“Haa, diyorsunuz ki; bu iş sizi aşar!”

(…)

Ki: Yeter ama artık. Lütfen garip şeylerden bahsetmeden, felsefi yorumlar ve kelime oyunları yapmadan, yaşadıklarımızla ilgili duygu ve düşüncelerinizi açık seçik, net, anlaşılır bir şekilde söyler misiniz? Bunca konuşmanın ardından, işitmeyi beklediğim tek şey bu.

Uz: O halde, yalnızca şunu sorayım size: Farz edelim ki, çok zeki bir şempanzeye konuşmayı öğrettiniz. Ya da, onunla bir şekilde anlaşabiliyorsunuz diyelim. Ona bir metal yığını olan uçağın mesela, neden, nasıl havada durabildiğini, hatta bir yerden diğerine çok uzun mesafeleri nasıl kat edebildiğini açıklayabilir misiniz?

Mu: Haa, diyorsunuz ki yani; bu iş sizi aşar! Öyle mi?

Uz: Değil dostum, öyle değil. Sizler zeka kapasiteleri sınırlı bir şempanzeden çok daha fazlası olduğunuz için, hayal kurabildiğiniz ve gözünüze görünmeyeni de görebildiğiniz için, elbette o ‘iş’in de sırrına vakıf olacaksınız mutlaka. Ve şu yaşadıklarınıza bakılırsa, epeyce yaklaşmışsınız.

Ra: Yaklaştık ama, henüz varamadık sanırım.

Uz: Haydi, şu soruma da yanıt verin o vakit: Canlı varlıkların hepsinin eninde sonunda öldüğünü, öleceğini bildiği halde, insanoğlu binlerce yıldır hep ölümsüzlüğü düşünür, ölümsüz yaşamlar üzerine hayaller kurar, değil mi?

Mu: Doğru. Ben bile bir kitap yazdım, tam da bu konu üstüne.

Uz: Gördünüz mü? Ölümsüzlük üzerine düşünen, yazan, çalışmalar yapan herkes öldü, ama halen ısrarla bu konuyu düşünmeye devam ediyor insanoğlu.

Mu: Korkuyor çünkü. Dinlerin bile asıl dayanak noktası, öldükten sonra bir yaşam, hem de sonsuz bir yaşam olduğu iddiası değil midir zaten?

Uz: Orası işin bir başka yönü! Fakat sonuçta sizi şempanzeden ayıran asıl fark; ölümsüzlüğe ulaşma şansınızdan öte, ölümsüzlük hakkında düşünebilme yeteneğinizdir.

Ra: Hımmm, güzeeel…

Uz: Ölümünü doğallıkla kabullenen şempanze, binlerce yıl önce de aynıydı ve çevreye uyum şartlarından doğan evrimsel değişiklikler haricinde, binlerce yıl sonra da aynı kalacak. Ancak sizler bambaşka bir yola girdiniz ve artık bu yolun dönüşü yok.

Ki: Dikkatimi çekti; konuşmaya başladığınızdan beri, nedense kendinizi bizlerden ayrı tutmaktasınız sürekli. Neden hep bizler değil de, sizler diyorsunuz, sorabilir miyim?

Uz: Çünkü aynı aynada siz farklı yansımalar görüyorsunuz, ben farklı. Henüz ‘biz’ olmak için erken.

Mu: ‘Biz’ olup, o aynadan size yansıyanları da görebilmeyi isterdim doğrusu.

Uz: Neden olmasın? Biraraya geldiğimiz andan itibaren ‘biz’ olmaya başladık aslında.

Ra: Ve bizler, yanıtını veremeyeceğimiz sorularla uğraşmayı bırakıp, yaşadıklarımızın ne manaya geldiği ve buradan yola çıkarak nereye varacağımız üzerine düşünmeye başlamalıyız diyorsunuz yanılmıyorsam.

Uz: Yanıtını veremeyeceğiniz değil, hayır, yanıtını daha sonraki aşamalarda, kendiliğinden bulacağınız sorular onlar. Her soruyu beyninize düşen bir tohum gibi düşünün sadece. İçinde neler sakladığını ise, sabrederek, emek vererek ve umut besleyerek yeterince, zamanı gelip filizlendiğinde görürsünüz ancak.

