Çekmecede kaldı sabah

ÇEKMECEDE KALDI SABAH (*)

Kavram, realitenin alt katmanlarına gizlenmiş duyu-düşün enerjisinin göstergesidir. Daha çok da çatışmadır, çarpışmadır kişioğlu için! Duyuş-düşünüş sürecindeki amansız bir soru üretme döngüsü… (Yeter ki kısır döngüye düşmesin kişi). Her an, o an, rüya an, karşısına dikilen doğru’nun esriğiyle boğuşma zorunluluğu ki sonrayı belirlemektedir sanki:

“… Başımı var gücümle yukarı kaldırdım. Üstümdeki sonsuz gri boşluğa diktim gözlerimi. Görüntüler aynıydı. Yüzleşme cesareti bulamadığım gerçekler, karga sürüsüne takılmış gak gak sesleri içinde gölgeler halinde adeta benimle ölüm dansı ediyorlar, sonra da çılgınca yaklaşarak bedenimi ürpertip uzaklaşıyorlardı. Onlar yaklaşırken yüzlerine, uzaklaşırken arkalarından bağırdım… Bağırdım. Elimdeki güzel kokulu temiz parayı hırsla, küçük küçük, bütün yaşamımı parçaladığım gibi parçaladım. Lime lime! Uyuşuk kollarımı uzatabildiğim kadar yukarı doğru kaldırdım. Boşluğa fırlattım hepsini…” (**)-(sy.90).

Yazar, ‘Selma Özhan’ın (***) alıntı yaptığım ve yorumuma açık paragrafı ve devamındaki satırlar yazmış olduğu ‘Çekmecede Kaldı Sabah’ kitabında daha derin ve hassas paragraflarla, anlamın dehlizlerine yolculuğunun tanıklığını sağlıyor okuyana… Tam da burada sorulabilir; yazarın kurma/kurgulama hızına okurun yetişmesi mümkün müdür diye? Elbette yöntemi yadsımak değil asıl yapmak istediğim. Ancak, ‘Çekmecede Kaldı Sabah’(*) bağlamında kurulan doğal iletişim, dar ve yokuş labirent yollarında kıvraklığı ve hızı cazip kılıyor okur için. Bu, bir tür, yazanla okuyanın “birlikte var olma biçimidir” dense yanlış sayılmaz. Yazarın yarattığı kişilikle, okurun bulduğu kimlik ve koşullar, girift ve çok katmanlı yol alıyor metnin bütününde. O itibarla, kelimeler, tümceler fütursuzca savruluyor gibi görünse de, yazarın meram prizmasından, üç boyutlu (yatay-dikey-çapraz) okunmaya tasarlanmış sözcükler. Süzülenler, sakanlar, damlayanlar, sıçrayanlar…

Artık, buraya dek düşündüklerimin ışığında toparlayabilirim ‘Çekmecede Kaldı Sabah’tan bana kalanları! Böylesine oylumlu anlatımın diriminde, hayatın içinde görülen kanın baş döndürücü etkisini aşılar bünyeye. Gören, duyan ve sezen kişilik, kendine, kendindeki ötekine hükmetmede zaafa düşmez mi? Düşer… Modern zamanın, çağdaş diye nitelenen insanı, entelektüel, sorumlu ya da sorunlu, nasıl denirse densin, hayatın bir yerine sıkışmıştır. Sıkışmışlığı, kırılıp ‘toz’, ‘zerre’ haline gelmişliği benimsemek de bir sorumluluğun gereğidir. Sorasım geliyor; ‘kesintisiz, sonsuz varoluş’ kaygısı mı gizli doğanın özünde, bireyin özleminde? Dönüp bakınca, hayattan geriye, kimlikten, yaşanmışlıktan kalan somut değerlere bulanıyor her şey. Ardından gelen ‘demin’ önünde olan ‘gelecek’ ve hamağında sallandığı ‘şimdi’, hepsi bu güzel kitapta toplanmış gibi…

(*) ; Kitap ismi

(**) ; Kitaptan alıntı

(***) ; Kitabın yazarı

www. haberhurriyeti.com/mustafagokcek

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Gökçek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?