Perşembenin öyküsü: ANTİKA

ESKİMEMİŞ ESKİLER

- Bayram diye buraya dert dinlemeye gelmediniz. Güzel şeylerden konuşalım.

- Olur mu öyle şey Çimen!

- Kaç yıllık dostuz biz.

- Yaşa Anılcığım! Dertlerini bize anlatmayacaklar da, kime anlatacaklar!

- Neresinden anlatalım? Sen başla Çetin.

- Annem İngiltere’de idi. Hep şöyle derdi: “Oğlum ben sana güveniyorum. Görmedim hiç yanlışını. Kiminle evlenirsen evlen. Benim sevgili gelinim olacak!”.

- Benimkiyse Fransa’da idi. Hep şöyle derdi: “Kızım ben sana güveniyorum. Görmedim hiç yanlışını. Kiminle evlenirsen evlen. Benim sevgili damadım olacak!”.

- Ve evlendiniz. Ancak biz gelemedik.

- Çok üzülmüştük Anıl’la.

- Üzülmeniz ayrı şey. Sağolun. İyi ki gelememişsiniz.

- Haydaaa! Neden?

- Anıl senden daha çok şaşırdım. Neden?

- Yetişememişlerdi nikâha.

- İyi ki yetişememişlerdi Çetin.

- Neden Çimen?

- Nedeni çok basit Anıl.

- Annelerimiz engellerdi nikâhı!

- Yok artık! Neden? Neden engellensinler Çetin?

- Piyango alsan çıkmaz! Aynı anda geldi ikisi de düğüne.

- Geldiler bir anda karşı karşıya.

- Ne oldu Çimen?

- Başladı ikisinin töreni.

- Ne töreni bu Çimen?

- Anlatır mısın biricik eşim Çetin?

- Şöyle oldu.

- Düğün salonunun iki kapısı var. Girmişler aynı anda. Yürümüşler ortaya doğru. Bağıran bir kadın sesi duyduk:

Ulan paçoz karı! Ayarı düşük çöplük! Postal! Ne işin var lan burda!”.

Duyuldu bir başka kadının gürlemesi:

Lan yırtık çorap! Lan fırfırlı dönmedolap! Sana mı soracaktım nereye gideceğimi?”.

Yanıtladı ilk bağıran:

Oğlumun düğününe geldim dangalak! Bas git burdan!”.

Geldi hemen yanıt:

Kızımın düğününe geldim. Asıl sen defol! Tanrım! Ne günah işledim de gene çıkardın bu molozu karşıma!”.

Donup kalmıştık herkes gibi biz de. Geçti hemen şaşkınlığımız. Seslendik ikimiz birden:

Ne yapıyorsun anneciğim?”.

- Ve ikimizi gelin damat giysileriyle gören annelerimiz oracığa yığılıp kaldı. Hemen yetiştik Çetin’le.

- Kaldırdık gölgeliğe. Komşum götürdü acilen hastaneye.

- Ama tam olarak ne olduğunu ne ben anlamıştım ne Çimen, ne de konuklar. Çalıştılar teselliye gene de.

- Neden kavga etmişler?

- Düğünden sonra araştırdık. Sorduk soruşturduk.

- Bulabildiniz mi nedenini?

- Bulduk Anıl bulduk.

- Cinayet filmi gibi.

- Ondan sonra her sahnede ölen ikimiz olduk Anıl.

- Nasıl yani?

- İkimizin de anneciği kapı komşusu imiş. Küçülüklerinden beri genç kız oluncaya kadar kavga ederlermiş. Üniversitede aynı fakültede imişler. Ve aynı sınıfta. Ve…

- Ve’sini ekliyorum Çetin. Benim annem, Çetin’in annesinin gıcık olduğu adamla…

- Benim annem de Çimen’in gıcık olduğu adamla evlenmiş.

- Sonuçta gıcıklığın çocuklarısınız…

- Aynen Çimen. Babalarımız dünya iyisi insanlardı.

- Babam öldüğünde annem çok söylenmişti…

- Ne demişti annen Çetin?

- Bula bula cenaze için yağmurlu günü buldu.

- Benim babam öldüğündeyse annem şunu demişti; “Önden gittiği iyi oldu. Umarım öteki dünya manzaralı bir yer kapar. Kapar da gözüm gönlüm açılır.”.

- Başka ne var?

- Ne yok ki Anıl! İkisi de dönmedi geri. Birer duraklık uzaklıkta ev tuttular. İki de bir eve gelip gidiyorlar. En çok yakınan da Çimen.

