Son Zenne

SON ZENNE

1 Ekim 1932’de Trabzon’da doğar Seyfi Dursunoğlu, Aslen Bayburtlu.  1938’de İstanbul’a gelirler. Önce Vefa’ya… Oradan Karagümrük’e, sonra da Beylerbeyi’ne.

Babası Eminönü’nde manifaturacıydı. Annesi Selvi hanım.

“Annem dünyanın en saf ve temiz kalpli insanlarından biri. Hayatı bahçesi ve çocuklarıyla geçen, huysuz kocasını idare etmeye çalışan uysal bir kadın... Yani karşısındaki deli bile olsa onunla geçinebilirdi.”

Karagümrük’te oturdukları dönemde, okulları çok yakındı. Okulda sinemaya götürüyorlardı. Çocuk aklının hatırladığı ilk film Şey Ahmet’ti. Şey Ahmet ata biniyor, koşuyor filmde ve Seyfi, izlediklerini çocuk aklına kazıyarak dönüyordu eve. Hemen bir sopayı üzerine bez sarıp güya at yapıyor, kendisini de mümkün mertebe Şeyh Ahmet’e benzetiyor ve başlıyordu bahçede Şeyh Ahmet olarak koşturmaya.

Bu ilginin daha da öncesi vardı. Annesi anlatır. Seyfi 4 yaşındadır. Ateşlenir. Yataktadır. Öyle ki, yataktan atmaktadır kendini. Annesi ya düşerse diye çareyi bir yer yatağı sermekte bulur. O durumda kalkar. Başlar söylemeye;

“Bakışın şimşek gibi çakıyor

O güzel gözler beni yakıyor

Hele bir bak kalbim atıyor

Kirpiklerin gönlüme batıyor”

Seyfi, bu kantoyu 4 yaşındayken söylüyordu.

‘Gerçek adım Seyfettin Dursun. Kömürcü adı gibi diye değiştirdim. Seyfi Dursunoğlu yaptık. Gerçi bu sefer de kasap adı gibi oldu.’

Seyfi Dursunoğlu 7 kardeştir. İlkokula Atikali’de başlar, Beylerbeyi’nde bitirir. Hep yatılı okur ilkokuldan sonra.

Subayla evlenir ablası. Tav olur babası subay giysilerinin güzelliğine.  Heybeliada Askeri Deniz Lisesi’ne yazdırırlar Seyfi Dursunoğlu’nu. Dört yıl okuduktan sonra tazminatı ödenerek ayrılır. 

(Feyziati Lisesi) Boğaziçi Lisesi’nde yatılı okur. Ferdi Ştatzer okulda piyano öğretmenidir. İzler hep öğretmeni hayran hayran. Ferdi Bey ilgisini anladığı ve yeteneğini anlar. Başlar ücretsiz ders vermeye. Tek el ders verir. Erkesi gün çift el çalmaktadır Seyfi.

Sorun yoktur. Yatılıdır. Yaz gelir. Başlar sorun. Gizlidir dersleri babasından. Bebek – Beylerbeyi arasında yetişemez eve babasından bir gün. O akşam yırtar nota kâğıtlarını babası.

Liseyi bitirir. Sonra İngiliz Filolojisi’ni de yarıda bırakır Seyfi Dursunoğlu.

Bir ayrı eve çıkar Şişli’de. Yedek subay eğitimini alır Tuzla’da. Askerliğini yedek subay olarak yapar Hadımköy’de.

SSK’da on sekiz yıl devlet memurudur. Çok çabuk bitirirmiş işlerini. Lafa tutarmış ardından başkalarını. Şefleri de pek hoşnut değilmiş bu nedenle.

Babası Mehmet Bey hafız kelam bir adam. Evde şarkı dinlenmezdi. Sadece türkü dinlerdi. Ama o daha 4 yaşındayken ateşler içinde kantolar söyleyen bir çocuktu; bu yol geç de olsa hayalini kurduğu bir yerlere varacaktır. Şimdilik tek isteği subay olmamaktır ve o eşikten döner. Ve aslında bu hedefe öyle kitlenmişti ki, sadece ne olmak istemediğini biliyordu. İşte tam da bundan sonra istekleri üzerine düşünmeye başlar…

Sanatçı olmak ister; tiyatrocu olmak ister, Bir tek en küçük amcasını çok kültürlü bir adam olarak tanırdı. Bu isteğini ona açmak ister. Bahane ile babasından izin koparır. Gider İzmir’e amcasına. Söyler. Yanıt şudur: “Ne diyorsun sen, bizim aileden tiyatrocu çıkmaz! Defol biletini al, geri dön!”. Döner ve bırakır zamana.

Parasızlık rahatsızlık vericidir. Bir ikinci iş. Başlar akşamları terzilik yapmaya... Gider akşamları terzinin yanına SSK’dan. Çalışır bir süre Kalanını götürür eve. Parça başı boncuk işler. Para da biriktirir. Borç verir memur arkadaşlarına faizle.

Geçinemiyordu gene de. Düşünür; “Ne yapmalıyım?”. Memuriyetten ayrılıp bir şey yapmayı kafasına koyar/

Ev sahibesi akıl verir; “En iyisi zengin bir kadın bulup evlen, yoksa bu hayattan kurtulamazsın.”.

