Çoğu derdimizi umuta sarıp unutuyoruz da... Boş cüzdana çare yok!..

O süslü atlarını kum tarlalarına, fakir gurabanın sıcaktan bunalmış bedeniyle çimdiği deniz kenarlarına sürdüklerinden değil mi denizin bile öfkesi...

Kusup kusup kendi kıyılarını müsilajla boyaması...

Koylara saraylar, hanlar hamamlar oturtup; cennet köşelerini hidroelektrik santralleriyle süslediklerinden(!) değil mi kuşların bile şimdiye kadar olmayan suskunluğu...

Semt pazarlarının, akşam saatlerinde iğne atsan yere düşmezliğinin fukaralığın en acınası göstergesi olduğunu daha nasıl anlatacak size bu ülke...

Çıkıp sokakları makoseninizle arşınladığınızda kaç gülen yüze rastladığınızı not ediverin bir zahmet... Tabii bulursanız...

Denizlerinin denizlikten çıktığı...

Kuşlarının garip bir suskunlukla ağladığı...

Paranın pula bile yetmediği...

İnsanlarının yüzlerinin gülmediği güzel vatanımda benim özlemim nedende hep eskiye... Gelişiminden doğal olarak kaçamadığımız teknolojinin nimetleri, eğer cebiniz delikse ne anlam ifade eder ki... İnternet bankacılığı gelmiş ama banka hesabında rakam yazmadıkça bu teknolojiyi hangi cebimizde taşıyacağız ki biz...

Kemer sıkma politikalarının bile “muafiyet”  zarfıyla sunulduğunda hangi eşitlikten sözedeceğiz...

Suriyelisi’nden Afganı’na, Kazak’ına kadar hepimizden daha esmer yüzlü insanlar doldurmuşken kentlerimizi, saman altından işe alınmaları kabartmıyor mu benim işsizliğimi...

Bu sorunla da mı işimiz yok yoksa!..

*                *                      *

Ben size bir şey söyleyeyim mi...

Geriye bir “umut” kaldı dostlar... Sadece umut...

Ekmeğimiz de umut, katığımız da...

Süslü gelecek hayallerini bir yana bırakın... Dertsiz günlerin özlemini gidermenin peşine düşmüşken bile her gün, tek yoldaşımız umut bizim...

3 çocuk yapanlar değil, hiç çocuk yapmayanlar, “ekonomik evlatsızlık”tan zürriyetinden vazgeçenler, sanki daha az mutsuz gibi değil mi?..

Bize söyleneni değil, tersini yapınca mı artacak mutluluğumuz, huzurumuz...

Canımızı yakan her derdi, “umutla” sarmak, buradan bile bu aklı vermek kolay... Halloluyor bir türlü... Umut, çoğu derdin sorunun ilacı sanki...

Ama iş cebe gelince çaresizliğin ilacı umut da olmuyor...

Yetmeyen asgari ücretler, sürünen emekliler, çaresizlik denizinde çırpınan emekli bile olamayıp “yaş” oltasına takılıp boğulanlar, atanamayanlar...

Hepsi el ele vermiş, doymayan karınları, ödenemeyen faturaları, yanmayan sobaları, okutamadıkları evlatları için cep ile cüzdan derdinde...

Umut, burada işe yaramıyor işte...

Paranın yokluğu var ya...

Çaresizliğin de çaresizliği...

Levent DONDURAN / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Levent Donduran - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?