İnsanlık tarihinin en gizemli öyküsü

Sevgili okur, kadim dünyada gökyüzü neden bu kadar önemli, güneş, ay, gezegenler ve yıldızlar niçin bu denli ilgi çekmişler, hikayelere konu olmuşlar, ve hatta kaderlerimizi belirlemişler, düşündün mü hiç?..
Çünkü, o insanların yaşamlarındaki en önemli ve en yaşamsal haber-bilgi-ölçüm-zamanlama kaynağı onlarmış da, ondan…
Düşün ki; yaşadığın devirde saat yok, takvim yok, kayıt-kuyut yok, okur yazarlık yok, zaten alfabe ve sayılar da yok, hiçbir şey yok…
Ama sen -diğerlerinden farklı olarak!- zeki bir canlısın ve gözlemleyerek, deneyimleyerek, düşünerek vesaire, bazı ilginç sonuçlara ulaşıyorsun…
Örneğin, gökyüzünde diğerlerinden tamamen faklı görünen güneşin ve ayın hareketlerini inceliyorsun. Açıkça görülüyor ki; ikisi de hep aynı yolu izleyerek tepemizde dönüp duruyorlar sürekli…
Ayrıca, yine gökyüzüne asılı irili ufaklı kandiller de farklı farklı devinimler içindeler. Hatta içlerinden bazıları diğerlerine göre çok daha hareketli…
İzlemeye ve incelemeye devam ediyorsun. Sonra fark ediyorsun ki, bunların hepsinin boşluktaki o bitmez tükenmez gizemli yolculukları süresince, birbirlerine göre belli bir konuma geldiklerinde, yeryüzünde hep aynı olaylar gerçekleşiyor…
Örneğin, nehirler hep aynı dönemde taşıyor, başaklar hep aynı dönemde yeşeriyor, koyunlar hep aynı dönemde yavruluyor, soğuklar hep aynı dönemde başlıyor, yağmurlar hep aynı dönemde bitiyor vesaire…
Eh, elbette, hayati önemdeki bu gözlemleri yapıp derleyecek insanlara ihtiyaç duyuluyor. Onlar da, derinlemesine gözlemledikçe gitgide daha ince, daha özel, daha karmaşık irtibatlar kuruyorlar gökyüzünün bu ‘nurlu’ sakinleri arasında…
Arka planda çok yavaş hareket eden bir grup kandil (ki, biz şimdi onlara yıldız diyoruz!) bir şekil içinde bir araya getirilip, hepsinin de heyecanlı birer hikayesi olan burçlar oluşturuluyor…
Sonra, nedense daha hızlı hareket eden kandillerin (ki, şimdi onlara da gezegen diyoruz!) ne zaman o burçların önünden geçtiklerine ve o burç içinde birbirlerine göre konumlarına bakılarak, dünyada yaşanan birçok doğa olayının vakti neredeyse bire bir tutturulmaya başlanıyor…
Yani, gökyüzünde ne oluyorsa, karşılığında yeryüzünde de bir şeyler oluyor…
Yani; yeryüzü ile gökyüzü birbirlerinin aynada yansıyan akisleri adeta. Fakat, yer ve gök farklı düzeyde varlıkların yaşadığı farklı birer dünya, boyut, alem… O yüzden buradan bakınca her şey sanki değişikmiş gibi görünüyor. Ama aslında aynı ve birbirlerinin devamı. Ancak, o varlıklar bizlerden çok daha güçlü ve muktedir oldukları için, bizler üstünde mutlak bir hükümranlık sahibi. Ve dolayısıyla, yeryüzünde olan biten -nedeni belirsiz- her şeye gökyüzünün bu ‘hakim-i mutlak’ varlıkları karar veriyorlar…
Değil mi ya?.. Gayet mantıklı. Başka ne olabilir ki?..
Gökyüzü, yani 'Yukarısı’nın öyküsü, aynı zamanda doğru okumasını bilenler için birer şifre. Mesela diyelim ki, insanlar merakla ‘Avcının köpeği’ hikayesini dinlerken, şifreyi bilenler ‘Avcı’ Orion takımyıldızının yanındaki ‘Büyük Köpek’ Canis Major takımyıldızının en parlak yıldız olan Sirius yıldızına bakıyorlar…
Amaaa… Herkes bunları bilmemeli tabii. Çünkü, hemen anlaşılıyor ki; bilgi demek, güç demek. Aynen bugünlerdeki gibi…
Doğal olarak, bu eğitimi almış -yani erginlenmiş- olan çok küçük azınlık giderek diğerlerinden ayrılıyor, seçkinleşiyor, zenginleşiyor, egemenleşiyor, dahası gökyüzündeki sınırsız güçteki varlıkların yeryüzündeki temsilcileri olarak bir kutsiyet kazanıyorlar…
Anlattıkları hikayeler de, yüzyıllar içinde kutsal metinler halini alıyor…
İşte, al sana din!.. Al sana kerameti kendinden menkul egemen, soylu sınıflar!.. Al sana sonsuz bir düşmanlık ve savaş nedeni!.. Hem de insanların sorgusuz sualsiz ölüme koşmalarını gerektirecek kadar hassas, tartışılmaz, önemli…
Çünkü, aniden geliveren onca depremler, su baskınları, kuraklıklar, kıtlıklar, hastalıklar, felaketler falan gösteriyor ki; gökyüzündeki tanrılarla oyuna kalkışılmaz… Onlar ne isterse (ki, tüm isteklerini yeryüzündeki vekilleri vasıtasıyla insanlara tebliğ ederler!) hiç tartışılmadan yerine getirilmesi yaşamsal -ölümcül mü demeli acaba?- bir zorunluluktur…
Dur dur, daha bitmedi!.. Al sana bilim… Al sana yazı ve matematik… Al sana felsefe…
Ve, al sana yıldız falı, astroloji…
Say say bitmez…
Ve ilginçtir; binlerce yıldır sürekli yapılan eklerle zenginleştirilerek anlatılmaya devam eden bu çok katmanlı ve çok gizemli öykü, hâlâ insanlık tarihinin en önemli, en kutsal, en dokunulmaz ve en tartışılmaz sırrı olma özelliğini sürdürüyor…
Yaaa…

