Somali'ye gönderilen 30 milyon dolar ne ki! Kaç ülkeye cami yaptırdık, bakın!

Eleştiriyorlar bir de... Neymiş efendim; biz kendi ülkemize yangın uçakları alamazken nasıl olur da Somali'ye 30 milyon dolar yardım yaparmışız!
Yaparız tabi, neden yapmayalım!
Onun yeri ayrı, bunun yeri ayrı!
İtibardan tasarruf edemeyiz!
Kaç ülkeye kaç milyon dolar yardım yolladığımızı tam bilmiyorum ama... Libya, Suriye, Irak, Afrika, Afrika, Asya ülkeleri için yaptığımız yardımları zaman zaman okuyorum.
Hele de cami meselesi! İzin veren her ülkeye cami yapıyoruz. 
Bişkek Cumhuriyeti'ne Bişkek Cumhuriyet Merkez İmam Serahsi Camiisi yaptırmışız. Eylül 2018'de açılmış. Orta Asya'nın en büyük camisiymiş. 20 bin kişilik bu caminin maliyeti ülkemize 35 milyon doları bulmuş.
Diyanet Vakfı tarafından yurt dışında yapılan en pahalı cami Moskova Merkez Cami'si olmuş. Yapımına 170 milyon dolar harcanmış. 
Dünyanın süper gücü ABD'ye 100 milyon dolara... 
Arnavutluk'a Tiran Merkez Cami 56 milyon dolara...
Almanya'ya Köln Cami 45 milyon dolara...
Kuzey Kıbrıs'a Hala Sultan Cami 30 milyon dolara...
İngiltere'ye Cambridge Cami 26 milyon dolara...
Cibuti'ye Sultan II. Abdülhamit Han Cami 12.6 milyon dolara...
Kazakistan'a Hoca Ahmet Yesevi Cami 10.46 milyon dolara...
Belarus'a Minsk Cami 7 milyon dolara...
Filipinler'e iki cami...
Haiti'ye Boukman Buhara Camii 13 bin dolara...
Say say bitmez.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın girişimiyle 1975 yılında kurulan Türkiye Diyanet Vakfı (TDV), bugüne kadar farklı büyüklük ve kapasitelerde yurt dışında 103 cami yaptırmış. 
TDV'nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre, Suriye'de de 270 caminin onarımı sağlanmış. 
Maddi yardımları saymıyorum bile...
Somali'de Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi var mesela...
ABD'de dev asa bir gökdelen yaptırıyoruz!
"Neden" diye sorgulamayın!
İtibar sağlamayı kolay mı sandınız?
Siz de artık bunu anlayın!

***

15 gün öncesine kadar yeşildi Marmaris! Bir de dünyaca meşhur Marmaris çam balı vardı!


