AUM...

AUM...

(…)

“Alo, efendim?”

“Aysu hanım…”

“Evet, benim.”

İyi günler Aysu hanım. Kusura bakmayın,rahatsız ediyorum. Uygunsuz bir vakitte aramadığımı umarım.”

“Aaa, yok, rica ederim. Kiminle görüşüyorum acaba?”

“Ah evet, özür dilerim, tanıtmadım kendimi. Ben Tarık Soyata. Eee, Profesör Tarık Soyata.”

Uzaktan yakından tanıdığı bütün akademisyenleri kafasında hızla taradı Aysu. Tarık Soyata, Tarık Soyata... Hayır, bu isim hiç kimseyi çağrıştırmıyordu.

“Pardon ama Tarık bey, çıkaramadım.”

“Eh, doğaldır, tanışmıyoruz çünkü. Cüretimi bağışlayın, bir ortak tanıdıktan aldım telefon numaranızı. Israrlarıma dayanamadı sanırım, vermek zorunda kaldı. Sizinle konuşmayı, hatta mümkünse tanışmayı istiyordum.”

Bu derinden gelen kalın erkek sesinin tınısında Aysu’nun oldukça ilgisini çeken bir şeyler vardı sanki. Sesini ciddi ve mesafeli bir tona ayarlayarak konuştu:

“Nedir acaba, öğrenebilir miyim konuşmak istediğiniz konuyu?”

“Evet, tabii; Paradox dergisinde çıkan öykünüz. Gerçekten etkileyici ve... nasıl derler, sıradışı bir öykü.”

“Teşekkür ederim.”

“Birkaç nokta ilgimi çekti öyküde. Birincisi; yaşama sahiden küsmüş, hem bizzat kendinin, hem de çevresinin kendisinden çok beklentileri olan, ama bunların hiçbirini gerçekleştirememiş ve gerçekleştirme umudunu da tamamen kaybetmiş bir insanı anlatıyorsunuz. Ha, bu arada okurken bir şeyler daha hissetttim: Sanki bir öykü gibi değil bu. Hımmm, nasıl derler, bir günlük mü desem acaba? Hani insan içinde bir şeyler hisseder ve olduğu gibi kağıda döker ya onları… Öyle işte. Anlatabiliyor muyum?”

Çok iyi anlıyordu Aysu. Yine ‘o’ dönemlerinden birinde; geçen ayki sonuncusunda, kimseyi görmeden, kimseyle konuşmadan geçirdiği bir onüç günün sonunda yazmıştı öykünün o bölümünü. Kısacık bir soluklanma molası bile vermeden acımasızca akıp giden otuzsekiz yıllık yaşamı, artık gerçekleşmesinden umudunu kestiği sayısız beklentileri, tatminsiz kalmış duyguları, hâlâ kaynaşıp duran coşkuları... Çok şeyler birikmişti o satırları yazarken kafasında. Ve çalakalem dökmüştü kağıda hepsini; nasıl geldiyse içine, tek bir noktasını, virgülünü değiştirmeden.

“Evet, çok iyi anlatıyorsunuz. Herhalde teşekkür etmem gerekir söyledikleriniz için. Yazmak istediklerimi yazabildiğim bir öykü yazmışım demek.”

“Hayır, hayır... Daha fazla bir şeyler var diyorum ben, anlamış olmalısınız. Yok mu gerçekten? Sadece düşünüp tasarlanarak yazılmış herhangi bir öykü müydü o?”

“Eeee, evet, tabii ki her öykü yazarından bir şeyler alır. Yazarken beyninizde ve ruhunuzda biriken bir şeyleri anlatıyorsunuzdur, nasıl tamamıyla ayırabilirsiniz ki öyküde anlattıklarınızla kendinizi? Ama, o kadar işte.”

Şimdi oturup, tanımadığı bir adamla telefonda özel yaşamını sorgulamayacaktı herhalde Aysu. Bu konuyu bir an önce kapatmak niyetindeydi.

“Pekala, öyle olsun. İkinci ilgimi çeken noktaya geçeyim o zaman: Öykünün diğer bölümü!”

“İlgileniyorsunuz demek siz de o tip konularla?”