Bakalım, nereye kadar?

Murat Hiçyılmaz / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

03

Abdurrahim Çokgüngör - 1*Yazınızdaki şu söz “yeryüzünde olan biten -nedeni belirsiz- her şeye gökyüzünün bu ‘hakim-i mutlak’ varlıkları karar veriyorlar…” hem akla hem de kalbin merkezinde bulunan Yaratıcıya iman kavramına aykırıdır. Muhteşem bir düzen içinde hatasız bir şekilde hareket eden burçların yaratılmışlığı hakikati dururken onlara “hakim-i mutlak” sıfatı yakıştırılması bir manada Rablik izafe edilmiştir. Kur’an’ın 85. Suresi Burçlar adını alır. Bu sure iman sahipleri ile zulme uğrayanlara teselli ve müjde, inanmayana zalimlere ise tehdit ve azap haberleri içerir. Bir diğer husus ise bu 12 burcun hareketleri yani uzayda seyirleri esnasında son derece dakiklik içinde bir sapma göstermezler. Kur’an burçlara yemin ederek dikkatleri bu olaya verir ve olacakları haber verir. Kaldı ki son çalışmalarda uzayda Hubble Uzay Teleskopu yaptığı çalışmalarda 10 bin galaksi yani 10 bin burç tesbit ediyor. Ve her burçta milyonlarca hatta milyarlarca yıldız kümesinin varlığını belirliyor. Ve Kur’an “Biz gökyüzünde burçlar yaptık ve seyredenler için onu süsledik”15/16. buyrulur. Burada yarattık değil ama yaptık manasına dikkatinizi çekerim. Yıldızların ana maddesi hidrojendir. Hidrojen bir araya getiriliyor, sıkıştırılıyor, hatta bir nevi sıvı haline getiriliyor ve sonra sık sık infilaklarla tutuşturularak insanların hem seyrine veriliyor hem akıl sahiplerine Yaradanı hatırlatıyor. Bu bir manada Rabb-ül Aleminin eseri olduğunu akla getirerek onun kudret ve azametini nazara verir. Çok az insanın aklına gelir. Yıldızların ateş nuru yakmaz zarar vermez hakikati sebebiyle meleklere mesken olmuştur. Hatta iman sahipleri ölümden sonra, berzah aleminde iken inanlara mükafat olarak kainat galaksi ve yıldızlar gezdirilerek inandıkları Rablerinin azamet ve ihtişamını sergileyen eserleri gösterilir.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 03:19
02

