Perşembeni Öyküsü: Mutluluk

HERKESE GEREK

Saat 22.30 olduğunda at kuyruklu adam girer meyhaneye.

Beş kişi ayrı masalardadır.

Oturur bir köşeye. Çalar telefonu. Konuşur on dakika kadar. Her bir – iki dakikada bir gülmektedir kahkahalarla…

Kapatır. Telefonu. Sade kahve söyler.

O sıra beş kişinin kendisine baktığını görür.

Bakışırlar… Bakışırlar… Bakışırlar…

Seslenir çakır gözlüsü;

Burada beş kişiyiz. Düşünüyoruz dertli dertli. Tek isteğimiz hemen uyumak. Sense… Hem gülüyorsun…. Hem de uykun kaçsın diye mi acı kahve içiyorsun. Hiç derdin yok mu?”.

Uykum kaçmaz. Mışıl mışıl uyurum. İkincisi derdim olur. Olur ama sana göre dert nedir?”.

Derdimi soruyorsun. Dinler misin?

Bana ‘Dişli’ derler. Hani şu sözünü geçiren, istediğini yaptırabilen, güçlü kişi. Öyleyim’den fazlasıydım. Tuttum mu koparırdım... Hem ayağımın altında çiğnerdim hem de çenemle…”.

Ne oldu vaz mı geçtin?”.

İstemeye istemeye…”.

Mahkemelik mi oldun?”.

Mahkeme de vazgeçiremizdi!”.

Neden vazgeçtin öyleyse?”.

Bana ‘Hey Dişli baksana!’ denilince sövülüyor gibi oluyorum.”.

Durduk yerde sana neden sövmüş olsunlar?”.

Sorun onlarda değil bende!”.

Taşınıp başka ile gideceğim.”.

Yanlış anlama… Sorun nerende?

- Gördün mü? İşte dişler döküldü. Dişçi 'Size kalıp oturmaz. Ağzınız bozuk' dedi. Ağzım bozuktur. Ama nerden anladı bilmiyorum. Bunlar takma! Her ‘Dişli’ diyene sövmüş gibi bakıyorum da ondan. Çekip gideceğim burdan! Dert dediğim bu! Mutsuzum!

- Bi de iyi yanından bak…Ya o dişçi olmasaydı! Günde üç öğün çorba! Uydurmuş. Yat kalk dişçine dua et…

- Bu arkadaş dert görmemiş Kuyruklu!

- Senin derdin ne? Neden içiyorsun?

- Minibüs şoförüydüm. Bana Hızlı derler.

- 60’da üç yıl önce işi bıraktım. Bir minibüsçü arkadaşım sahil kasabasında işe başlamıştı. Bu yazın ortasında dizinden ameliyat oldu. İşini başkasına vermemeleri için, yerine ben bakıyorum.

- Ne kadar güzel. Trafiğin içinde boğulmaktansa… Yollar açık…

- Güzel değil!

- Trafiğin içinde tıkılıp kalmıyorsun. Neresi çirkin?

- Anna’nın Bahçesi diye bir yer var?

- Hiç duymadım.

- Yüzyıl kadar önce Türk’le evli İspanyol Anna varmış. Eşinin arazisini bahçeye çevirmiş. Sonra İspanya’ya dönerken satmamış. Bahçe olarak kullanım hakkını belediyeye bırakmış.

- Herkes gezip dinleniyor. Ne güzel.

- Güzel değil!

- Neden.

- Kuyruklu. Sana olanı anlatayım.

- Minibüse binecek olanlar soruyor: “Anna’nın Bahçesi’ne gidiyor mu?

Binenler şöyle diyor: “Anna’na üç kişi”.

Bazıları doğrudan soruyor: “Ana’na gidiyor mu?”.

Bazıları şöyle diyor: “Ana’nda inicem.”.

Lan Kuyruklu! Yolcu iyi niyetli. İyi niyetli de… Bende sinir minir kalmadı. Arkadaş bu fırsatta bir de kolundan ameliyat olacak. Altı ay daha buradayım. Düşünüyorum… Ne ot yiyeceğim? Mutsuzum.

- Kafana takma! Buna eyvallah de.

- Neden eyvallah diyecekmişim?

- Ya Anna’nın Bahçesi yerine Ebbe’nin Bahçesi olsaydı!

- Ha!

- Kuyruklu yaşa. Dert mi bununkisi…

- Senin derdin ne?

- Ben futbolda bahisçiyim. Derdin kıdemlisi bende.

- Hem de kıdemlisi!

- Dinle Kuyruklu.

- Aspantos takımına savunma oyuncusu alacakmış.

- Ne var bunda?

- Tekmelo’yu duymadın mı?

- Genel kültürüm o kadar geniş değil.

- ‘Top geçer adam geçmez Tekmelo’yu alacakmış.

- Kötü oyuncu mu?

- Her sezon en az beş golü var.

- kendi kalesine atıyor.

- Vay be! Hem de savunmada… Golcüymüş…

- Golcü! Her gittiği takımda kendi kalesine atıyor ama.

- Haaa…

- Bitmedi…

- Bitmedi mi?

- Onar kez de penaltı yaptırıyor…

- Haaaaaa…

- Her sezonda dörder kez kırmızı kart!

- Haaaaaaaaa…

- Derdim bu!

- Alan takım düşünsün. Sana ne?

