Arkadaşlık üzerine...

Yahu arkadaş, söylesene, şu arkadaş dediğin kimdir?..

Nedir, necidir sahiden?..

Yaşamın boyunca birtakım tesadüfler sonucu karşına çıkmış olan ve yine birtakım tesadüfler sonucu birlikte birtakım şeyler yaşayıp, paylaştığın insanlar mıdır mesela?..

Tamam ama, düşün ki, anne ve babanla dahi tesadüfler sonucu karşılaşıyorsun aslında. Hatta, onlar da tesadüfler sonucu seninle karşılaşmıyorlar mı?.. (Tesadüfler sonucu tanışıyor, tesadüfler sonucu evleniyor, tesadüfler sonucu çocuk yapmaya karar veriyorlar… Sonra, tesadüfler sonucu o yumurtayla o sperm buluşuyor, tesadüfler sonucu sen doğuyorsun, vesaire vesaire!)

Hangi ebeveyn tam da istediği çocuğa sahip olabilmiştir ki?.. (Ve hangi çocuk tam da hayalindeki ebeveynler tarafından büyütülmüştür?)

İşin o tarafından bakınca, aileye göre biyolojik ve hukuksal herhangi bir bağımız olmayan arkadaşlarımızı seçmekte çok daha özgür sayılırız elbette. Gerçek hayattaki karşılığı su götürse bile, ‘Hiç kimse sevmediği bir insanla arkadaşlık yapmak zorunda değildir’ deme şansımız var en azından...

Ama niçin o veya şu değil de, bu?..

Niçin hayatımızdan geçmiş binlerce, onbinlerce kişi arasından sadece birkaç tanesi?..

Onları diğerlerinden faklı kılan nedir gerçekte?..

Daha iyi olmaları mı?.. Bizi daha çok seviyor olmaları mı?.. Daha kafa dengi olmaları mı?.. Daha akıllı, daha esprili, daha cana yakın olmaları mı?..

Karşılıklı çıkarlarımızın (beklentilerimizin mi desek kibarca?) daha çok çakışması mı yoksa?..

Nedir, bilen var mı?..

Hem, işin mantığını, felsefesini geçtim, kaç tanedir, onu dahi biliyor muyuz?..

Söyle bakalım, kaç arkadaşın var şu an?..

Üç, beş, on, yirmi, elli, yüz, bin?..

Sosyal paylaşım sitelerindeki yüzlerce, binlerce arkadaştan kaçıyla tek bir kere olsun göz göze geldin bu güne değin, bir düşünsene...

Gelsen bile, kaçını şıp diye tanırsın?..

Günümüz ‘modern’ dünyasında kelimelerin, anlamların içi öylesine hunharca boşaltılıyor ki, benim şu kadar arkadaşım var dediğinde, sen aslında o ‘arkadaş’ kelimesiyle tam olarak neyi kastettiğinin farkında mısın?..

Evet, birilerinden bahsediyorsun ama, kim onlar?..

Sözlük ‘birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yâren’ diyor arkadaş kelimesine karşılık olarak. İkinci anlamını da ‘bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik’ olarak açıklıyor…

Ayrıca, ekliyor: ‘Bazı yerel ağızlarda; karı, eş…’

Hımmm… Sosyal paylaşım siteleri olayını ikinci anlama sokabiliriz galiba. Ne de olsa, ‘bir ortamda’ birlikte olunuyor…

Gelelim birincil anlamına:

Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimseler…

Hepsi o!..

Sana bir şey diyeyim mi: Bu tarife bütün insanlık girer bence…

Girmeli…

Herkese sevgi ve anlayış göstermeyi -bazıları pek umursamasa da!- doğal bir ön şart olarak kabul etmek gerekmez mi acaba?..

Yani, tüm insanlar benim arkadaşım…

Ah ne güzel, ne güzel!..

Ammaa, gerçekten de öyle mi peki?..

Doğrusu ya, kulağa çok hoş geliyor. İnsancıl, barışçıl, ruhani…

Ancak, bir an için türümüzün karakteriyle ilgili çözümsüz aksaklıkları görmezden gelsek bile, yine de kolayına söylenecek bir söz değil…

Şöyle ki; eğer tüm insanlar arkadaşımsa, o zaman insan eşittir arkadaş olmalı…

Ve, arkadaş eşittir insan…

Eşanlamlı iki kelime…

Mesela, “Dün akşam birkaç arkadaş, birlikte yiyip içtik” cümlesini “Dün akşam birkaç insan, birlikte yiyip içtik” olarak kurabilir miyiz?..