Abdurrahim Çokgüngör - 2*Kur’an’ın bir çok ayetinde Cenab-ı Allah kendisini “göklerin ve yerin” Rabbi olarak tanıtırken buradaki dünya uzay ve varlıklarıyla dengeleniyor. Bu dengeye dikkatinizi çekmek isterim. Bir manada dünyanın değeri bütün bu milyarlarca yıldızla eşitlenmesi ne anlama gelir? Dünyanın Rahman isminin tecelli eseri bir saray gibi yaratılışı ve barındırdığı 400 bini bulan bitki ve canlıya beşiklik etmesi ve ihtişamı ve değeri gözler önüne serilirken insana ayrı bir değer verir. Kainatın yani evrenin küçük bir örneği olan insana. Yani kainat ağacının en son ve muhteşem meyvası olan insana. Ki bu insan dünyada bütün varlıklara tasarrufta izinli en faal memuru olmasıdır. Bir manada Cenab-ı Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Bütün varlıkları üstün kılınan en şerefli yaratıktır. Şimdi bütün kainata denk kılınan dünyanın hakim-i mutlakının burçlar ve yıldızlar olması mı yoksa Yaradan Cenab-ı Allah’ın olması mı hakikattir. Cansız ve şuursuz ve ilmi olmayan sadece bünyesinde bulunan saniyede 4.5 milyon ton hidrojeni yakan yıldız veya burçlar benim kaderime nasıl hükmedebilir? İlahi kaderin çizdiğini nasıl üstlenebilir. Yıldızlar ve burçlar kendilerine çizilen yolda hiç sapmadan itaat etmesi onları yönlendiren bir ilim sahibi, bir kudret sahibi Cenab-ı Allah’ı yani Rabb-ül Alemini haber verir. Bilir misiniz?. Her insanın kaderi el avuçları ile yüzüne yazıldığını çok az insan bilir. İlm-i sima sahiplerinin bunları okuduğunu. Ve her insanda Cenab-ı Allah'ın ayrı bir isminin ism-i azam olarak tecellisi ile insanların karakter farklılığının doğduğunu. Hatta coğrafyaların da aynı farklılığı gösterdiğini.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 03:15
01

Abdurrahim Çokgüngör - 3*Yıldızların kaderini tayin eden Allah’ın dünya ve varlıkların kaderine ilim kitabı olan Levh-i Mhafuz’un bir sayfası-ünvanı olan imam-ı Mübin ile tayin ederken, günlük-yıllık olayların kurallarını içeren yine Levh-i Mahfuzun bir sayfası olan kitab-ı mübinin icrası esnasında yaratılanların ne hükmü olabilir? Kaldı ki burçlar hareket halinde iken dünya 12 ayda 12 burcun önünden geçerek ne anlatmaya çalışıyor? Hangi kozmik ışınların dünya hayatını etsini haber veriyor. Bu arada belirteyim Cenab-ı Allah’ın Kayyum ismi olmasa idi bu uzay bu şekilde var olamaz yani duramazdı. Kur’an’da yer ve göklerin önce bir arada olduğu ancak sonradan ayrılarak sonsuz bir mekana açıldığını ve halen açılmakta olduğunu haber verir. O zaman kaderi tayin eden galaksiler topluluğu olan burçlar mi olur yoksa Levh-i Mahfuzun sayfaları mı? Yani yıldız ve galaksilerin dünyadan uzaklaşması kendi eserleri olmuyor. Bir ilim ve kudret sahibinin planı doğrultusunda kıyamete kadar ayrılmaları söz konusu. Ki Buruc Suresi’nde her şeyin kıyamete kadar var olacağı ve sonra yıkılarak ebedi düzene göre yeniden inşa edileceği haber verilir. Astronomi muhteşem bir ilimdir. Ve Allah’a işaret eder. Güneşe veya yıldızlara tapan cahillerin İlahi ilmi onlara izafe etmesi yani cansız cisimleri hakim-i mutlak yapılması sadece hakikat dışı bir iddia olur. Biz bu dünyaya bir tek gaye için geldik. Cenab-ı Allah’ı yarattığı eserlerini tecilli eden isimleri ile tanımak, bilmek, inanmak ve sevmekten ibarettir. Bu eğitim ve öğrenime göre ebedi hayatta bir mertebemiz olacak. Yani Allah’ı isimleri ile tanımak esas amaçtır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 03:08


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?