Bir Köprüde yaşamak...

Köprü ülkeyiz ya...
Bir ayağımız Batı'da, bir ayağımız Doğu'da!..
Ama ülkenin bu -coğrafi, tarihi ve kültürel- durumu, halihazırda halkın da bir ayağı Batı'da, bir ayağı Doğu'da olması sonucunu getirmiyor tabii...
Açıkça görülüyor ki, büyük bir 'aidiyet' sıkıntısı içindeyiz...
Şu soruyu soralım mesela: 'Bu ülkenin vatandaşı hangi medeniyetin ferdidir?'
Türk, İslam, Asya, Ortadoğu, Akdeniz (Roma!), Önasya (Hazar'ın batısı, Kafkasya, Anadolu!), Balkan, Avrupa?..
Doğu, Batı?..
Ortaya karışık?..
...
Bir genelleme yapıp, medeniyetleri Doğu (Türk, İslam, Asya, Ortadoğu!) ve Batı (Önasya, Akdeniz, Balkan, Avrupa!) olarak iki ana kola ayırırsak (hepsinin belli ölçülerde iç içe geçmiş, muğlak ayrımlar olduğunu unutmadan!); bir kısmımız Batılı ve -büyükçe!- bir kısmımız da Doğulu...
İkisini de bünyesinde hakkıyla (ne idüğü belirsiz bir bulamaç haline getirmeden!) sindirebilen oldukça azdır sanırım. (Hatta, ' Var mıdır?' diye de sorulabilir belki!)
Sorun da burada başlıyor zaten:
Farklı dünyaların insanları olarak, birbirimizi yeterince anla(ya)mıyor, birbirimizle yeterince anlaşamıyoruz...


Evet, aynı dili konuşuyoruz ama, kelimeler aynı anlamları ifade etmiyorlar...
Hayata ve dünyaya bakışımız, alışkanlıklarımız, beklentilerimiz çok farklı...
Vesaire, vesaire...
...
İşin kötüsü, bu keskin ayrım tüm iktidarlar ve egemenler tarafından törpüleneceğine, sivriltilmiş...
Hemen hepsi, sırtlarını bir tarafa dayayıp, diğerlerini aşağılamışlar, hedef göstermişler, kıyasıya sömürmüşler...
Geçmişte yapılan buydu, şimdi yapılan da bu!..
Ve elbette, bir türlü kapanmayan yara gitgide kangrene dönüşüyor...
...
Doğal olarak, bu halimizle bir çözüm de üretemiyoruz...
Çünkü, herkesin çözümü kendi bakış açısını yansıtıyor...
Diğerlerine uzak, yabancı...
Dahası; onların hiçbir zaman olamayacakları -ve olmayı da istemedikleri!- unsurları da içerdiğinden... ve 'Ben niye kendi dünyamda -alıştığım gibi!- yaşamaya devam edemeyeceğim?' sorusunu da sordurduğundan, korkutucu!..
...
Sonuç...
Ya kendi özel/özgün medeniyetimizi yaratmalıyız... (Ki, bunu geçmişi taklit ederek başarmamız mümkün değil. Aksine, geleceği öngörerek başlamalıyız işe!)
Ya farklılıklarımızı kabullenerek ve saygı duyarak... birlikte, bir arada yaşamasını öğrenmeliyiz...
Ya da...
...
Haa, bir de -biz ne istersek isteyelim!- 'Dünya Düzeni'nin planlayıcı ve uygulayıcılarının bizim için nasıl bir 'gelecek senaryosu' kurguladığı da önemli tabii... (Baksanıza, yalnızca bizde değil, dünyanın her yerinde, her gün, her şey değişiyor ki, bunu sadece 'hayatın doğal akışına uygun’ sosyal/toplumsal dinamiklerle açıklamak pek olası değil sanırım!)

Murat Hiçyılmaz / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?