Sen beni sevmiyorsun artık

“Sen beni sevmiyorsun artık” dedi kadın, oturduğu yüksek arkalıklı koltukta üst üste attığı bacaklarını sinirli sinirli sallayarak. “Kesinlikle eminim, bana olan sevgin bitti, artık hiç sevmiyorsun beni!”

Yandaki sehpanın üzerindeki küllükten sigarasını alıp, derin bir nefes çekti sonra. Dumanını, sanki hiç geri vermek istemiyormuşçasına, uzun uzun içinde tuttu. Sonunda dayanamayıp, dışarı saldı hepsini.

“Evet, bütün sevgin bitti. Zaten, ne kaldı ki geriye? Her şey bitti. Çoktaaan...”

“Yahu, şimdi durup dururken nereden çıktı bunlar? Yine ne var, ne oldu?” diye, bıkkınlığını ve umursamazlığını fazlaca gizlemeye çalışmadan, karısının yakınmalarını yanıtladı adam. Kafasını okuduğu dergiden kaldırmamıştı bile.

“Hiiç, ne olacak? Sana göre bir şey yok tabii. Ama çok şey var aslında. Hepsi de gün gibi ortada işte. Şu sözlerime karşılık takındığın umursamaz tavır bile, neyin ne olduğunu apaçık gösteriyor.”

Adam bu kez kafasını kaldırıp, gözlerini dumanın gittiği yeri hâlen büyük bir dikkatle izlemekte olan karısına dikti. Duruşunu hiç değiştirmedi kadın. Kocasının ona baktığının farkındaydı. Fakat göz göze gelip de, lafının devamını getirmek zorunda kalmayı istemiyordu o an. Söyleyeceğini söylemiş, aklından geçenleri aktarmıştı. Varsa bunlara yanıtı kocasının, verirdi. Yoksa, bir süre daha öylece bakar, sonra yine okuduğu dergiye dönerdi. Her zaman yaptığı gibi.

Gerçekten de, bir an önce okumakta olduğu Hint Okyanusu üzerinde Afrika’ya yakın büyük bir ada olan Madagaskar’daki anakaradan farklı gelişen yaşam türlerini anlatan ilginç yazıya dönmek istiyordu adam. Ama dilinin ucuna kadar gelen sözcükleri söylemezse, onun için boşuna zaman kaybı olacaktı çabası, hiçbir şey anlamayacaktı okuduklarından.

“Sevgilim, lütfen açıklar mısın neden böyle bir laf etme gereği duyduğunu birden bire? Ne oldu, ne yaptım sana, ya da yaptığım neyi hatırladın da, bu yargıya vardın şimdi? Niçin seni sevmediğimi düşünüyorsun? Açıkla lütfen, her zamanki gibi ortaya bir laf atıp bırakma.”

“Böyle şeyler açıklanmaz ki. Hissedilir. Sen de hissetmiyor musun sanki doğru olduğunu söylediklerimin?”

“Hayır, hissetmiyorum. Daha doğrusu, şunu hissediyorum senin bu tavırlarından: Sanırım, bazı tatminsizliklerin var. Kendinle ilgili, yaşadığın hayatla ilgili, evliliğimizle ilgili… Yetmiyor sana bu ilişki, ne bileyim, yolunda gitmeyen veya ters giden bir şeyler olduğu kanısındasın. Ama onlarla dürüstçe yüzleşip, neler olduklarını itiraf edemiyorsun kendine. Ya da bilmiyorum, belki de itiraf etmek istemiyorsundur. Ancak, itiraf edemediğin, öte yandan da içindekileri bir şekilde boşaltma gereksinimi duyduğun için sürekli, her şeyi tersyüz edip, kurtuluşu benim seni sevmediğimi söylemekte buluyorsun. Aynen şimdi yaptığın gibi…”

“Asıl sen yapıyorsun o işi. Bak işte, benim düşüncelerimi evirip çevirip bana karşı kullanmaya başladın yine.”

“Yoo, ne alâkası var, sadece senin düşüncelerine karşı kendiminkileri ifade etmeye çalışıyorum. Hepsi bu.”

“Her defasında ne yapıp edip, lafı kendinden alıp bana getiriyorsun. Hem, öyle her şey senin dediğin gibi olsaydı eğer, benim hissettiklerimi önce senin hissedip söylemen gerekmez miydi? Yok ama, nedense hep ben hissediyorum. Sonra söyleyince de, ne hikmetse, benim suçum oluyor hepsi.”