- Gelince hemen yanına çekiyor beni.

- Neler diyor…

- Hep aynı sözler Anılcığım. Nerden bulmuşum bu malı. Kör müymüşüm… Beni böyle mi yetiştirmiş! Göndermiş bale kurslarına. Aldırmış keman dersleri. Bir hanımefendi olarak yetiştirmiş beni.

- Anneciğim benzer sözleri bana da söylüyor… Çıkarmışım güvenini boşa. Ucuzluktan mı almışım bu defoluyu… Okutmuş beni güzel sanatlarda. Ama ben çirkinliğe özenmişim.

- Yani hep aynı nakarat.

- Hani şu kaynana dili çiçeği var ya. Analarımız kızıyla oğluna kaynana dili.

- Hem nakaratta kalsalar iyi Anılcığım.

- Geldik en büyük işkenceye.

- İşkenceye mi?

- Evet Petek. İşkence. Bitmeyen işkence!

- O işkence ne?

- Anılcığım koltuk işkencesi.

- Sen anlat Çetin. Benim sinirlerim bozuluyor.

- Deri koltuklar ikimizin seçimi. Anneciğim ilk gelişinde yakındı. Olur muymuş deri koltuk takımı. İşyeri miymiş burası! Olsaymış bej. İki gün sonra geldi Çimen’in annesi.

Yapışırmış insanın tenine bu deri koltuk. Olsaymış şöyle beyaz. Açılırmış insanın içi.

- Buna çare yok.

- Petekciğim biz bulduk!

- Bej ve beyaz kılıflar taktınız.

- Hayır. İki takım koltuk aldık Bej ve beyaz. Bakmayın öyle. Karşımızdaki komşu. Ev sahibi. Taşındı. Boş tutuyor evi. Anlattık durumu. Verdi anahtarları. Karşıdaki evde iki koltuk takımı var. Gelen kaynanaya göre koltukları ve dekoru değiştiriyoruz.

- Çoktan geçmiş işkenceyi! İkisi de aynı sıra geliyoruz derse?

- Bulduk kolayını Petek. Öteki kaynanaya “evde yokuz” diyoruz.

- Dur Çetin. Bunlar bizi sanki sırıtarak dinliyor gibi.

- Evet sırıtarak dinliyorlar. Ne oldu da sırıtarak dinliyorsunuz?

- İlk kez size anlatıyoruz. Biz nasıl evlendik. Anıl ile hastane koğuşunda tanıştık. Annelerimiz aynı koğuştaydı. İkisi de kanserdi. İkisi de akciğer. Ameliyat olmuşlardı.

- Zamanın çoğunda birlikteydik. Konuşuyorduk sürekli Petek’le. Her konuda. Müzikte. Klasiği, popu, halk şarkıları. Fizikti, uzaydı, doğaydı.

- Canlıların evrimi konusunda. Tiyatroydu. Sanat türleri. Mimari. Edebiyat. İletişim. Her konuda diyeceğimiz bir şey vardı.

- Her konuda anlaşıyordunuz demek ki Petek.

- Her konuda diyebileceğimiz bir şey vardı. Ama her konuda anlaşamıyorduk.

- Anıl o zaman ne yapıyordunuz? Nasıl çözüyordunuz?

- Çimenciğim anlaşamadığımızda anlaşıyorduk.

- Ameliyattan dört gün sonra doktor yanına çağırdı. Anlattı. Çok üzülmüştüm. İndim aşağıya. Anıl’ın masadaydı. Bozuktu yüzü. Sordu beni üzgün görünce. Söyledim. Annem en çok üç yıl yaşarmış.

- Petek’le konuşan doktor bana da aynısını söyledi. Durduk konuşmadan yirmi dakika. Geldik göz göze. Gözlerinin içi gülümsemeye başladı Petek’in. Bana da bulaşmıştı sanki. Bakıştık gülümseyerek.

- Anıl benim düşündüğümü düşünüyorsun. Annelerimizi sevindirelim. Benimle evlenir misin?

- Dur Petek! Erkekler evlenme teklif eder, dedim. Tamam aynısını düşünüyoruz ama bu da hızlı oldu.

Tuttu elimden götürdü koğuşa. Durduk annemin yatağının başucunda. Dedi ki; “Oğlunu kendime eş aldım. Bilesin”.

Annem konuştu zorlukla; “Yaşayın çocuklar! Son yıllarımızda sevindirdiniz bizi.”.

O zaman öğrenmiş olduk. Doktor bizden önce onlara söylemiş. Üç yıl sonra bizim kaynanalarımız olmadı.

***

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?