Ki: Tamam, ne demek istediğinizi anladım; bazı soruların yanıtlarını şimdi değil, ancak zamanı geldiğinde bulacağımızı söylüyorsunuz ama, eğer bir şeyler biliyorsanız hakkında, önceki akşamki o baygınlık veya uyku esnasında gördüğüm öteki ‘ben’lerin var olup olmadıklarıyla ilgili aydınlatın bizi hiç olmazsa. O kadar sahiciydiler ki.

Uz: Madem çok merak ediyorsunuz, dinleyin o vakit: Evrendeki her şey gibi, yaşamlarınız da sonsuz bir döngünün parçasıdır. Dolayısıyla, bittiğini sandığımız her şey, o an itibarıyla yeniden başlar. Sonra bir daha, bir daha, bir daha… Hiçbir şey bitmez, sadece başa döner ve sonsuz bir devinimin içinde tekrarlanır durur. Şu adına ‘Büyük Patlama’ dedikleri olay gerçekte nedir, bir düşünsenize: Yaşam döngüsünü tamamlayan evrenimizin, bir kez daha, yeniden doğması! Döngünün bitmesi için zamanın durması gerekir, bunun başka bir yolu yoktur. Zaman ise hiç durmaz. Çünkü o, adına döngü dediğimiz şeyin ta kendisidir zaten. Ve sizin yana yakıla Tanrı diye aradığınız şey de, odur aslında.

Ki: Yani, döne döne hep aynı şeyler mi yaşanıyor zaman içinde, bunu mu söylüyorsunuz? Benim kendimle ilgili gördüklerim öyle değildi ama.

Uz: Her döngü birbirinin tıpkısı değildir elbette. Tesadüfler, olasılıklar, şans, kader, kısmet, yazgı, nasıl yorumlarsanız artık, o döngünün kendi özel şartlarını belirler. Tabii, bazılarının cennet ya da cehennem olarak nitelediği durumlar da o döngülerde yaşananlardır. Bir döngü cennetken, bir diğeri cehennem olabilir kolayca. Hiçbir önemi olmayan, daha doğrusu yokmuş gibi görünen minicik bir tesadüfe, belli belirsiz bir değişikliğe bakar her şey. Aslında zaman, yani ‘Tanrı’ açısından bakınca, en ufak fark yoktur aralarında. Sonsuz tekrarlar boyunca olası tüm durumlar yaşanacaktır nasıl olsa; biri öyle olmuş, diğeri böyle, ne fark eder ki?

Mu: Aklım karıştı. Şimdi siz ardı ardına, biri bitip diğeri başlayan hayatlar mı yaşıyoruz diyorsunuz sürekli?

Uz: Evet. Ama tekrarlar arasında bir sıralama, bir zaman farkı olduğunu söylemek hem doğru, hem yanlıştır. Zaman, geleceğe doğru düz bir yol izlemediği, dairevi bir döngüye sahip olduğu ve boşluksuz, kapalı bir helezon yay benzeri, her çevrimini bir önceki döngünün tüm noktalarına bire bir değerek yaptığı için, sizin diğer döngülerdeki ‘siz’lerle karşılaşmanız, çakışmanız, temas etmeniz, yakınlaşmanız hiç de olmayacak haller değildir sonuçta. Anladınız mı?

Ra: Bir dakika, bir dakika… Durun lütfen. Bu söyledikleriniz çok enteresan. Bilimsel olarak denebilir ki…

Uz: Bilimin, dinlerin, şunun, bunun ne dediği beni hiç ilgilendirmiyor dostum. Gerçekten. Ben sadece kendi bildiklerimi anlatıyorum, o kadar. Haa, onları nereden öğrendin dersen, bak işte orası uzun hikaye.

Ki: Uzun hikaye mi? Eee, bu ne demek oluyor şimdi?

Uz: Hımmm… Kısaca ‘içime doğuyor’ desem, bu yanıt sizi ne kadar tatmin eder acaba? Etmez, değil mi? Eh, tüm bilgi, bilinmesi gereken her şey apaçık duruyor ortada, ben de gerektiği zaman, gerektiği kadarını alıyorum içinden diyelim öyleyse.

Ra: Yani siz şimdi internet gibi herkese açık bir paylaşım ağından bahsediyor olamazsınız herhalde, yanılıyor muyum?

Uz: İnternet mi? Hah hah ha… Hayır, hayır. Doğrusu, düşününce… Benziyor aslında. Ama çok daha büyüğü ve mükemmeli elbette!

(…)

(2017 yılında yayınlanan ‘Kitap/Sondan Sonra’ isimli romanımdan kısa bir bölüm!)

Murat Hiçyılmaz / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?