Fiziğini kaybettiğinde de hâlâ geçerli bir iş…  Becerebileceği bir şey. Gelir aklına komedyenlik. Huysuz Virjin, yavaş yavaş biçimleniyordu… 

Ayrılır işinden 18 yıl sonra sahneye çıkmaya başlar 1972’de.

Memurken Beylerbeyi’nde ramazan eğlenceleri yaparlardı cemiyete para kazandırmak için. Yalvar yakar elli kuruşa bilet satılırdı. Ertesi yıl bir lira. Eksilmez izleyici. İki buçuk lira olur bilet. Yine dolar. Bir gün onu Muzaffer Hepgüler ve karısı isler. Kulüp 12’ye önerirler: “Bütün kadroyu çıkarın. Bir çocuk var, öyle kantolar yapıyor, öyle şarkılar söylüyor ki, görmelisiniz.”. 

Böylece Kulüp 12’de Huysuz Virjin’le tanışmaya başlar gösteri dünyası…

Her yıl İzmir Fuarı’nda sahneyi Türkiye’nin en büyük solistleriyle paylaşır. Türkiye’de herkesin aynı tek kanalı seyrettiği bu dönemde Huysuz Virjin’in Öztürk Serengil‘e verdiği esprili cevapları gördükten sonra herkes ondan söz eder...

Seyfi Dursunoğlu, Huysuz Virjin tiplemesiyle kimsenin söyleyemediklerini söyleyecek güce ulaşır. Gerçekleri esprili bir tarzda söylemesiyle gösterileriyle yayılır ünü dünyaya.

1980’lerde Albüm Adı “Huysuz Virjin 1” adında bir kanto plağı yapar.

Pek çok ülkede sahne alır Dursunoğlu, Huysuz Show adlı programıyla kendini tüm Türkiye’ye tanıtır ve sevdirir. 

Huysuzluğa gelince, ‘Bunun ilk adımını Günay Bey attı.’ diye anlatır Dursunoğlu.

Kulüp 12’de çalışıyordu. Orada tanışıp ahbap oldukları dostları geniş bir arkadaş grubu olarak çıkıp gelmişti. Seyfi sahnedeyken, dostların da keyfi yerindeydi. Sonra başladılar şarkıya: ‘Fincanı taştan oyarlar balam oyarlar…”

Koro halinde bir sataşma vardır. Sahnede kıvrak zekasını ilk kez o gün kullanır. Müstehcen bir cümle ile karşılık verir. Coşar salon. Gülüyordu, eğleniyordu insanlar. Arkadaşının söylediklerini şöyle aktarır Seyfi:

“Günay dedi ki, olay burada başlıyor. Kanto bir basamak, sen bundan sonra seyirciye laf atarak, espriler üreterek bu programı çok iyi bir yere getirirsin.”

Öyle de olur. Seyfi, Huysuz Virjin olarak önce küçük mekânlarda sahne alır. Huysuzluğu, kanto ile karışık şovu, dilden dile dolaşır olur. Artar tanınmışlığı. Sahnede Huysuz Virjin olarak kimsenin söyleyemediği şeyleri söyleyecek güce erişir. Enerjiktir. Topukluları ile saatlerce dans.  Kimsenin aklına bile gelmez adamın yaşı.

Şöyle anlatır Huysuz Virjin”i: “Birkaç yere sanatçı olarak başvurdum; beğenmediler, bir gün çalıştırdılar, gönderdiler. Sonra baktım, Seyfi’yle bu işi beceremeyeceğim, Huysuz Virjin tipini yarattım.”.

Adı da Adile Naşit’in anneannesine dayanır. Küçük Verjin, yani kantocu Viryinia, ilk Rum kantocudur.  Ufak tefek, minyon bir kadın olduğundan ona Küçük Virjin derler. Seyfi sahne adı ararken akla düşer Küçük Virjin.   Ancak 170 cm boy ve üzerine topuklularla sahnede bir dev kadındı. Virjin olur adı. 

Adının başına bir takma ad da gerekir. Sahnedeki huysuzluğu arkadaşı Günay ile keşfetmişti. Yanındakiler de ona hep ‘Abi o kadar huysuzsun ki, senin takma adın huysuz kalsın.’ diyorlardı. Özetler Seyfi Dursunoğlu Huysuz Virjin’i:

“Bana büyük bir iyilik yaptılar, çünkü şovuma cuk oturan bir kelime oldu huysuz. Ben sahnede huysuz bir kadını canlandırıyorum. Evde kalmış, histerik, kendini beğenmiş bir kadın. Ancak her şeyin doğrusunu söylüyor ve dokuz köyden kovulmuyor. Halkın düşündüğü ama kimsenin kimseye söylemediği şeyleri, hakaret etmeden söylüyor. Dozu ayarlanmış bir espri.”.

Huysuz Virjin nasıl bir kadın? Çok tahammülsüz bir kadın. Herkese yüz vermeyen, ömür boyunca bir eş aramış ama bulamamış. Yaşına göre boyanmıyor, giyinmiyor. Huysuz Virjin, cemiyetimizin içinde var olan tiplerden biri. Frapan, kendine yakışmayacak kadar genç giyiniyor, kimseyi beğenmiyor. Böyle arsız bir mahalle karısı o.