“Karıcığım, nasıl tartışabiliriz ki bir konuyu bu şekilde? Sen fikrini söyleyeceksin, sonra ben söyleyeceğim, sonra yine sen, sonra ben... Ama daha ilk anda tıkanıveriyoruz. Çünkü sen benim fikirlerimi duymak istemiyorsun. Neler düşündüğüm umurunda falan değil. Bir şey söylediğim zaman, ona yanıt vermek yerine, bambaşka yerlere çekiyorsun sözlerimi.”

“Niye? Ben de senin sözlerine yanıt veriyorum işte! Asıl sen bir sürü laf oyunları yapıyorsun karşımda.”

“Öyle düşünüyorsan eğer...”

“Tabii ki öyle düşünüyorum. Nasıl düşünecektim ki başka? İnsanın gerçekleri görmesi, düşüncelerini açık açık söylemesi suç mu?”

“Tamam, tamam. Burada kesiyorum tartışmayı. Artık söyleyecek hiçbir şeyim kalmadı benim bu konu hakkında.”

Hâlâ parmakları arasında duran sigaranın uzayan külünü sehpadaki küllüğe silkip, derin bir nefes daha çekti kadın. Duman ciğerlerindeyken düşünüyordu aynı zamanda. Nihayet, dumanla birlikte aklındakiler de dökülüverdi ağzından:

“Beni seviyorsun gerçekten, öyle mi?”

“Öyle.”

“İspatlayabilir misin bunu peki?”

“Neyi?.. Seni ne kadar çok sevdiğimi mi?”

“Evet. Beni ne kadar çok sevdiğini ispatla, haydi!”

“Hoppalaa... Sevgi nasıl ispatlanabilir ki öyle canın isteyince, bir anda?”

“İspatlanır tabii, neden ispatlanmasın?”

“Hımmm… Sanırım, evlilik gibi uzun vadeli ilişkilerde, sevgi de o upuzun sürecin bir parçası hâlini alıyor doğal olarak. Nasıl desem; zaman içinde karşındakinin tavırlarından, sözlerinden, ne bileyim işte, sesindeki, bakışındaki, dokunuşundaki bir farktan, daha doğrusu bunların hepsinin toplamından anlarsın herhâlde sevildiğini…”

“Hayır, yanılıyorsun. Sevgi her an gösterilebilecek bir şeydir. Seviyorsan eğer, o an sevgini nasıl ifade edeceğini de bulursun bir şekilde.”

“Valla, doğrusunu istersen sevgilim, şu an sana olan sevgimi nasıl ifade edeceğimi bir türlü kestiremiyorum. Hele bu konuşmaların ardından ne yapmaya kalksam, hem çok yapmacık olur, hem de biraz komik kaçar herhâlde.”

“Gördün mü bak, beni sevmiyorsun işte! Söyleyince de kızıyorsun sonra, reddediyorsun sevmediğini.”

“Peki o zaman, öyle senin dediğin gibiyse bu iş, sen göster bakalım bana olan sevgini. Hemen şimdi, beni ne çok sevdiğini göster!”

Adam, dergiyi falan unutmuştu artık. Gözlerini karısına dikmiş, ondan gelecek yanıtı bekliyordu merakla. Aralarındaki birkaç metrelik boşluk bu karşılıklı meydan okuyuşun gerilimiyle yüklenmişti aniden. Ve gelinen nokta, ilgisini çektiği kadar hoşuna da gitmişti adamın.

Kadın ise, ne yapacağını tereddütsüz biliyormuş gibiydi. Oysa tartışmanın böyle bir seyir izleyeceğini tahmin edememiş ve tamamen hazırlıksız yakalanmıştı. Gerçekte o an verebileceği hiçbir yanıt yoktu kafasında. Ama yine de beyninde dolaşan soru işaretlerini ele vermiyordu gözleri, karşısındaki yarı alaycı, yarı meraklı gözlerin içine dimdik, küstahça bakıyorlardı.

Sonra, elindeki sigaraya kaydı bakışları. Dibinde son bir içimlik kalmıştı neyse ki, dudaklarına götürüp hırsla emdi. Küllüğe sıkıca bastırıp söndürmeden önce, ucu kıpkırmızı korlaştı sigaranın.

Sigara söndürme işiyle uzun uzadıya uğraşırken, tüm dikkatini yaptığı işe vermişti kadın. Nihayet, artık söndürdüğünden iyice emin olunca, tekrar koltuğuna yaslandı ve gözlerini sessizce onu seyreden kocasına dikti yine.

“Demek sana olan sevgimi göstermemi istiyorsun. Şimdi.”

“Evet, şimdi.”

(…)

(2019’da yayınlanan ‘Canı Sıkılıyordu Ölümün’ isimli öykü kitabımın ‘Sen Beni Sevmiyorsun Artık’ isimli öyküsünden bir bölüm…)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?