Bugün Bayram...

Kocaman bir yıl daha geçti… Eskiden geleceği için hazırlıklar yapılan ve günlerce beklenilen bayram günleri, yaşanan ve yaşatılan bir sevinçle, özlemle bekleniyordu. Ömür kısa, bu nedenle bu kadar sıklıkla beklememeli mi?

Bektaşi’; akşamları aldığı bir kadeh alkole uzun anlatımlar yüklemiş… Oysa bayram namazı ne zaman diye sorduklarında, bildiğiniz gibi “…Yatıyorum, kalkıyorum hemencecik geliyor…” diyerek geçiştirmiş! Ve bir bilgin ‘Einstein’ dermiş ki; “… Geleceği hiç düşünmem, çünkü hemencecik gelir…”. İnsanoğlu ya geçmişi düşünür, ya geleceği. Geçmişi düşünür, çünkü geçmişte iyi günleri vardır, iyi anıları vardır, onlardan kopamaz. Bir türlü geçmişin özleminden kendini kurtaramaz. Geleceği düşünür, çünkü gelecekte her şey iyi olacaktır, elde edemediklerine ulaşacaktır, daha iyi daha güzel günlere kavuşacaktır.

Ya geçmiş, ya da gelecek. Peki, içinde bulunduğumuz zaman parçası? En önemli olan bu değil mi? Ne yaparsak hepsi bu anki davranışımıza bağlı. Geçmiş de bu an, gelecek de.

Yaşam rüzgârlarından biri, kimi zaman fırtınaya dönüşen özlemdir. Çok güçlü kavuşma, erişme isteği olarak özellikle ayrı kalanların yaşadığı, tutku düzeyindeki buluşma, karşılaşma yangısıdır. Beklentinin burukluğu, beklenenin gelmesi, beklenenlerin oluşması, gerçekleşmesiyle giderilir. Buluşmanın, kavuşmanın özgün mutlulukları insanın yaşam gücünü dokur, pekiştirir. Mutluluk en doyurucu yürek besinidir.

Bazı dostlar, yani benim kuşağım ve büyüklerim… Eski bayramlara özlem duyabilirler! Elbette o günleri yaşayan insanlar bunu yadsımayacak. O günler farklı bir atmosferdeydi. Çünkü bugünün büyükşehirleriyle kıyaslandığında, nüfusumuz bir hayli azdı. Bu nedenle hem evlenen çiftlerin düğünleri, hem sünnet düğünleri, resmi ve dini bayramlar… Coşku içinde kutlanırdı. Hatta kutlamaya gelmeyenler, yakın dostları tarafından merak edilip, soruşturulurdu. İşte olgunun bence görülmesi gereken püf noktası bu! Bayramlarımız hala kutlanıyor, elbette günümüz şartlarına uygun bir şekilde! Tabii ki öncelik kaçınılmaz dini bayramlar! Olması gereken, kutlanması bir biçimde adeta ritüel olmuş dini bayramlarımız… Oysa unutulan, unutmaya çalıştırılan resmi bayramlarımız… Gerçi hasat zamanı elimizde bir şey kalmıyor ki… Ne ekersek onu biçiyoruz! O nedenle sanırım başımız dik, yönümüz ileri, çağdaşlığa yönelik ve gelecek düşüncesiyle yaşamalıyız… Bazı yaşanmışları unutup, hafızalarımızdan neden siliyoruz? Elimizden alan mı var? Kim düşüncemize ket vurmalı ki, yıllar önce on binlerce askerimiz bu vatan için kanını döktü. Ve bırakalım, Arap düşüncelerini de, zavallı hayvanların kanı boş yere dökülmesin!

Geçmişine kapanmış toplumlar en geri toplumlardır. Bugünden geleceğe hazırlananlar ise en ileri olanları.Kişilere dikkat edin: Geçmişiyle övünenlere, toplumun geçmişini ikide bir öne sürenlere, geçmiş kahramanlıklardan pay çıkaranlara… Bunlar ellerinden bir şey gelmeyen bir takım zavallılardır. Kendi becerisizliklerini örtmek için geçmişteki şan ve şereften pay almak, pay dağıtmak isterler. İkide bir yığınların karşısına geçmişe ait masallar çıkarırlar. Amaçları, bugünü dondurmak, geleceğin de geçmişe benzemesini sağlamaktır.

Büyük kent aydınları içinde kendilerini batı ekininin düzeyinde görenler çoktur. Kimi ‘Beatles’ şarkılarına hayran kalmayı, son moda giysileri Batı kültürü sanır. Kimi de ‘Sartre, Kafka, Camus’ adlarını anarak kahve söyleşileri yapmayı, toplumsal ya da bireysel sıkıntılarımıza hiç uymayan batılı bireylerin zaman zaman içine düştükleri “bunalım” ları özenti, öykünme yoluyla kişiliklerinde duymayı, yaşamayı Batılı geçinmenin yolu sayar!

Bir kişinin, yüz kişinin, bin kişinin Batı kafasında düşünmesi, yazması, çizmesi ve bazı düşlere dalması… Bizi gerçekten Batılı anlamda çağdaş bir insan yapmaz! Çünkü Türk Kültürü, Atatürk ilkelerinin çizdiği yolda ilerlemek, Doğunun paslanmış düşüncesinden, batının aydınlık düşüncesine geçmek zorunda olan Türk Kültürü hangi evrede?

Geleceği hiç düşünmemeli, çünkü hemen geliyor. Ya geçmişi? Geçmişi de ancak geçmiş bir zaman olarak bellemeli. Yanlışlıklardan bir şeyler çıkararak, başarılardan hız kazanarak. Uluslar da, kişiler gibidir. Her an yeniden güç kazanmak olanağına sahiptirler. Yaşadığımız anın değerini anlamakla onu boşuna harcamamakla…

Geçmiş zaman bir kere geçip gidince bize hoş geliyor. Gerçekte hoş olmasa da. Ama geçmişi hoş kılmak elimizde. Bugünkü davranışımıza bağlı bir şey bu. Bugün ne kadar başarılı, ne kadar verimli olursak, kendimize ve çevremize ne kadar yararlı olursak dünümüz de gerçekten hoş olur, yarınımızda…

Hepinize de en içten saygı ve sevgilerimle iyi bayramlar diliyorum…

Mustafa Gökçek 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?