Seyfi, o gün o yokluğun içinde ne olmak istediğine çareler düşünürken doğru kararı vermiştir Huysuz Virgin’le. Kantoyu bir basamak gösterisinin bir parçası olarak kullanır.  Yaşı elverdikçe de alaturkadan beslenir.

Bir gün Öztürk Serengil kendisine önerir. TRT’de yarışma programına jüri üyeliği. Tek kanal dönemi. Burada olmak büyük bir şey. Kabul eder hemen.

“Seyfi Dursunoğlu olarak jüride yerimi aldım. Akılda kalayım diye bir televizyona çıkarılma ihtimalimin zayıflığını biliyorum, onun için herkesten farklı şeyler yaptım. Herkes mesela bir yarışmacıyı seyretti 6 numara verdiyse, ben 1 verdim. 1 dedim, kötü dedim. Akılda kalayım diye sırf bunları yaptım ve 3 program filan çalıştık galiba. Kadın kılığına girip kantolar da yaptım. Sonra işte jüri yavaş yavaş değişmeye başladı. Bana çok faydası olmuştur, beni Türkiye’nin tanıması açısından.”.

Gerçekten öyledir. Serengil’e verdiği esprili ve hazır cevaplar… Artık herkes onu tanıyor ve ondan bahseder. Tanınmıştır geç de olsa…

“Şöyle bir avantaj var; elinde mikrofon var, senin söylediğin lafı herkes duyuyor.

Oradan bir kişinin sana attığı lafı, yanındaki masalar duyar. Avantajlı değil laf atan, orada büyük bir şey var, mikrofonun benim elimde olması. Bu bir, ikincisi de memleketimin verdiği bir pratik zekâ var bende. Ben ne çok akıllıyım, ne çok kültürlüyüm. Ne çok şöyleyim, ne çok böyleyim. Kendimi kesinlikle methetmiyorum ama pratik zekâm var. Ondan da sahnede istifade ediyorum. Bu da benim işimi görüyor.”.

Televizyon yolculuğu 1997-1998 Huysuz ve Tatlı Kadın adlı programı sunması ile başladı. Ardından 1998’de ‘Huysuz Şimdi Hostes’ ve ardından yıl bitmeden ‘Huysuz Show’ geldi. Huysuz Show ile kendini tüm Türkiye’ye tanıtmış ve çok sevdirmişti.

2004’te başlayan ‘Popstar Türkiye’ yarışma programında ikinci sezonda İbrahim Tatlıses, Deniz Seki ve Garo Mafyan ile birlikte jüri üyesi olarak bulundu. Ve herkesin görmek istediği huysuz şovu için oradaydı.

2013’te Show TV’de yayınlanan “Benzemez Kimse Sana “ yarışmasının sunuculuğunu Murat Başoğlu yapıyor, juri koltuğunda ise Seyfi Dursunoğlu, Erol Evgin ve Demet Akbağ oturuyor.

Filmleri :

1989 – İstiyorum

1986 – Melek Yüzlü Cani

1979 – Nokta İle Virgül Paldır Küldür

1976 – Doğru Yoldan Ayrılanlar

8 Haziran 2012′den itibaren Star TV’de birincisi yayınlanmaya başlayan, “Benzemez Kimse Sana” adlı yarışmada jüri üyeliği yapmıştır. Programın final bölümüne son kez Huysuz Virjin olarak sahneye çıkmıştır ve “Bu benim son kantom” diyerek yaşından dolayı bir daha kanto yapamayacağını belirtmiştir.

SUNDUĞU PROGRAMLAR

Huysuz ve Tatlı Kadın

Huysuz Şimdi Hostes

Popstar Türkiye - Kanal D

Huysuz'la Dans Eder Misin? - Show TV

Benzemez Kimse Sana - Star TV

Benzemez Kimse Sana - Show TV

Benimle Dans Eder Misin? - Kanal D

Benimle Dans Eder Misin? - Fox TV

Huysuz'la Dans Eder Misin - Show TV

Huysuz'la Görücü Usulü - ATV

Seyfi Dursunoğlu’nun diğer şovlara bakışı: Hülya Avşar, Gülben Ergen yeterince hazırlanmayanlar. Cem Yılmaz‘ınki şov değil stand-up, doğaçlaması yok. Okan Bayülgen seyirciyle diyalog kurabilen, doğaçlamaya en yakın şovmen. Beyaz‘a gelince; bir şovmenin şekilden şekile girmesi, komedinin en kolay şeklidir. Mehmet Ali Erbil, ‘Erkek kılığı’nda beni oynuyor. Esprisi yok. Benim taklidim, ama benden çok parası var.

Şöyle anlatır işinin zorluğunu Seyfi Dursundoğlu: 

“Sana espri yapacağım, etraftakiler gülecek; ama sen çok rencide olmayacaksın. Bu dozu ayarlayabilmek çok mühim.”.

