Perşembenin Öyküsü: MUMYA

BU SİNEMADA

- Ahmet de geldi. Ancak birisini daha bekliyoruz.

- Kimi?

- Nevzat Özkıranartlı’yı bekliyoruz. Görsel sanat yönetmeni.

- Levent neden çağırdın bizleri buraya?

- Muratti öldü. Duyunca gömülmeden yetiştim.

- Levent sağol. Sayende biz de yetişmiş olduk cenazeye.

- Mahmut bildiğin anlamda cenaze değil bu.

- Nasıl bildiğimiz anlamda değil Levent. Cenaze cenazedir.

- Hayır Seher. Cenaze cenazedir. Amma bu bildiğimizden değil.

- Nesi değişik bunun?

- Ahmetciğim bir izin verin anlatacağım.

- Levent bir bey geldi.

- Mahmut gelen Muratti’nin arkadaşlarından Nevzat Özkıranartlı. Süremiz kısıtlı. Konuya geçiyorum.

- Ne için kısıtlı Levent?

- Seher gömme hazırlıkları öncesi var.

- Gömme hazırlıkları mı?

- Evet Ahmet gömme hazırlıkları öncesi.

- Levent iyi misin? Herşeyi biz mi yapacağız? Yıkaması etmesi. Çukur kazması. Duası muası?

- Öyle değil Mahmut.

- Son görevimiz olacak. Olacak da ne yapacağız biz?

- Hah! Ahmet! Dinleme kıvamına şimdi geldiniz.

- Umarım bit yeniği çıkmaz.

- Bit yeniği yok Seher. Haberini alınca hemen koştum müftülüğe.

- Neden?

- Ahmet bilmiyor musun? Seher sen? Mahmut sen? Nevzat sen de mi bilmiyorsun?

- Neyi bilmiyorum?

- Ahmet’in bilmediğini ben de bilmiyorum.

- Doğru söylüyorsun Mahmut. Sen bilmiyorsan, adım Seher gibi ben de bi gıdım bilmiyorum.

- Seher peki. Beyler bildiklerinizi unutun. Muratti eski Mısır’ın Çok Tanrılı dinine inanıyordu.

- Levent sen nereden biliyorsun?

- Nevzat. Muratti bir gün bana ‘Yüce Ra’nın gözü herşeyi görür ve bilir. Vicdanın 24 saat kapanmayan gözüne inanırım’ demişti.

Durmadım üstünde. Kimsenin şeyine… İnancına karışmam.

- Levent konuya girecek misin? Yoksa biz mi atalım seni karga tulumba?

- Haklısın Ahmet!

- Mahmut da haklı diyorsa, ben sıradan çıkmam!

- Ben de çıkmam Seher.

- Konuya sen gireceksin Levent.

- Tamam Nevzat! Sen de kuyruktasın demek.

- Başlıyorum konuya. Muratti’nin öldüğünü duyunca aldım soluğu Müftülük’te. Firavun dönemine uygun olarak gömeceğimizi söyledim.

- Firavun dönemi mi?

- Evet Seher. Muratti’yi mumyalacağız. Hemen ‘nerden biliriz mumyalamayı’ demeyin. Ben mumyalamayı öğrendim. Ayrıca o kadar malzemeyi neden aldırdım diye sormayın artık.

- Peki Levent. Bir şey soracam: ‘Neden sadece burada beş kişiyiz?’.

- Sorunu beğendim Mahmut.

- Beğendin. Neden yalnızca dört kişi çağırdın? Bu soruyu da beğendin mi?

- Muratti’nin masasında yarım kalan şu yazıyı buldum. Tİ başlığının altındaki adlara bakar mısınız? Seher, Ahmet, Mahmut. Nevzat ve ben Levent.

- Beş kişi daha var.

- Birisi Zuhal. Ama bu adamın tanıdığı 4 Zuhal var. Hangisini çağırayım ki… Dördünü ise hiç tanımıyorum Seher.

- Yani buradakileri Tİ’ye alan öyküler mi yazacakmış?

- Ve ben ilk sıradayım Mahmut.

- Sen üçüncü Ahmet. Ben yedinci Mahmut.

- Nevzat sekizinci. Ve elli yıllık arkadaşı ben Levent son sıradayım.

- Ve anlaşılan sen bir oyun düşündün Levent.

- Aynen Nevzat. Son gülen iyi gülecek!

- Tİ listesinin sonundasın. Ancak sen başlayacaksın anlatmaya…

- Emrin olur Seher. Başlıyorum…

3 gün bekletiliyor. Potasyumlu havuzda 7 gün kalacak. Sonra iç organları parçalanacak.

