Beka meselesi...

Bu mülteci ('misafir'miş asıl statü!) meselesi hakkında birkaç sözde ben söyleyeyim müsaadenizle:

Olaya bu işten gizli-açık hiçbir çıkarı olmadan, sadece insani açıdan bakmaya çalışan herkes, hem gelenlerin yaşamakta olduğu bireysel dramlardan vicdanen ve ahlaken etkileniyor, hem de yakın, orta ve uzun vadede ortaya çıkacak toplumsal sorunları görüp tedirgin oluyor, hatta -kendileri ve çocukları adına!- yoğun bir gelecek endişesine kapılıyor...

Açıktır ki, yerini yurdunu bırakıp gelenler bunu sırf canları öyle istedi diye yapmıyorlar. Büyük acılar, yıkımlar, yoksunluklar, kaybedişler var hikayelerinde, biliyoruz...

Onları bu kaçışa mahkum eden çevrelerin, güç odaklarının ise ne tür sinsi planları, çıkar hesapları var, onu da biliyoruz. (Kimbilir, bilmediklerimiz de vardır belki!)

Sonuçta, bizden çok daha zengin, çok daha geniş imkanlara sahip ülkeler onlara kapılarını açmıyor, dahası gaddarca geri püskürtüyor, kaderlerine terkediyor ve hemen hepsi sanki arkalarından itiliyormuşçasına katar katar Türkiye’ye geliyorlar...

Neden peki?.. Biz o toplumlardan daha mı iyiyiz, daha mı vicdan sahibiyiz, daha mı misafirperveriz?..

Efendim?..

Hadi canım, insan insandır işte ve her yerde aynıdır!..

O halde neden?..

Tek bir şey geliyor insanın aklına: Bu ülkede karar verici mercilerde oturan birilerinin böyle hesapsız kitapsız, kayıtsız kuyutsuz milyonlarca insanın alınmasında kendilerince bazı planları, hesapları var...

Öyle olmalı!..

Yoksa söylesenize; ülkesini kalkındırmak, refaha, huzura kavuşturmak amacı ve vaadiyle gelmiş olan bir yönetim (ki, vaatten öte, birincil görevidir bu!), sonucu apaçık felaket olan böyle bir başıboşluğa nasıl, hangi gerekçeyle göz yumabilir?..

Buna hakkı -ve yetkisi!- var mıdır?..

Nüfusun önemli bir kısmının açlık sınırında yaşadığı, işsizliğin had safhada olduğu, ekonomisi darmadağın, üstesinden gelemediği ölümcül bir virüsün ağır tehdidi altında, onbinlerce hektar ormanı yanmış ve yanmakta olan, hiçbir sosyal sorunun çözülemeyip, üstelik gün be gün daha da ağırlaştığı, kimsenin herhangi bir gelecek planı yapamadığı, mutsuz, umutsuz bir ülke, zaten kıt kaynaklarıyla ve tam da çok zorlu bir dönemden geçerken, nasıl nüfusunun onda biri gibi -kim oldukları, ne için geldikleri belirsiz!- çok büyük bir mülteci kitlesine kapılarını sonuna kadar açabilir?..

Kaldı ki, bu toprakların öz be öz bir parçası olan Kürtlerle, hatta topu topu sadece birkaç yüzbin kalmış gayrımüslimlerle dahi meselelerini bir türlü çözemeyen, huzura, sükuna kavuşamayan bir ülkeden bahsediyoruz farkındaysanız…

Üstüne bir de bu -henüz tam olarak farkına varamamış olsak da!- sırtımıza yüklenen çok ağır yük!..

Kaldırabilir miyiz dersiniz?..

Yoksa, altında -onlarla beraber!- hepimiz çökecek miyiz?..

Murat Hiçyılmaz / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?