Kadın kılığına girmekle espri yelpazesi genişledi. Sahnede hem bir kadının hem de bir erkeğin yapacağı espriyi yapabiliyordu. Bu rahatlıktan Huysuz Virjin olmayı yeğler. 

“Tutucu insanım. Yani bakmayın şovumun azgınlığına, o ekmek parası. O, orada yapılması gereken bir şey. Bir de bunu dünyada çok az insan yapıyor. 1,5 – 2 saat doğaçlama, hiçbir yazısı çizisi olmadan, çok zor. Teklersen kaybedersin. Nefes alırsan da kaybedersin. Yani sizin ağzınızdan lafın son harfi çıktığı an cevap verirsen, galipsin. I mı diye cevap verirsen galip değilsin, olay bu. Onun için çok zor bir iş bu ve işimi bitirip kulise geldiğim zaman gözüm ağrıyor, kafam ağrıyor, ağzım ağrıyor, vücudum ağrıyor. Her tarafım birden çalışıyor çünkü. Gelen lafı dinleyeceksin, beyne gidecek, oradan espriyi bulacaksın ağzına gidecek, mimiklerinle, hareketlerinle cevap vereceksin. Çok zor bir iş.”

“Şehit haberleri aldığımda, acı haber aldığımda sahneye çıkamam. Herkes üzgünken benim orada komedi yapmam doğru değil.”.

“Komedide müstehcenlik vardır. Bunlardan vazgeçerek komedi yapmak çok zor.”.

“Aslında kadın kılığına giren bir insanın sevilmesi çok makul gibi gelmiyor. Bana da gelmiyor, kimseye de gelmez. Ancak ne var ki, bu iş sahnede başlıyor ve bitiyor. Sahneden sonra sahneyle ilgili yaşantımda hiçbir şey yok. Yani ne silikon yaptırdım ne kılımı aldırdım ne bilmem ne yaptırdım. Pazara giderim herkes gibi alışverişimi yaparım. Komşularımla münasebetlerim gayet makul, normal. E o zaman bu adama bizim bir şey demeye hakkımız yok. Bu, ekmek parası için kadın kılığına giriyor.”

“Tabii ki bir sürü sanatçının benden daha çok parası vardır. Ama ben, tekrar söylüyorum, Türkiye’de böyle bir olayı kabul ettirmektir benim için en mühim olan. Tabii ki bu bana bir para getirdi. Bu para beni ölünceye kadar da götürür. Mühim olan, halk bir erkeği kadın kılığında gördüğü zaman aynı keyfi alır mı, almaz mı, onu bilmiyorum. Ama ben, onu da sevdirdim insanlara. Sevilmesi zor olan bir şeyi sevdirdim.”,

2007’de RTÜK tarafından gelen düzenleme ile ekranda kadın kılığına girmiş erkek görmenin istenmediği kanaatine varılmıştı. Seyfi Dursunoğlu olarak çıkabilirdi. Ancak Huysuz Virjin istenmiyordu. Sansür uygulandığını belirterek Huysuz Virjin’i artık canlandıramayacağını duyurdu. Bu konu onu çok üzmüştü. Bir söyleşisinde şöyle anlatır kırgınlığını:

“Ben 45 sene evvel kadın kılığına girdim, program yaptım. E peki 45 sene evvelki Türkiye beni kabul etti de, 45 sene sonra mı kabul etmeyecek?”

Seyfi Dursunoğlu KOAH hastasıydı. 18 Temmuz 2020’de sanat güneşlerinden birisi olarak yaşamdan ayrıldı.

Mirasını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışladığını söylüyordu 2012’de. Organlarını ve bedenini de bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere devlete bağışlamıştı. ‘Öğrenciler Huysuz Virjin ile hem öğrensin hem eğlensin!’ diyordu.

Kadınlar tiyatrodan uzun süre uzak tutuldu dünyada. Erkek oyuncular kadın rollerini oynadı Tiyatromuzda da rolleri erkekler üstendi. Zenne geleneği ortaya çıktı. Kadın sanatçılar Rumlar’dı ve Ermeniler’di. Türk kadınının sahneye çıkması yasaktı. Zenne orta oyunu tiplerindendir.

Epik yani destansı tiyatroda amaç, izleyicinin sahnede canlandırılan oyuna kendini kaptırmasını önlemektir. İzlediklerinin gerçek olmadığını sağlamaktır. Bu nedenle oyun sırasında oyunun akışını kesen açıklamalara yer verilir, izleyicinin de oyuna katılması istenir.

Ustaca birleştirdi gösteri sanatlarının iki özelliğini Seyfi Dursunoğlu:

Ustaca birleştirdi gösteri sanatlarının iki özelliğini Seyfi Dursunoğlu:

Kanto bir basamaktı. Seyfi Dursunoğlu Son Zenne kimliğiyle laf attığı izleyicileri gösterisine çekerek, espriler üreterek destanlaştırır gösterilerini...

***

 Murat B. Tepebaşılı

 

 

***

 

Murat B. Tepebaşılı

 

*

 

 

 

 

 

 

Perşembenin Sanatçısı: HUYSUZ

word-belgesi-147997-2c5cbf39d558ecd59478d75ede341c3b_html_2e0c73ebaa565069.jpg

SON ZENNE

1 Ekim 1932’de Trabzon’da doğar Seyfi Dursunoğlu, Aslen Bayburtlu. 1938’de İstanbul’a gelirler. Önce Vefa’ya… Oradan Karagümrük’e, sonra da Beylerbeyi’ne.