Sol tarafa el girecek delik açılacak. Kalp dışında. 4 organ 4 çömleğe konulacak. İnseti çömleğine karaciğer. Duamutefe'ye mide. Kebehsenuef'e kalın bağırsaklar. Akciğer ise hapı adında bir babuna ait.

Kalp öteki yaşamda yargılanması için kalacak.

- Beyin çömleği yok mu?

- Muratti için mi Mahmut?

Sonra ceset, nemini kurutmak için natron tuzu ile doldurulur. 40 gün bekletilir. Kuruyan ceset Nil’in suyuna batırılır. Tuzu çıkartılır.

- Neee? 40 gün mü bekleyeceğiz?

- Telaşlanma Ahmet! İzmir’de biyokimyacı buldum. Güzelyalı Eczanesi’nde. Vecihi Özerdemli. Bu işlemleri bir saatte bitirmek için hangi malzemeleri alacağımı sordum. Yazıp verdi. Ne için istediğimi sordu. ‘Çok hayırlı bir iş için’ dedim.

Tuz çıkartmada kalmıştım. Yağlı reçine ile harmanlaşmış talaş, cesedin içine basılır. Sonra o delik palmiye iplikleriyle dikilir. Bezle açık kalmayacak biçimde vücut sarılır. Öteki yaşamda koruyacak eşyalar her sarmada içine sarılır. Her sarmada reçine ve esans yağı sürülür.

Kat kat üst üste gelince zift gibi görünür. Eski dilde zift anlamına gelen “mumiya” denilirdi.

- Vay be! Demek ki Ramses’in mumyası aslında Ramses’in Zifti demekmiş. Ziftin Pekini Ye deyişi burdan mı geliyor?

- Hayır Seher. Ne ilgisi var? Mumya hazırlandıktan sonra Mumya Tanrısı Anubis'in maskesini takan kişi gelir. Dualarla tabuta konur.

Tabut parlak renklere boyanır. Başın olduğu yere Udjat yani göz konur.

- Neden konur? Anasının Gözü deyişi burdan mı geliyor?

- Hayır Seher. Ölüyken etrafı izlesin diye.

- Gözleri Açık Gitti deyişi burdan mı geliyor?

- Seheeer!

- Yani Gözü Arkada Kalmıyor… Bakma öyle. Tamam! Sustum…

- Adamı parçaladık ettik. Nereye gömeceğiz?

- Ahmet haklı. Nereye gömeceğiz?

- Nevzat onu da buldum.

- Dünyanın bilinen en eski hastanesi Bergama’da. Asklepyon. Arka tarafına gömülecek.

- Gömülecek… Gömülecek derken biz gömmeyecek miyiz?

- Hayır Mahmut biz gömmeyeceğiz. Cenazede bulunacağız.

- Ya parçalaması?

- Onu da biz yapmayacağız Nevzat.

- Adam mı tutacağız?

- Adamları da ben tuttum. Dışarıda bekliyorlar. Gelecekler. Mumyalacaklar. Ve sonra gömecekler Ahmet.

- Doğrudan mezar yerine çağırsaydın.

- Seher.. Rahmetliye bir ad bulmak gerekiyor. Kararsız kaldım.

İmhotep’in torunu Mubutep demeyi düşündüm.

- Şu piramitlerin mimarı İmhotep mi?

- Evet Nevzat. Sadece tarihte bilinen ilk mimar değil. Bilim insanı. Gökbilimci. Doktor. Aritmetikçi. Geometrici. Heliopolis’in yüksek rahibi. Firavun Djoser‘in veziri ve Üçüncü Hanedanlığı sırasında Sakkara Piramidi’nin mimarı. MÖ 2690 – 2610.

- Ve o dönemde. Ve elli yılda. Büyük başarı.

- Mahmut bir özelliği daha var. Imhotep ‘’huzur içinde gelen’’ demek.

- Ve biz şimdi ‘’huzur içinde gelen’’in torununu “huzur içinde giden’’ Mubutep mi yapacağız?

- Aynen Seher. Murat Bülent Tepebaşılı. Birleştir üçünü. Oldu sana Mubutep. İmhotep’in torunu.

- Çorbaya döndü tarih. Ama gene de bir soruncuk var.

- Soruncuk nerede Ahmet?

- Ben anladım gibi. İmhotep’e ayıp olmaz mı?

- Beni doğru anladın Seher. Levent buna ne diyorsun?