Marmaris'e ilk gidişim sene 1993.
Görünce "Neden bu kadar geç kalmışım" diye kendi kendime kızmıştım.
Marmarisli ilk dostum da rahmetli Osman amca oldu, Osman Karacan.
Sık sık derdi ki, "Türkiye'nin en güzel yeri benim memleketim. Şuraya bak her taraf yemyeşil, çam ormanları. Karşısında mas mavi bir deniz. Cennet burası cennet!"
Haklıydı. Sahiden de cennetti orası.
Sonraki yıllarda eşim Aynur, çocuklarım Ece Feyza ve Yılmaz Ege ile her yıl gittik.
Feyza yüzmeyi orada öğrendi; unutamadığım dostum İbrahim Büyüksargut'un İçmeler'de kızı Özlem'in adını vererek açtığı Özlem Apart'ta.
Oğlum Yılmaz Ege ilk kulacını Turunç'un biraz ilerisindeki Kumlubük'te attı.
Son 15 yılda ise Selimiye olmuştu evimiz; çok güzel anılarımız geçti. Hatta oğlum bir yıl (4. sınıfta) oradaki ilkokula gitti.
Sadece Marmaris'e, İçmeler'e Selimiye'ye değildi sevdamız. Biz Marmaris'in her yerini sevdik, her köyden dostlar edindik, güzel günler geçirdik.
Çok sık gezerdik. Ormanların içinde kaybolmak nasıl mutlu ederdi bizi anlatamam.
Turgut'a gittik.
Bayır'daki 2 bin yıllık ağacın etrafında kim bilir kaç kez turladık.
Çam ağaçlarının içindeki o güzelim Osmaniye'ye her yıl gidip, sevgili dostum Muhammet Şahin'den her yıl Marmaris Çam Balı aldık.
Marmaris'ten Selimiye'ye giderken o güzelim ormanları görmek için sürekli İçmeler üzerinden Asparan'dan geçtik.
Değirmenyanı, Hisarönü, Orhaniye... Kızkumu'nda ne günler geçirdik.
Şimdi... Hepsi tarih oldu artık! Yok çünkü artık o ormanlar...
Marmaris'te yaşayan sevgili ağabeyim Sabri Gökhan dedi ki;
"Gürel, yangın ilk bizim şu karşıki tepedeki ormanda başladı. Küçüktü, iki uçak gelseydi biterdi. Her yeri aradık, gelmedi."
Sonra büyüdü de büyüdü.
Selimeye'deki Erman Mete sabahlara kadar nöbet tuttu, yangın yerlerine yardıma koştu.
Emlakçılık yapan Şükrü Özmen "Geliyor abi, yanacak abi, bitecek abi" diye feryat etti de kimselere dinletemedi.
Kardeşim Taylan Oktay canlı yayınlar yaparak tehlikenin duyurulması adına canını dişine taktı.
Şahan Gökbakar'ı herkes biliyor. Feryat etti.
Yöredeki halk çağlık attı.
Ama bunlar hiçbir işe yaramadı.
Yukarıda saydığım her yeri alev aldı, yandı.
Yazık... Anılarımız da alevlerin içinde kaldı.
Kafamdan atamıyorum bir türlü; "Neden neden neden?"
Neden zamanında müdahale edilmedi?
Biz son bir kaç yıla kadar gezdiğimizde orman yollarında, devriye gezen ormancılar görürdük hep... Ağaçların diplerini temizlerler, tankerlerle su koyarlardı sağa sola her yere.
Son yıllarda ormanların içinden, Osmaniye'ye giderken ormancı falan görmüyorduk.
Hatta eşim Aynur her defasında "Neden kimse yok? İnşallah  buralara bir şey olmaz" derdi.
Oldu maalesef!
Günler sonra haber geldi; Marmaris'teki yangınlar kontrol altına alınmış!
İçmeler yandı, Turunç yandı, Orhaniye yandı, Hisarönü yandı, Turgut Şelale yandı, Delikliyol yandı. 
Yangınlar biter tabi, yanacak ağaç mı kaldı ki!
Dikkatinizi çekerim; Dünyada meşhur Marmaris çam balının çıktığı yer Osmaniye yok oldu. Ne o balı veren çam ağaçları var, ne de o balı yapan arılar. Hepsi yandı. 
Evde bir kavanoz kalmıştı, müzedeki eserler gibi saklayacağım onu artık.

***

Sakal!

Öz abim gibi sevdiğim bir büyüğüm vardı. Çoktan rahmetli oldu. 
Severdim ama bıyığından ve sakalından nefret ederdim! Bunu söyleyemezdim de... Çok iyi insandı, çocukluktan gençliğe yeni adım atarken başladığım meslekte beni korur kollardı. Bir de o bıyığı ve sakalı olmasaydı...
Birlikte yemeğe giderdik. Çorba istediğinde içim oynardı. Çorbadan bir kaşık aldığında bıyığına bulaşmaz mı! Bütün iştahım kaçardı!
Aradan yıllar geçti. Şimdi ben onun yaşlarındayım. Belki de daha fazla!
Her gün traş olurum. En fazla bir gün geçer aradan. Traş olmazsam kendimi rahatsız hissederim.
Son zamanlarda sakallı olan gençler o kadar çoğaldı ki; hayretler içindeyim.
Sanki bütün berberler aynı! Saçlarının kesimi ve sakalları birbirinin benzeri.
Suratlarında sakal, bıyık! Kafalarının etrafı sıfır traşlı, üstlerinde saç var!
Öyle kötü görüntü ki; anlatmaya kelimeler bulamıyorum.
Ya berberler başka traş bilmiyor, artık ustalık bitmiş! Ya da bu kadar kişi aynı saç traşını istiyor; tornadan çıkmış gibi.
Örneğin... TV 8'de Mastercheff var; yemek yarışması. Katılan genç yarışmacıların çoğu aynı tip, sakal saç aynı.
Rahmetli annem yemek yaparken saçlarını sıkı sıkıya kapatırdı. Erkek aşçılar da kafalarını sarardı; içine saç düşmesin diye.
Bu yarışmacı arkadaşlar saç sakal yemek yapıyorlar!
Tamam, eskiye göre çok şey değişti ama... Bu nedir Allah aşkına!
Kesin şu sakalları arkadaşlar... Yakışıyor diyenler de inanın bana, size yalan söylüyor.
Önce temizlik, önce sağlık. Bir de yüzünüzün güzelliğinizi kapatıyor.
Yalan değil. İsterseniz aynaya bakın. Yakışmıyor. 

Gürel Yurttaş / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?