“Evet, biraz. Az önce profesör olduğumu söylemiştim galiba.”

“Evet, söylemiştiniz.”

“O zaman, fizik profesörü olduğumu da söylememe izin verin lütfen.”

“Yapmayın... Fizik profesörleri de bu dünyada mı yaşıyorlar sahiden?”

“Hah hah ha... Ne sanıyordunuz ki? Başka dünyalarda hayat var ve bizler de oralardan gelen E.T.’leriz, öyle mi?”

“Vallahi, öyle bir fizik profesörü tanıdığım vardı.”

“Çok güzel. Evet, ne diyorduk; bir fizik profesörüyüm ve Amerika’da bir üniversitede kuantum mekaniğinin ‘Belirsizlik Teorisi’ üzerine çalışıyorum. Fakat başka konular da var ilgimi çeken, aklımı kurcalayan, eeee, nasıl diyeyim; üzerinde çalıştığım. Ve öykünüzün ikinci bölümünden, bilmem yanılıyor muyum, bu konularla sizin de epeyce ilgilendiğiniz sonucunu çıkardım.”

“Evet, dediğiniz gibi, bazı konularla ‘epeyce’ ilgileniyorum gerçekten. Bu arada, belirtmeden geçemeyeceğim, bir fizik profesörünün böylesi spekülatif konularla ilgileneceği pek aklıma gelmezdi doğrusu. Aslında ilginç bir şey sizin bu: Bir fizik profesörü ve açıklanmayı, anlaşılmayı bekleyen bir sürü gizem...”

“Size şu kadarını söyleyeyim: Düşündüğünüzden ve düşünebileceğinizden çok daha fazla ilgileniyorum o ‘bazı’ konularla. Hatta inanın, sırf bu yüzden Amerika’da üniversiteden bir yıl izin alıp İstanbul’a döndüm. Düşünmek, kafamdakileri toparlamak, belki de yazmak için.”

“Çok ilginç.”

“Ve sizin öykünüzü okudum tesadüfen. Aslında bu ‘tesadüfler’ meselesi de üzerinde uzun uzun konuşulacak bir konu ya! Neyse, konuşuruz belki bir gün. Sonuç olarak, öyküyü yazış tarzınız; bir tarafta duygularınızın açıklığı ve yoğunluğu, diğer tarafta ise bambaşka -ve dediğim gibi çok ilgimi çeken!- bir konuyu da katmanız öykünün içine, sizi aramam için vesile oldu.”

“Tekrar teşekkür ederim, yazdıklarımın okunur olması ve daha da önemlisi; paralellikler oluşturması okuyucuyla aramda, çok güzel bir duygu benim için.”

“Rica ederim. Epeyce vaktinizi aldım, kusura bakmayın. Sanırım, akşama bir sergi açılışına gitmek için hazırlanıyorsunuz.”

Yazdıklarını okuyan, anlayan ve beğenen bir fizik profesörü ile konuşmak, tanımadığı insanlardan gelen, sonunun nereye varacağı belirsiz telefon konuşmalarının yarattığı gerginliği neredeyse tümüyle unutturmuştu Aysu’ya. Ta ki bu son cümleye kadar!

“Özür dilerim ama, akşamki programımı nereden bildiğinizi sorabilir miyim?”

Sesi yine ciddi ve mesafeliydi.

“Ah tabii, ne aptalım... Telefonunuzu aldığım ortak tanıdık söyledi. Tesadüfe bakın ki, ben de davetliyim o açılışa. Bu akşam tanışacağımızı ümit ediyorum.”

“Öyle mi? Hımmm... Evet, anlıyorum. Doğrusu, ben de tanışmak isterim sizinle. Peki nasıl tanıyacağız birbirimizi?”

“Merak etmeyin, bulurum ben sizi. Eh, hoşçakalın diyeyim artık. Akşama görüşmek üzere.”

“Görüşmek üzere, hoşçakalın.”

(…)

(2003 yılında yayınlanan ve aynı yıl yasaklama istemiyle yargılanıp beraat eden AUM isimli romanımdan bir bölüm...)

Murat Hiçyılmaz / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?