Babası Eminönü’nde manifaturacıydı. Annesi Selvi hanım.

Annem dünyanın en saf ve temiz kalpli insanlarından biri. Hayatı bahçesi ve çocuklarıyla geçen, huysuz kocasını idare etmeye çalışan uysal bir kadın... Yani karşısındaki deli bile olsa onunla geçinebilirdi.”

Karagümrük’te oturdukları dönemde, okulları çok yakındı. Okulda sinemaya götürüyorlardı. Çocuk aklının hatırladığı ilk film Şey Ahmet’ti. Şey Ahmet ata biniyor, koşuyor filmde ve Seyfi, izlediklerini çocuk aklına kazıyarak dönüyordu eve. Hemen bir sopayı üzerine bez sarıp güya at yapıyor, kendisini de mümkün mertebe Şeyh Ahmet’e benzetiyor ve başlıyordu bahçede Şeyh Ahmet olarak koşturmaya.

Bu ilginin daha da öncesi vardı. Annesi anlatır. Seyfi 4 yaşındadır. Ateşlenir. Yataktadır. Öyle ki, yataktan atmaktadır kendini. Annesi ya düşerse diye çareyi bir yer yatağı sermekte bulur. O durumda kalkar. Başlar söylemeye;

Bakışın şimşek gibi çakıyor

O güzel gözler beni yakıyor

Hele bir bak kalbim atıyor

Kirpiklerin gönlüme batıyor”

Seyfi, bu kantoyu 4 yaşındayken söylüyordu.

Gerçek adım Seyfettin Dursun. Kömürcü adı gibi diye değiştirdim. Seyfi Dursunoğlu yaptık. Gerçi bu sefer de kasap adı gibi oldu.’

Seyfi Dursunoğlu 7 kardeştir. İlkokula Atikali’de başlar, Beylerbeyi’nde bitirir. Hep yatılı okur ilkokuldan sonra.

Subayla evlenir ablası. Tav olur babası subay giysilerinin güzelliğine. Heybeliada Askeri Deniz Lisesi’ne yazdırırlar Seyfi Dursunoğlu’nu. Dört yıl okuduktan sonra tazminatı ödenerek ayrılır.

(Feyziati Lisesi) Boğaziçi Lisesi’nde yatılı okur. Ferdi Ştatzer okulda piyano öğretmenidir. İzler hep öğretmeni hayran hayran. Ferdi Bey ilgisini anladığı ve yeteneğini anlar. Başlar ücretsiz ders vermeye. Tek el ders verir. Erkesi gün çift el çalmaktadır Seyfi.

Sorun yoktur. Yatılıdır. Yaz gelir. Başlar sorun. Gizlidir dersleri babasından. Bebek – Beylerbeyi arasında yetişemez eve babasından bir gün. O akşam yırtar nota kâğıtlarını babası.

Liseyi bitirir. Sonra İngiliz Filolojisi’ni de yarıda bırakır Seyfi Dursunoğlu.

Bir ayrı eve çıkar Şişli’de. Yedek subay eğitimini alır Tuzla’da. Askerliğini yedek subay olarak yapar Hadımköy’de.

SSK’da on sekiz yıl devlet memurudur. Çok çabuk bitirirmiş işlerini. Lafa tutarmış ardından başkalarını. Şefleri de pek hoşnut değilmiş bu nedenle.

Babası Mehmet Bey hafız kelam bir adam. Evde şarkı dinlenmezdi. Sadece türkü dinlerdi. Ama o daha 4 yaşındayken ateşler içinde kantolar söyleyen bir çocuktu; bu yol geç de olsa hayalini kurduğu bir yerlere varacaktır. Şimdilik tek isteği subay olmamaktır ve o eşikten döner. Ve aslında bu hedefe öyle kitlenmişti ki, sadece ne olmak istemediğini biliyordu. İşte tam da bundan sonra istekleri üzerine düşünmeye başlar…

Sanatçı olmak ister; tiyatrocu olmak ister, Bir tek en küçük amcasını çok kültürlü bir adam olarak tanırdı. Bu isteğini ona açmak ister. Bahane ile babasından izin koparır. Gider İzmir’e amcasına. Söyler. Yanıt şudur: “Ne diyorsun sen, bizim aileden tiyatrocu çıkmaz! Defol biletini al, geri dön!”. Döner ve bırakır zamana.

Parasızlık rahatsızlık vericidir. Bir ikinci iş. Başlar akşamları terzilik yapmaya... Gider akşamları terzinin yanına SSK’dan. Çalışır bir süre Kalanını götürür eve. Parça başı boncuk işler. Para da biriktirir. Borç verir memur arkadaşlarına faizle.

Geçinemiyordu gene de. Düşünür; “Ne yapmalıyım?”. Memuriyetten ayrılıp bir şey yapmayı kafasına koyar/

Ev sahibesi akıl verir; “En iyisi zengin bir kadın bulup evlen, yoksa bu hayattan kurtulamazsın.”.

