Perşembenin öyküsü: PERDE

ÖLÜLER MEZARLIĞI

- Sevgili Kraliçem son üyemiz uyandı ama boş boş bakıyor…

- Gelir kendine şimdi.

- Burası neresi. Sizler de kimsiniz?

- Ölüler Mezarlığı’ndasın.

- Neee! Öldüm mü ben!

- Bugün gelen son ölüydün. Ben Ölüler Mezarlığı’nın Kraliçesi Anubis. Mezarım mezarlığın tam ortasında.

- Biliyorum. O yatır sendin demek.

- Ne yatırı? Üç bin yıl önce buradan geçerken atım yılandan korkup şahlandı. Düştüm yere. Çarptım kafamı taşa. Öldüm. Sonra zamanla burası kutsal dediler. Gömdüler önüne geleni. Son beş yüz yıldır yatır deniyor bana. Ne yatırı hemşerim! Yatıyorum burada üç bin yıldır.

- Üç bin yıldır her yeni ölüye sen ‘merhaba, hoş geldin’ diyorsun.

- Merhaba, sen de hoş geldin. Bana Muhtar Kraliçe de deniyor. İki bin kişi yatıyoruz burada.

- Herkesi tanıyorsun demek.

- Her daldan, her meslekten ruh var burada. Seninle iki bin ruh olduk. Bir yanımız göl. Bir yanımız yamaç. Sağımız orman. Solumuz bahçelik alan. Sıkılmaz canın.

- Emlakçı gibi konuşuyorsun Muhtar Kraliçe.

- Mezarlığımızın kurallarını anlatayım sana. Birincisi. Ağız dalaşı yasaktır.

- Neden yasak?

- Yaşarken yeterince dalaşıyoruz. Didişiyoruz. Şişiyor başımız. Mezar ruhumuzun dinlendiği yer.

- Doğru dersin kraliçem.

- Güneş battıktan sonra çıkarız mezarlarımızdan. Dolaşırız, söyleşiriz.

- Dur! Bir ‘gooool” sesi geldi.

- Duyduğun gibi her gece in cin top oynarız. Az ilerideki toprak sahada. Çekiliriz sonra gün doğmadan mezarlarımıza. Şimdi sen anlat. Nasıl düştün Ölüler Mezarlığı’na?

- Öğrendim bir hafta önce. Yaşarmışım en çok iki hafta. Düşündüm. Kaç kişi seviyor beni?

- Ne yaptın?

- Davetiye.

- Ne davetiyesi?

- Neden yirmi kişi? Ya ailen?

- Ailemin son anda yetişeceği bildirildi. Cağırdıklarım yıllardır en sık görüştüğüm yirmi kişi. Öncelikle kendilerini çok özel ve çok seçkin kişiler olarak düşünmelerini istedim. Özellikle dört kişinin öldüğümde cenazemde ne tepki vereceğini öğrenmek istedim. Böylece gerçek yüzlerini öğrenecektim.

- Dört kişi?

- Varol, İlbey, Giray ve Ediz.

- Neden bunları seçtin?

- Dördüyle de aynı apartmanda idik. Görüşürdük sık sık. Konuşurduk. Ancak… Ancak dördünün de bakışı bana doğal gelmiyordu. Ya da bana öyle geliyordu.

- Nasıl yani?

- Yazın ortasındaydık. “Ne kadar su içsem serinleyemiyorum.” demişti Giray. Suyu ağzında çalkalayacaksın. Su, üst damağına değecek. Üst dişlerinle üst dudağını arasını da serinletecek. Mideni serinletemezsin, dedim. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

İlbey yanında bir litre su taşıyordu dışarıya çıktığında. Yetmiyormuş sıcakta. Şunu demiştim. Asker matarası bir litre. Çölde yirmi dört saat yetiyor. Yudumlayacaksın. Dudaklarını ıslatacaksın. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

Ediz herşeyin fazlasının kendinde olduğunu savunur. Bir gün köyde on bin metre kare arazisi olduğunu söyledi. Hemen evden kendi tapumu getirdim. 10 bin bir metrekare idi. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

Varol bir oturuşta yarım kilo helva yediğini söyledi. O kadar helva yenirse şeker komasından ölünür dedim. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