Kursak da, aynı anlamı ifade eder mi?..

Ya da, ne bileyim, “Tüm insanlar sağlık taramasından geçmeli” yerine “Tüm arkadaşlar sağlık taramasından geçmeli” diyebilir miyiz?..

Olmuyor gibi…

Pek mümkünatı da yok zaten. İnsan, insanlık çok kapsayıcı kelimeler…

Arkadaş ve arkadaşlık ise, çok çok küçük bir azınlığın arasındaki özel yakınlığı ifade ediyor…

Ediyor etmesine de… Yine de, nasıl desem; oldukça muğlak bir yanı var, yakın arkadaşlar arasında bile aynı anlama geldiği şüpheli… (Denemesi bedava: Bir arkadaş ortamında arkadaş kelimesinin tarifini yapmaya çalışın bakalım, nelerle karşılaşacaksınız!)

Dahası, kafa karışıklığı bu kadarla da kalmıyor. Örnek mi istiyorsun?.. O zaman, haydi söylesene, dost ile arkadaş arasındaki fark nedir sence?..

Dost, daha yakın arkadaş mı demektir?..

Birbirlerine karşı gösterdikleri ‘sevgi ve anlayış’ az mı geliyor, yetmiyor mu?.. Daha çoğuna gereksinim duyup, ‘dost’ oluyor arkadaşlar?..

Hiyerarşik gruplar mı oluşturuyoruz hiç farkına varmadan arkadaş, dost falan diye?..

Eskiler ‘ahret kardeşi’ derlerdi, şimdikiler kan kardeşinden türetilen ‘kanka’ tabirini kullanıyorlar, bir üst rütbesi daha mı var bu grupların?..

Daha aşağı, daha üst rütbeleri de var mı?..

Olmalı mı?.. Olabilir mi?..

Görüyorsun ya, neresinden kurcalasak aklımız karışıyor. Aslına bakarsan, bir kez derinliğine düşünmeye başlayınca, her konuda durum böyle. Sanırım, özellikle bu yüzden, oturup düşünmek ve kendimize ait fikirler üretmek yerine, genel kabul görmüş klişeleri benimsemek daha kolayımıza geliyor galiba…

Üstüne bir de tembellik, cehalet, korkaklık, sürüden ayrı düşme endişesini falan koy. Düşünmemek için neden mi arıyorsun?.. Ohooo… Say sayabildiğin kadar…

Her neyse, fazlaca dağılmadan, konumuza dönelim yine:

Hepimizin ama az, ama çok arkadaşları vardır elbette. (Hiç olmayan elini kaldırsın!)

Onların hepsi düpedüz ‘arkadaş’ mıdır, yoksa farklı ‘alt’ sınıflara mı ayrılırlar?..

Yakın arkadaş, uzak arkadaş, iyi arkadaş, kötü (!) arkadaş, iş arkadaşı, meslek arkadaşı, okul arkadaşı, sıra arkadaşı, mahalle arkadaşı, gezi arkadaşı, yazlık arkadaşı, asker arkadaşı, silah arkadaşı, oyun arkadaşı, mektup arkadaşı, yol arkadaşı, masa arkadaşı, yatak arkadaşı, sahne arkadaşı, mahpus arkadaşı, kader arkadaşı, gönül arkadaşı, hayat arkadaşı…

Sana da olur mu; bir kelimeyi sürekli tekrarlamaya başlayınca, giderek anlamını kaybetmeye başlar ve yan yana gelmiş garip bir harfler topluluğuna dönüşürler beynimde…

Arkadaş, arkadaş, arkadaş…

Bu yedi harf neden, nasıl, niçin… bir araya gelmişler de, böylesi bir kavramın adı olmuşlar, merak ettin mi hiç?..

Biraz araştırınca, arkadaş kelimesinin kökeniyle ilgili şöyle bir hikaye buldum:

Efendim, kurak ve bozkır Orta Asya steplerinde yaşayan dedelerimiz savaşırken, etrafta pek ağaç bulunmadığından, düşmana ve özellikle onun ok atışlarına açık hedef olmamak için, sırtlarını büyükçe bir taşa vererek korunurlarmış. Güvenliklerini sağlayan bu taşa ‘arkataş’ denirmiş ve bu kelime zaman içinde bir anlam kaymasına uğrayıp, ‘arkadaş’ olarak dilimize yerleşmiş…

Sevimli bir hikaye aslında. Ve, oldukça anlamlı… Değil mi?..