Fiziğini kaybettiğinde de hâlâ geçerli bir iş… Becerebileceği bir şey. Gelir aklına komedyenlik. Huysuz Virjin, yavaş yavaş biçimleniyordu…

Ayrılır işinden 18 yıl sonra sahneye çıkmaya başlar 1972’de.

Memurken Beylerbeyi’nde ramazan eğlenceleri yaparlardı cemiyete para kazandırmak için. Yalvar yakar elli kuruşa bilet satılırdı. Ertesi yıl bir lira. Eksilmez izleyici. İki buçuk lira olur bilet. Yine dolar. Bir gün onu Muzaffer Hepgüler ve karısı isler. Kulüp 12’ye önerirler: “Bütün kadroyu çıkarın. Bir çocuk var, öyle kantolar yapıyor, öyle şarkılar söylüyor ki, görmelisiniz.”.

Böylece Kulüp 12’de Huysuz Virjin’le tanışmaya başlar gösteri dünyası…

word-belgesi-147997-2c5cbf39d558ecd59478d75ede341c3b_html_be4cdb1761dec5f6.jpg

Her yıl İzmir Fuarı’nda sahneyi Türkiye’nin en büyük solistleriyle paylaşır. Türkiye’de herkesin aynı tek kanalı seyrettiği bu dönemde Huysuz Virjin’in Öztürk Serengil‘e verdiği esprili cevapları gördükten sonra herkes ondan söz eder...

Seyfi Dursunoğlu, Huysuz Virjin tiplemesiyle kimsenin söyleyemediklerini söyleyecek güce ulaşır. Gerçekleri esprili bir tarzda söylemesiyle gösterileriyle yayılır ünü dünyaya.

1980’lerde Albüm Adı “Huysuz Virjin 1” adında bir kanto plağı yapar.

Pek çok ülkede sahne alır Dursunoğlu, Huysuz Show adlı programıyla kendini tüm Türkiye’ye tanıtır ve sevdirir.

Huysuzluğa gelince, ‘Bunun ilk adımını Günay Bey attı.’ diye anlatır Dursunoğlu.

Kulüp 12’de çalışıyordu. Orada tanışıp ahbap oldukları dostları geniş bir arkadaş grubu olarak çıkıp gelmişti. Seyfi sahnedeyken, dostların da keyfi yerindeydi. Sonra başladılar şarkıya: ‘Fincanı taştan oyarlar balam oyarlar…”

Koro halinde bir sataşma vardır. Sahnede kıvrak zekasını ilk kez o gün kullanır. Müstehcen bir cümle ile karşılık verir. Coşar salon. Gülüyordu, eğleniyordu insanlar. Arkadaşının söylediklerini şöyle aktarır Seyfi:

Günay dedi ki, olay burada başlıyor. Kanto bir basamak, sen bundan sonra seyirciye laf atarak, espriler üreterek bu programı çok iyi bir yere getirirsin.”

Öyle de olur. Seyfi, Huysuz Virjin olarak önce küçük mekânlarda sahne alır. Huysuzluğu, kanto ile karışık şovu, dilden dile dolaşır olur. Artar tanınmışlığı. Sahnede Huysuz Virjin olarak kimsenin söyleyemediği şeyleri söyleyecek güce erişir. Enerjiktir. Topukluları ile saatlerce dans. Kimsenin aklına bile gelmez adamın yaşı.

Şöyle anlatır Huysuz Virjin”i: “Birkaç yere sanatçı olarak başvurdum; beğenmediler, bir gün çalıştırdılar, gönderdiler. Sonra baktım, Seyfi’yle bu işi beceremeyeceğim, Huysuz Virjin tipini yarattım.”.

Adı da Adile Naşit’in anneannesine dayanır. Küçük Verjin, yani kantocu Viryinia, ilk Rum kantocudur. Ufak tefek, minyon bir kadın olduğundan ona Küçük Virjin derler. Seyfi sahne adı ararken akla düşer Küçük Virjin. Ancak 170 cm boy ve üzerine topuklularla sahnede bir dev kadındı. Virjin olur adı.

Adının başına bir takma ad da gerekir. Sahnedeki huysuzluğu arkadaşı Günay ile keşfetmişti. Yanındakiler de ona hep ‘Abi o kadar huysuzsun ki, senin takma adın huysuz kalsın.’ diyorlardı. Özetler Seyfi Dursunoğlu Huysuz Virjin’i:

Bana büyük bir iyilik yaptılar, çünkü şovuma cuk oturan bir kelime oldu huysuz. Ben sahnede huysuz bir kadını canlandırıyorum. Evde kalmış, histerik, kendini beğenmiş bir kadın. Ancak her şeyin doğrusunu söylüyor ve dokuz köyden kovulmuyor. Halkın düşündüğü ama kimsenin kimseye söylemediği şeyleri, hakaret etmeden söylüyor. Dozu ayarlanmış bir espri.”.