Saat kaç diye sorduk İlbey’e. 14.00 demişti. Hayır 14.00 değil. 14.00 artı iki saniye dedim. Baktığımızla zaman iki saniye geçmiştir dedim. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

Parka girmiştik Varol ile. Şu ağacın altı gölge, oturalım demişti. Gölge denilen şey ışığın nesneye yansıması demiştim. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

Ediz apartmanın son katında oturuyor. Evin önünde ve karşısında iki elektrik direğinin ışığı içerisini gece aydınlattığı için almıştı orayı. Dördümüz toplanmıştık. Küçük şişeye koymuştum yakaladığım sineği. Al demiştim. Bu türün kanatları çok yağlı oluyor. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

Giray doğada erkeklerin dişilerden iri olduğunu söylemişti. Küçümsemişti dişileri. Filleri örneklemiştim. Fil sürüsünü dişiler yönetir demiştim. Baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

Varol erkeklerin öncelik hakkına sahip olduğunu söylemişti. Ben de asansörle taksiden örnek vermiştim. İkisinde de öncelik bayanın, demiştim. Bir kaza olursa öncelikle bayan çıkmalı demiştim.

Bir gün toplandık Ediz’de. Çay içelim dedim. Sallama yokmuş. İtiraz ettiler. Bir saat sonra gidecektik. İş çıkarma, dediler. Kolayı var, dedim. Demlik torbası bardağa konulur. Üzerine bir parmak sıcak su dökülür. Bir dakika kadar beklenir. Salar çay demini. Çay kaşığıyla ağır ağır torbaya bastırılır. Sıcak su eklenir. Dördü de baktı ‘ben de biliyorum’ der gibi.

- Seni gıcık gibi görüp görmediklerini öğrenmek istedin.

- Yani. Daha önceden bu mezarı satın almıştım. Girdim imam kılığına. Takma sakal bıyık. Cüppe ve takke. Bir de sahte tabut.

Mezarlık kapısından mezarıma kadar yarım saatlik yol var. Bir de gizli mikrofon yerleştirdim tabutuma.

- Konuşulanları duymak için. Ne diyorlardı?

- Aylardan ağustos. Patlıcan ayındayız. Güneş tepede. 40 derece. Duyulan sıcaklık 47 derece. Tabutta benim yerime 130 kiloluk mermer var. Bir de tabutun ağırlığını ekle.

- Zordur taşıması.

- Dörtlü diyordu ki… Ne ters adammışım! İnsan ilkbaharda veya sonbaharda ölürmüş. Serinlikte ölürmüş. Neyse bu son sıkıntı vermemmiş. Bu da çekilirmiş artık. Benden kurtuluyorlarmış ya.

- Ötekiler ne diyordu?

- Onlar üzülüyordu… İyi insan oluşumdan söz ediyorlardı. Ve geldik mezarıma ancak 45 dakikada. Yumurta pişiren o kuru sıcaklıkta yağmura yakalanmış gibiydiler. Akıyordu sular üzerinden. Koydular tabutumu yere.

Döndüm. Çıkardım şapkayı ve takma sakalla bıyığı. Gülümsedim: Şaka yaptım. Açtım tabutumu. Gösterdim mermeri.

- Tepkileri?

- Gülümsedi 16’sı. Varol, İlbey, Giray ve Ediz. Değişiverdi birden yüzlerindeki mutluluk. Bağırışıyorlardı… ‘Lan dümbük sen ölmedin mi!’. ‘Şunu bir iyi benzetelim!’. ‘Daha gebermemiş bu hıyar!’. ‘Bize mermer taşıtmış piç kurusu’. ‘En iyisi gelmişken buraya kadar yarım kalmasın tören. Tamamlayalım biz!’. ‘Temelli emekli edelim dünyadan onun bunun çocuğunu!’. ‘Haydi zafer bizimdir!’ sözleriyle küreklerle yürüdüler üzerime…

- Demek o nedenle bir hafta erken ölmüş oldun.

- Kimin ne zaman öleceği belli değil Kraliçem. Ama bu işin daha mahkemesi var. Mahkeme bitince gazetelerdeki haberin başlığını şimdiden okuyabilirim.

- Neymiş o başlık?

***

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?