Güvendiğimiz, sırtımızı dayadığımız (dayayabileceğimiz!) kişiler…

Bize karşı duydukları sevgi ve anlayış da cabası…

Daha ne ister ki insan?..

Ama, açgözlü körolası!.. İstiyor da, istiyor…

Sonunda öyle bir noktaya geliyor ki, asıl istediği şeyi unutuyor…

Ya da, karıştırıyor diyelim… Kafası dağılıyor, saçma sapan, alakasız şeyler istemeye başlıyor…

Adına da -hâlâ!- arkadaşlık diyor…

Heyyy, dur, dur bir dakika bakalım yazar bozuntusu… Boş buldun meydanı, bol keseden sallamaya başladın yine!.. Kim neye arkadaşlık diyecek, kime arkadaş diyecek, sana mı soracak, bunu mu istiyorsun yani?..

Hem, neden sorsun ki?..

Herkes kiminle, nasıl arkadaşlık edecekse eder, ne var bunda?..

Sana ne?..

Doğrusu, bana ne tabii… Fakat, insanın kendi fikrinin yanına, iyi kötü bir başkasınınkini de koyması az şey midir sence?..

Bence, oldukça önemli…

Ve işte, merak ediyorsan (eh, etmiyorsan da!), benim naçizane fikrim:

Sohbetimizin başında insan ana babasını, kardeşlerini, akrabalarını seçemez ama, arkadaşlarını seçebilir demiştik ya…

Doğrudur, seçme şansı vardır…

Komşu evlerde doğup büyüyen, sokaklarda birlikte koşturup oynayan, içtikleri su ayrı gitmeyen, ama sadece farklı dinden, farklı ırktan, farklı soydan oldukları için gün gelip birbirlerini boğazlayan arkadaşları görsek de, vardır…

Artık giderek ‘kast’ sistemine dönüşen sosyal sınıflar arasında zenginle fakir, yönetenle yönetilen, çobanla sürü arasında gerçekten bir arkadaşlık olur mu, olursa da nasıl olur, nereye kadar olur, üzerinde uzun uzun kafa yormayı gerektirse de, vardır…

Ancak, ne denli düşünüp taşınsam da, bu işin mantıklı bir formülünü bulamıyorum, onu da itiraf edeyim…

Şunlara, şunlara dikkat edersen, iyi arkadaşlar bulursun… Ya da; şöyle, şöyle davranırsan, arkadaş diye bağrına bastığın insanlar hayatını karartırlar maazallah…

Öyle bir formül -ne yazık ki!- yok...

Farklı bir his, farklı bir etkileşim, farklı bir alış-veriş, farklı bir elektriklenme, farklı bir iletişim söz konusu sanki…

Tanımlanması, açıklanması, dile getirilmesi pek mümkün olmayan şeyler yani…

Bana kalırsa, bu konuda yapabileceğimiz tek şey, elimize geçen fırsatları iyi değerlendirmek…

Bunun en basit yolu ise, herkese arkadaşça, sevgi ve anlayışla yaklaşmak…

O kadar…

Bir de, beklentileri aşırı yüksek tutmamak…

Uçmamak yani…

Ayaklarını yere sağlam basmak…

Ya da, ne bileyim, azıcık uçmak ama, arkadaşların gözünden tamamen kaybolmamak…

Göz ucuyla da olsa, teması hiç kaybetmemek…

Paylaşmak…

Kimi zaman mutlu anıları, kimi zaman derin acıları, kimi zaman sahip olduklarını, kimi zaman ol(a)madıklarını…

Geçmişi, şimdiyi ve geleceği…

Abartmadan, kanırtmadan, incitmeden…

İçinden geldiğince, karşılıksız, sevgiyle ve saygıyla…

Olabildiğince paylaşmak…

Dahası…

Daha ne olsun ki?..

Ve, son bir saptama: Hani, sözlük tariflerinden üçüncüsü vardı ya; ‘bazı yerel ağızlarda; karı, eş…’

Karı, koca, eş, sevgili, hayat arkadaşı… Adına ne dersen de, fark etmez; birçok açıdan gerçek anlamda en çok şeyin paylaşıldığı ‘arkadaş’ o!..

Bunu da vurgulamak gerek...

Efendim, ne dedin, sen de aynen benim gibi mi düşünüyormuşsun meğer?..

Ne güzel…

Tanışsaydık, arkadaş olurduk mutlaka…

Murat Hiçyılmaz / [email protected]

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Hiçyılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?