- Doğru dersin Ahmet. Mahmut ne yapalım?

- Keşke yolu olsaydı Süha Aksü’ye sorsaydık.

- Durun! Birden bir şey mi esti. Bana mı öyle geldi?

- Hayır Levent ben geldim.

- Biz de duyduk. Süha’nın sesi. Süha burda mısın?

- Eh yani! Yaşarken beni bu kadar yürekten çağırmadınız.

- Duydun mu dediklerimizi?

- Neredeyim diye bakmayın oraya buraya. İnsan önce bir hoş geldin, der. Neyse hoş bulduk. Duydum Ahmet. Adım Kozmik Süha. Ben duyarım. Düşüncemi soruyorsunuz… Neden İmhotep’e sormuyorsunuz?

- İmhotep mi?

- Evet Ahmet. Çağırayım. ‘İmhoteeeeeeeeeeeeeeep…

Gel lan bir dakika buraya!’.

- Süha İmhotep’le tanıştın mı?

- Tanıştım Mahmut. Cennetler arasında maç vardı. Yanıma düştü. Kanka olduk. Hem tam senin harcın Levent. Geldiğinde çok iyi anlaşacaksınız.

- Konumuz bu değil Süha.

- Duydunuz mu heybetli baş bariton sesini İmhotep’in?

- Neden çağırdın beni Süha? Zeki Müren’in konserindeydim. Bırakıp geldim.

- Seslerini duyuyoruz. Kendilerini göremiyoruz.

- Seher abla yaşamında kaç kere ruh gördün?

- Duydunuz mu çocuklar? 4711 yaşında bana abla diyor. 78 bin kez dedem oluyor.

- Ama Seher abla ben Kleopatra’ya bile abla diyorum. Bayanlar benim ablam.

- Takılma Seher.

- Nevzat. Uzatmayın. Süha neden çağırdın beni?

- Muratti’yi Mısır dönemine uygun mumyalayıp gömecekler. İmhotep’in Torunu Mubutep olarak yazmak istiyorlar.

- Benim düşüncemi soruyorsunuz… Malzemeler bunlar mı Levent?

- Eksiği yok, fazlası var.

- Saggara Piramidi’nin çevresinden kumlar getirtmişsin. Fazlası pamuk ve Japon yapıştırıcı.

- Pamuk İslami uygulama. Ama Japon yapıştırıcı?

- Öyle bildiğin pamuk değil bu İmhotep.

- Ne pamuğu bu?

- Kekik tozundan pamuk. Kokulu. Sonsuza dek kokar. Her sargıda Japon yapıştırıcıyı kullanacağız. Bir daha açılmasın.

- Anlamadım. Pamuğun mumyalamada işlevi yok. Güzel kokacak diyorsan… Japon yapıştırıcı belki???!!! Dönüşü olmayan yol mu yapıyorsunuz?

- Anlayacağın öyle. Bir de Haber Hürriyeti’nin yayın yönetmeni İbrahim Irmak’la görüştüm. Gömüldükten sonra haberi çıkacak.

- Ölüm ilanı için mi?

- Hayır Mahmut. Haberin konusu şu: ‘5021’de arkeologlar Bergama’da İmhotep’in torunu Mubutep’in mumyasını buldu. Tarihçiler şokta!’.

- Dur Levent! Ne yapıyorsun? 3 bin yıl sonra! Allak bullak ettin kafaları!

- Seher biraz da amacım o. Hiçbir kimse çözemesin. Ne dersin İmhotep?

- İmhotep’in torunu Mubutep’in mumyası demekte bence sakın yok.

- Nevzat Özkıranartlı görsel sanat yönetmeni. Kartuşunu yazacak. Ya mumyanın Bergama’ya gömülmesine ne dersin İmhotep?

- Evet kafalar karışacak. Hoş yüzyıldır anlayamadılar ya...

- Neyi anlayamadılar İmhotep dede?

- Seher abla. Piramitler için herkes ayrı telden çalıyor. Aslında anlamı çok basit. Üstüne de İmhotep’in torunu Mubutep’in kekik kokulu pamuklu mumyası. Haydi tadından yenmez Çarşaf Çorbası’na dönsün!

***

Murat B. Tepebaşılı

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Tepebaşılı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

01

Seher - Harika teşekkürler Murat çok güzel. Rahmetli Süha'da ayrı bir renk katmış. Bu öyküyü saklayacağım. Iyi bayramlar. Sevgiyle kal

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 13 Mayıs 11:17


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi

Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?