Çam yerine zeytin, ceviz, badem, incir

Stendhal’, “… Mutluluk bir akıl işidir…” der! 1801 de Günlük’ üne şöyle yazmış “… Yaşamda bütün felaketler, karşılaştığımız olaylar ve durumlar hakkında beslediğimiz yanlış düşüncelerden gelir. İnsanları iyi tanımak, olayları tam olarak yargılamak mutluluğa doğru ilerlemek demektir…”.

Bu düşüncelere katılmamak olası değil. Çünkü felaket hatadan doğar, bizi mutluluğa götüren yol, doğruluktur. Gündelik sözcüklere verdiğimiz değişik anlamlar yüzünden yanlış yollara sürükleniyoruz. Kelimelerin gerçek anlamlarını bulmaya çalışalım. Örneğin ‘erdem’ sözcüğünün büyük insan toplulukları için yararlı bir şeyler yapmak anlamına geldiğini düşünmek gerek. Eğitim sözünün de kişioğlunun kafasını, ruhunu biçimlendirmek demek olduğunu bellemeli. Sözcüklere gerçek anlamlarını vermek alışkanlığını bir kere edinirsen günün birinde en büyük adamların yapıtlarını çözümleyecek ve anlayacak duruma gelinir!

Bu yıl afetler dünya genelinde arka arkaya geliyor! Oysa bazı afetler gelmeden önce haber veriyor. Örneğin birkaç hafta öncesi yaşanan felaket… Ve aylar öncesinde yaşamımızı altüst eden Covit-19…

Vakalar bir ara düzeldi denilince insan biraz olsun seviniyor tabii… Ekonomi, ölümden bile beter! Her şey bu salgına bağlı… Ah bu yok mu? İşte bir şekilde idare edip, bugünlere geldik. Çünkü bizim o kadar yüksek bir eğitimimiz ve düşünsel kabiliyetimiz var ki, mutluluğu hak ediyoruz! O kadar akıllı ve mantıksal düşünüyoruz ki, bazı şeyler için önceden kendimizi yormaya gerek yok! Yanan yansın, karşısına geçip, salt bakalım… Ve trenler de YHT olduğundan hızına yetişemiyoruz. Nereye bakalım?

Artık geçmiş, geçmişte kaldı diyerek önümüze bakmalı. Yakılan çam ağaçlarının yerine zeytin ağaçları dikilebilir. Ayrıca: Çam ağacı ABD’nin ülkemize bir tuzağıdır! Amerika’nın yıllar önce ülkemize Marshall yardımlarıyla (Truman antlaşmaları 1947), Ege ve Akdeniz bölgemizdeki milyonlarca zeytin ağacımız kökünden sökülerek gemilerle Avrupa’ya götürüldü. ABD bunların yerine bize milyonlarca kavak ve çam (çıra) verdi. Kavak ağaçları memlekette alerjik hastalıklar başlattı. Çam ağacı ise bildiğimiz yağlı çıra idi. Dağlarımıza, ovalarımıza, her yere diktik! Hiçbir işe yaramayan bu ağaç, ülkemizin dağına, bayırına dikilen saatli bomba oldular! Bu ağaçlar yandığı zaman kozalakları patlayarak yanar halde 200 metre uzağa fırlamakta, oradaki çam ağaçlarını da tutuşturmaktadır.

Bu ağaçların yerine zeytin, ceviz, badem, incir, sakız ağacı dikilse daha akılcı bir yaklaşım olmaz mı? Hem bu ağaçlar kolay kolay yanmaz, hem de köylümüze önemli miktarda gelir olur…

Ayrı ayrı her birimiz kendi mutluluklarımızı yaratmak ardındayız. Şu yeryüzü üstündeki kısacık geçişimiz boyunca mutlu yaşamak isteği en kutsal hak… Ama beceremiyoruz. Mutluluk arayışlarımız çoğu defa çıkmaza giriyor. Bunun sebebi şu: Yaşamdan gerektiğinden fazla şey bekliyoruz. Gerçeği aşan düşler kurmak kişiyi yenilgiden yenilgiye sürüklüyor. Çünkü biz hayal dünyasının insanları olduk! Yağmur yağacak diye rapor oluyor, yağmur duasına çıkılıyor. Reel ve somut bir şeyler düşünmeye gerek var mı? Bizlerin çabalamasına hiç gerek yok! Nasıl olsa Tanrı halleder!

Kimi duyarlı insanlar örnek olmalı bize. Onlar gerçeği görmenin bir tür sanat olduğunu ifade ediyorlar. Bu öğüdü dinlemek kolay, ama yerine getirmek… Zor olan bu. Başka çıkar yolu da yok. Tek tek ya da topluluk olarak iyi ve mutlu bir yaşamı ancak gerçekleri oldukları gibi görmekle yaratabiliriz. Olayları iyice değerlendirmek, alışılagelen düşünce biçimlerinden uzaklaşmak, heyecanların tutsağı olmamak, sözcüklere gerçek anlamlarını vermek…

Bazı şeylerin kıymetini nedense bilemiyoruz… Salgın’dan önce gazeteye, cezaevinden bir mektup gönderilmişti. Aylar sonra karşılaştığımız acı olaylarla, bu mektupta yer alan birkaç satır aklıma geldi.

Altı ay sonra özgürlüğe kavuşacakmış. Demek birkaç yıldır cezasını çekiyor, işin sonuna gelmiş;

“… Dört mevsimi dört yağız atın sırtına bindirip sürerim dörtnala tez geçsin diye günler. Bazen de okyanuslara açarım pupa yelken. Şu kıyı senin bu kıyı benim. Bilemiyorum şimdi ekin tarlaları alabildiğine yeşil midir eskisi gibi! Kısmet olur bu hapisten çıkarsam tüm ağaçlarını öpeceğim ormanların teker teker, doya doya…”. Hayaller içinde kapatılmışlığını unutmak isteyerek…

www. haberhurriyeti.com/mustafagokcek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?