- Bana ne olur mu Kuyruklu! Daha önce üçüncü ligdeydi. Aspantos her yıl şampiyonluğa oynuyor. Tekmelo’nun ne zaman ne yapacağı kestirilemez. Üçüncü ligdeyken maçlarında bahis olmazdı. Şimdi süper ligde. Üçüncü lig taraftarları satıldığı günü ‘kutsal bayram’ ilan etti. Biz bahisçiler ne edeceğiz? Oynayanlar kararsız kalacak. Artık Aspantos’un maçlarında bahis yok! Mutsuzum.

- Bakar mısın adamın derdine. Kuyruklu anlatayım. Sizler de dinleyim derdimi!

- Kaynanam. Eşinden beş yıl önce boşandı. Beş ay önce birisiyle tanışmış. Başladı takıp takıştırmaya, sürüp sürüştürmeye… Değişti havası o kadar süsten sonra.

- Sanki yeniden mi geldi dünyaya?

- Aynen. İki ay önce uğradı bize. Evlenecekmiş. Düşüncemizi sordu.

- Ne dedin?

- Gösterdi resmini. Tanıdığım çıktı.

- Aaa! Ne güzel rastlantı!

- Rastlantı iyi de… Sorun var güzelinde.

- Sorun nerde?

- Adamı tanıdığımı söyledim. Kaynanam da güzel buldu. ‘Süslenip duruyorsun amma boşuna’ dedim. Anlattım…

Anneciğim binlerce yıl önce insanlar kötü ruhların uzak durması için boyanırmış. Yani bugünkü süslenme. Bu adamın takma adı Kötü Ruh. Sen süslenmekle Kötü Ruh’u çağırmışsın.

- Eeee…

- E’si şu. Kaynanam bir hışımla fırladı. Çıktı gitti evden. Şaşırdı hanım.

- Sonra?

- Daha yumuşak söyleseymişim. Yıkılmış annesi.

- Sonuçta doğrusunu söylemişsin.

- Kaynanam Kötü Ruh olduğunu başkalarından da duydu. Kötü Ruh işi yattı. Yattı da aile ilişkilerimiz o gün bozuldu. İki aydır da düzelmedi.

- Sonuç?

- Sonuç şu. Kaynanam iki aydır bize gelmiyor. Kızı buzdolabına, çamaşır makinesine özetle beyaz eşyalara kilit vurdu. Televizyona da şifre taktırdı. Salonun kapısına şifre taktırdı.

- Bu fazla gibi…

- Dahası var…

- Tam tuvalete girecekken benden önce dalıyor. 15 dakika çıkmıyor. Dahası var. Tuvalete de şifre taktırdı. Gece yarısından sonra tuvalet kapalı.

- Yok artık!

- Karşımızdaki öğrenciler acıdı. Evin anahtarı verdiler. Öyle idare ediyorum. Kahvaltı ve akşam yemeği onlardan. Kiranın üçte birini ödüyorum.

- Ev kimin?

- Benim. Derdim var, diyen bana gelsin! Mutsuzum!

- Kötü Ruh’u asıl sen çağırmışsın. Sıra sende Topsakal. Anlat derdini. Nasılsa bedava dinleyici var.

- Lan Kuyruklu! Deşme derdimi!

- Dinlemezsek ayıp olur. Haydi…

- Ben benzinciyim. Kuruyayla’da benzin istasyonum var. Geldi herifin biri. Açtı benzin istasyonunu iki kilometre sonraya. Bir kilometre geriye de koydu bir yol tabelası.

- Sen ne yaptın?

- Ben de bir yol tabelası koydum.

. Çözümü bulmuşsun.

- Buldum da sorun bitmedi.

- Neden bitmedi?

- Bu kez 500 metre geriye bir tabela koydu.

- Ne yazdı?

- Göz kırpan bayanla ‘Aradığınız Burası’.

- Ben de 500 metre tabela: gene o göz kırpan bayanla ‘Arabanızın Aşkı’.

- O ne yaptı?

- 500 metre geriye bir tabela. Ben de 500 metre geriye. O 500 metre geriye bir tabela. Ben de 500 metre geriye. O 500 metre geriye bir tabela. Ben de 500 metre geriye.

- Sonuç altı aydır savaşıyoruz. Her 500 metre geriye birer tabela. Bugün 250’nci tabelamı diktim. Hesapladım. Kazandıklarımızı reklamcılarla tabelacılara veriyoruz.

- Bırak bundan sonra.

- Bırakmam! Ben ‘sonradan gelme benzinciler’e pabuç bırakmam! Mutsuzum! Ya sen Kuyruklu? Mutlu musun?

- Kendinize bir mutluluk yaratın. Huyunuzu suyunuzu bilmem. Hadi kedilerden örnek vereyim.

- Kediler mi?

- Bildiğimiz kediler. Hani şu miyavlayanlar. İşte onlar. Venezuela’nın …. Dağı’nın köylerinde kedinin kuyruğuna kuş derlermiş. Kedi sevdiği mamayı yiyince mutlu olurmuş. Kuyruğu kalkarmış. “Kuşu kalktı” derlermiş. Sizler de kendinize bir mutluluk bulun artık. Beyler Kuyruklu kaçar. Uzun yola gidiyorum. Hoşça kalın. Son olarak…

**

Murat B. Tepebaşılı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder

# tam, oldu, var, gün, iyi

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?