilir.
Merak edeni çoktur, ben de merak ediyorum;
"Yahu arkadaş bir adamın 1 milyar doları olmasıyla 3 milyar doları olması arasında ne fark var?"
1 milyar doların varken de sülalenle birlikte rahat rahat yaşarsın, 3 milyar doların varken de...
Her durumda yiyeceğin 2-3 tabak yemek! 1 milyar doların varken de yiyebilirsin kuzuları, envayi çeşit balıkları, ender bulunan meyve ve sebzeleri, 3 milyar doların varken de...
Her iki durumda da dünyayı defalarca kez tur atabilirsin istediğin araçla.
Dilediğin yerde yaşayabilirsin de...
'Vahşi Türkiye'de' bu insanlar ekrana getirilip, mikrofona konuşabilirler... Neden bu vahşilikleri diye...
Neden doymuyorsunuz kardeşim? Neden para uğruna yok ediyorsunuz dağı, tepeyi, ovayı, dereyi?
Daha fazla daha fazla daha fazla... Bakıyorum yaşınız da gelmiş artık yolun sonlarına... Hala neyin hırsıdır bu?
Yurt dışına para kaçırmalar, vergiden kaçmalar, devlete sığınmalar...
Yetti artık.
Bir de vakıf oyunları var bunların.
Vakıf kurarsın, kendi mal varlığından ve servetinden vakıfa para aktarıp, muhtaç kişilere yardım yaparsın.
Bunların kurduğu vakıflar ise devlete çörekleniyor!
Devletten para, devletten bina, devletten araç... Nedir bundaki amaç!
Bıkmadınız mı artık yemekten, yorulmadınız mı garibanın payını çalmaktan.
Bir ülkede zengin azınlık servetine servet kattıkça, çoğunluğun payı daha düşüyor. Bizde düşe düşe artık milyonlarca kişi açlık sınırında yaşıyor!
Bu bir avuç azgın azınlık ise doymuyor, doyurulamıyor.
Toprak doyursun gözlerini ne diyeyim?
En iyisi Tevfik Fikret'in şiiriyle bitireyim:

Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor – bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizden bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Gürel Yurttaş / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?