Huysuz Virjin nasıl bir kadın? Çok tahammülsüz bir kadın. Herkese yüz vermeyen, ömür boyunca bir eş aramış ama bulamamış. Yaşına göre boyanmıyor, giyinmiyor. Huysuz Virjin, cemiyetimizin içinde var olan tiplerden biri. Frapan, kendine yakışmayacak kadar genç giyiniyor, kimseyi beğenmiyor. Böyle arsız bir mahalle karısı o.

Seyfi, o gün o yokluğun içinde ne olmak istediğine çareler düşünürken doğru kararı vermiştir Huysuz Virgin’le. Kantoyu bir basamak gösterisinin bir parçası olarak kullanır. Yaşı elverdikçe de alaturkadan beslenir.

Bir gün Öztürk Serengil kendisine önerir. TRT’de yarışma programına jüri üyeliği. Tek kanal dönemi. Burada olmak büyük bir şey. Kabul eder hemen.

Seyfi Dursunoğlu olarak jüride yerimi aldım. Akılda kalayım diye bir televizyona çıkarılma ihtimalimin zayıflığını biliyorum, onun için herkesten farklı şeyler yaptım. Herkes mesela bir yarışmacıyı seyretti 6 numara verdiyse, ben 1 verdim. 1 dedim, kötü dedim. Akılda kalayım diye sırf bunları yaptım ve 3 program filan çalıştık galiba. Kadın kılığına girip kantolar da yaptım. Sonra işte jüri yavaş yavaş değişmeye başladı. Bana çok faydası olmuştur, beni Türkiye’nin tanıması açısından.”.

Gerçekten öyledir. Serengil’e verdiği esprili ve hazır cevaplar… Artık herkes onu tanıyor ve ondan bahseder. Tanınmıştır geç de olsa…

Şöyle bir avantaj var; elinde mikrofon var, senin söylediğin lafı herkes duyuyor.

word-belgesi-147997-2c5cbf39d558ecd59478d75ede341c3b_html_28e2011aef2d4162.jpg

Oradan bir kişinin sana attığı lafı, yanındaki masalar duyar. Avantajlı değil laf atan, orada büyük bir şey var, mikrofonun benim elimde olması. Bu bir, ikincisi de memleketimin verdiği bir pratik zekâ var bende. Ben ne çok akıllıyım, ne çok kültürlüyüm. Ne çok şöyleyim, ne çok böyleyim. Kendimi kesinlikle methetmiyorum ama pratik zekâm var. Ondan da sahnede istifade ediyorum. Bu da benim işimi görüyor.”.

Televizyon yolculuğu 1997-1998 Huysuz ve Tatlı Kadın adlı programı sunması ile başladı. Ardından 1998’de ‘Huysuz Şimdi Hostes’ ve ardından yıl bitmeden ‘Huysuz Show’ geldi. Huysuz Show ile kendini tüm Türkiye’ye tanıtmış ve çok sevdirmişti.

2004’te başlayan ‘Popstar Türkiye’ yarışma programında ikinci sezonda İbrahim Tatlıses, Deniz Seki ve Garo Mafyan ile birlikte jüri üyesi olarak bulundu. Ve herkesin görmek istediği huysuz şovu için oradaydı.

2013’te Show TV’de yayınlanan “Benzemez Kimse Sana “ yarışmasının sunuculuğunu Murat Başoğlu yapıyor, juri koltuğunda ise Seyfi Dursunoğlu, Erol Evgin ve Demet Akbağ oturuyor.

Filmleri :

1989 – İstiyorum

1986 – Melek Yüzlü Cani

1979 – Nokta İle Virgül Paldır Küldür

1976 – Doğru Yoldan Ayrılanlar

8 Haziran 2012′den itibaren Star TV’de birincisi yayınlanmaya başlayan, “Benzemez Kimse Sana” adlı yarışmada jüri üyeliği yapmıştır. Programın final bölümüne son kez Huysuz Virjin olarak sahneye çıkmıştır ve “Bu benim son kantom” diyerek yaşından dolayı bir daha kanto yapamayacağını belirtmiştir.

SUNDUĞU PROGRAMLAR

Huysuz ve Tatlı Kadın

Huysuz Şimdi Hostes

Popstar Türkiye - Kanal D

Huysuz'la Dans Eder Misin? - Show TV

Benzemez Kimse Sana - Star TV

Benzemez Kimse Sana - Show TV

Benimle Dans Eder Misin? - Kanal D

Benimle Dans Eder Misin? - Fox TV

Huysuz'la Dans Eder Misin - Show TV

Huysuz'la Görücü Usulü - ATV

Seyfi Dursunoğlu’nun diğer şovlara bakışı: Hülya Avşar, Gülben Ergen yeterince hazırlanmayanlar. Cem Yılmaz‘ınki şov değil stand-up, doğaçlaması yok. Okan Bayülgen seyirciyle diyalog kurabilen, doğaçlamaya en yakın şovmen. Beyaz‘a gelince; bir şovmenin şekilden şekile girmesi, komedinin en kolay şeklidir. Mehmet Ali Erbil, ‘Erkek kılığı’nda beni oynuyor. Esprisi yok. Benim taklidim, ama benden çok parası var.

Şöyle anlatır işinin zorluğunu Seyfi Dursundoğlu:

Sana espri yapacağım, etraftakiler gülecek; ama sen çok rencide olmayacaksın. Bu dozu ayarlayabilmek çok mühim.”.

