Atatürk yanlış mı yaptı?


Vahdettin'in damadı olup; bir eli yağda bir eli balda yaşayabilirdi!
Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra Topkapı Sarayı'na oturup, "İsmet, sen de sadrazam ol! En büyük benim, sizler de benim kullarımsınız" diyerek cariyelerle sefa sürebilirdi.
"Ey kahraman Türk kadını: Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın" demez, "Bana ne kadınlardan! Ne halleri varsa görsünler. Sürüm sürüm sürünsünler" diye konuşup, kadınlara Avrupa'nın çoğu ülkelerinden önce seçme ve seçilme hakkını vermez, haremini kurar, Kıbrıs şaraplarını (!) yuvarlar, sefa yapabilirdi.
Ne işin var Çanakkale'de! Ne işin var idam fermanıyla Samsun'da, Sivas'ta, Anadolu'da, Kurtuluş Savaşı'nda... İstanbul'da Saray'dan boğazdaki düşman gemilerinin ışıklarını seyrede seyrede zenginlik içinde yaşamını sürdürebilirdi.
Yapmadı...
Yapamadı...
Tam tersi; kendisini ülkesine adadı, savaştı.
Ümmet lafını reddetti; bu topraklarda yaşayan herkese vatandaşsınız dedi.
Cumhuriyetin ilanından sonra bile oturup keyif yapacağına şehir şehir, köy köy gezerek halkını aydınlatmaya, Türkiye'yi medeni ülkeler arasına sokmaya çalıştı.
Hastalandığında bile Hatay için trene binip uzun yolculuğa çıkması ölümünü hızlandırdı belki de...
Türkiye Cumhuriyeti ve halkı için yaptıklarını şu satırlara sığdırmak imkansız elbette.
Ama bakıyorum da bugüne...
Üç kuruşluk bile etmeyen bilgileri ve akıllarıyla... Kafasına sarık geçiren sallıyor da sallıyor!
Dedelerine özgürlük verdiği adamlar büyük bir cesaretle hakaretler yağdırıyor! Haklarında da hiç bitmeyen sözüm ona soruşturmalar (!) açılıyor! Bazılarına açılmıyor bile...
Önce şunu söyleyeyim; Allah sizin cezanızı versin!
Sonra da devam edeyim; kahrolun e mi!
Geceleri uyumak için başımı yastığa koyduğumda hep şunu düşünüyorum:
Acaba Atatürk yanlış mı yaptı?
Ne işleri var bu heriflerin özgürlükle!
Kendini neden bu kadar hırpaladı?
Kendini padişah ilan et, rahat et de mi!
Bırak İngiliz, mingiliz ne yaparsa yapsın!
Ne kurtarıyorsun bunları?
Allah bizim de cezamızı versin!
Bu adamlar car car öterken elimiz kolumuz bağlı sadece bakıyoruz ya...
Yazıklar olsun bize!..

Marmara'da işlem tamam! Sıra geldi Karadeniz ve Ege'ye!

Dünyada belki de tektir Marmara Denizi.
Düşünsenize sadece bir ülkenin; yani bizim.
Ama bizim olduğuna pişmandır eminim!
O denizi mahvettik, bitirdik!
Fabrika atıkları, kanalizasyon boruları, etrafını delik deşik etmek ve bunun gibi daha bir çok nedenlerle mahvettik.
Şimdi deniz salyası dedikleri bir şeyle kaplanıyor kıyıları; içinde kalan son canlıları da bitiriyor.
Belki de Marmara'nın isyanı bu, "Ulan beni bu hale nasıl getirdiniz" diyerek yüzümüze tükürüyor!
Yani yıllardır uğraşa uğraşa işlemi tamamladık!
Şimdi sıra geldi Karadeniz'le Ege'ye...
Yaptık mı Kanal İstanbul'u... Zaten balıklarının bile bizim kıyılarımızdan kaçarak kendilerini can havli ile diğer ülkelerin sularına attıkları Karadeniz'i de halletmiş oluruz!
Düşünün... Hamsi bizde artık az çıkıyor. Ama Gürcistan'da var, Bulgaristan'da var, Romanya'da var! Kalkan bizde yok. Ama diğer ülkelerde o da bol bol var.
Demek ki bu balıklarda akıl var! Kaçıyorlar! Elimizden kaçan kurtuluyor yani; bunlar da anlamışlar!
Ege'ye gelince...
Orası için de elimizden geleni yapıyoruz ama neyse ki sadece bizim değil kıyıları! Bir de alttan Akdeniz'e açılıyor, o biraz kurtarıyor!
Ya Karadeniz ve Ege de Marmara gibi sadece bizim iç denizlerimiz olsaydı!


Birleşemezseniz durduramazsınız!


Karl Marx'ın söylediği rivayet edilen bir sözdür: Bütün ülkelerin işçileri birleşin!
Ama bütün ülkelerin işçileri birleşememiş, kapitalistleri birleşmiş ve dünya bugünkü haline gelmiştir.
Bugün biz de bunun örneğini yaşıyor gibiyiz.
Artık hemen her gün ülkenin herhangi bir yerinden doğa katliamı haberleri geliyor. Ama sadece o yörenin insanı feryat ediyor, diğerlerinin umurunda bile olmuyor.
Bir gün Ege'de, bir gün Karadeniz'de, bir gün doğuda, bir gün batıda...
Delik deşik ediliyor memleket bir avuç dolar uğruna.
Son haber Van'ın Gevaş ilçesinden. Van Gölü'nün tam da kenarına suya da girebilen alanın hemen 300 metre yanına taş ocağı ruhsatı verilmiş. Ruhsatı alan da başlamış çalışmaya. Ortalık perişan.
Taş ocağı kararına tepki gösteren bölgedeki vatandaşlar da, change.org'ta imza kampanyası başlatarak destek istemişler.
Diyorlar ki; "Dünyada eşine az rastlanır bir şekilde sahilde insanların suya girdiği bir alanın hemen üstünde bir taş ocağı açmak görülmüş şey değil."
Halbuki görüldü.
Sadece deniz kenarına değil, dağlar, tepeler, ovalar, ormanlar yerle bir ediliyor. Ama siz onları görmediniz, şimdi burnunuzun dibindekini görüyorsunuz.
Rize'de ise köylünün yaşam alanı yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Onlar da yardım istiyor!
Datça'da... Manisa'da... Aydın'da... Çankırı'da... Say sayabildiğince yurdun dört bir yanında... Hep aynı şeyler:
"Görülmüş şey değil!"
Görülüyor oysa yıllardır...
Ama herkes kendi yaşam alanına sıra gelene kadar sessiz!
Kendi başına gelince feryat figan!
Eğer kendinizi kurtarmak istiyorsanız başkalarının feryadını da zamanında görmeli, destek olmalısınız.
Onun için birleşmelisiniz.
Yoksa... "Her koyun kendi bacağından asılır" derseniz hala...
Geçmiş olsun!

Gürel Yurttaş / 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürel Yurttaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?