Kadın kılığına girmekle espri yelpazesi genişledi. Sahnede hem bir kadının hem de bir erkeğin yapacağı espriyi yapabiliyordu. Bu rahatlıktan Huysuz Virjin olmayı yeğler.

Tutucu insanım. Yani bakmayın şovumun azgınlığına, o ekmek parası. O, orada yapılması gereken bir şey. Bir de bunu dünyada çok az insan yapıyor. 1,5 – 2 saat doğaçlama, hiçbir yazısı çizisi olmadan, çok zor. Teklersen kaybedersin. Nefes alırsan da kaybedersin. Yani sizin ağzınızdan lafın son harfi çıktığı an cevap verirsen, galipsin. I mı diye cevap verirsen galip değilsin, olay bu. Onun için çok zor bir iş bu ve işimi bitirip kulise geldiğim zaman gözüm ağrıyor, kafam ağrıyor, ağzım ağrıyor, vücudum ağrıyor. Her tarafım birden çalışıyor çünkü. Gelen lafı dinleyeceksin, beyne gidecek, oradan espriyi bulacaksın ağzına gidecek, mimiklerinle, hareketlerinle cevap vereceksin. Çok zor bir iş.”

Şehit haberleri aldığımda, acı haber aldığımda sahneye çıkamam. Herkes üzgünken benim orada komedi yapmam doğru değil.”.

Komedide müstehcenlik vardır. Bunlardan vazgeçerek komedi yapmak çok zor.”.

Aslında kadın kılığına giren bir insanın sevilmesi çok makul gibi gelmiyor. Bana da gelmiyor, kimseye de gelmez. Ancak ne var ki, bu iş sahnede başlıyor ve bitiyor. Sahneden sonra sahneyle ilgili yaşantımda hiçbir şey yok. Yani ne silikon yaptırdım ne kılımı aldırdım ne bilmem ne yaptırdım. Pazara giderim herkes gibi alışverişimi yaparım. Komşularımla münasebetlerim gayet makul, normal. E o zaman bu adama bizim bir şey demeye hakkımız yok. Bu, ekmek parası için kadın kılığına giriyor.”

Tabii ki bir sürü sanatçının benden daha çok parası vardır. Ama ben, tekrar söylüyorum, Türkiye’de böyle bir olayı kabul ettirmektir benim için en mühim olan. Tabii ki bu bana bir para getirdi. Bu para beni ölünceye kadar da götürür. Mühim olan, halk bir erkeği kadın kılığında gördüğü zaman aynı keyfi alır mı, almaz mı, onu bilmiyorum. Ama ben, onu da sevdirdim insanlara. Sevilmesi zor olan bir şeyi sevdirdim.”,

2007’de RTÜK tarafından gelen düzenleme ile ekranda kadın kılığına girmiş erkek görmenin istenmediği kanaatine varılmıştı. Seyfi Dursunoğlu olarak çıkabilirdi. Ancak Huysuz Virjin istenmiyordu. Sansür uygulandığını belirterek Huysuz Virjin’i artık canlandıramayacağını duyurdu. Bu konu onu çok üzmüştü. Bir söyleşisinde şöyle anlatır kırgınlığını:

Ben 45 sene evvel kadın kılığına girdim, program yaptım. E peki 45 sene evvelki Türkiye beni kabul etti de, 45 sene sonra mı kabul etmeyecek?”

Seyfi Dursunoğlu KOAH hastasıydı. 18 Temmuz 2020’de sanat güneşlerinden birisi olarak yaşamdan ayrıldı.

Mirasını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışladığını söylüyordu 2012’de. Organlarını ve bedenini de bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere devlete bağışlamıştı. ‘Öğrenciler Huysuz Virjin ile hem öğrensin hem eğlensin!’ diyordu.

Kadınlar tiyatrodan uzun süre uzak tutuldu dünyada. Erkek oyuncular kadın rollerini oynadı Tiyatromuzda da rolleri erkekler üstendi. Zenne geleneği ortaya çıktı. Kadın sanatçılar Rumlar’dı ve Ermeniler’di. Türk kadınının sahneye çıkması yasaktı. Zenne orta oyunu tiplerindendir.

Epik yani destansı tiyatroda amaç, izleyicinin sahnede canlandırılan oyuna kendini kaptırmasını önlemektir. İzlediklerinin gerçek olmadığını sağlamaktır. Bu nedenle oyun sırasında oyunun akışını kesen açıklamalara yer verilir, izleyicinin de oyuna katılması istenir.

Ustaca birleştirdi gösteri sanatlarının iki özelliğini Seyfi Dursunoğlu:

Ustaca birleştirdi gösteri sanatlarının iki özelliğini Seyfi Dursunoğlu:

Kanto bir basamaktı. Seyfi Dursunoğlu Son Zenne kimliğiyle laf attığı izleyicileri gösterisine çekerek, espriler üreterek destanlaştırır gösterilerini...

word-belgesi-147997-2c5cbf39d558ecd59478d75ede341c3b_html_8fcc10a981891320.jpg

***

Murat B. Tepebaşılı

*

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?